Living türkçesi Living nedir

  • Yaşamak için gerekli araçları sağlama işi. krş. geçim darlığı.
  • Yaşam tarzı.
  • Güncel.
  • Yaşama.
  • Geçerli.
  • Hayat.
  • Geçim yolu.
  • Yaşantı.
  • Geçim.
  • Yaşayan.
  • Oturma.
  • Canlı.
  • Yaşam standardı.
  • Sağ.
  • İktisat alanında kullanılır.
  • Kullanılan.
  • Ekmek parası.
  • Geçinme.
  • Geçinmek.

Living ile ilgili cümleler

English: A lot of people living in our building don't like the owner.
Turkish: Bizim binamızda yaşayan bir sürü insan mal sahibinden hoşlanmıyor.

English: A household is a group that shares the same living space and finances.
Turkish: Ev halkı, aynı yaşam alanını ve parayı paylaşan bir gruptur.

English: "How long have you been living here?" "It'll be five years next week."
Turkish: "Ne kadar süredir burada yaşıyorsun?" "Gelecek hafta beş yıl olacak."

English: A stranger living nearby is better than a relative living far away.
Turkish: Yakında yaşayan bir yabancı uzakta yaşayan bir akrabadan daha iyidir.

English: A living dog is better than a dead lion.
Turkish: Yaşayan bir köpek, ölü bir aslandan daha iyidir.

Living ingilizcede ne demek, Living nerede nasıl kullanılır?

Living account : Devinimli sayışım. Yatırım ve çekimleri gereği genel görüntüleri bakımından canlı ve devinmeli sayışımlar. Hareketli hesap. Canlı hesap.

Living allowances : Yeme-içme ve barındırma giderleri. Geçim parası. Görevli ve işçilerin işyerlerinde ya da işyeri dallarındaki yeme, içme ve barındırılmalarıyla, tedavi, ilaç, güvence ve emekli kesenekleri, giyimleri ve benzerlerini kapsayan giderler.

 

Living and other : Sabit ve diğer.

Living being : Canlı varlık. Canlı.

Living conditions : Hayat şartları. Yaşam şartları. Hayat şartlan. Yaşam koşulları. Hayat koşulları.

Living newspaper : Kısa, etkileyici sahnelerle günlük olayları eleştiren ve toplumsal sorunlara değinen gösteri türü. bk. canlı gazete. Gazete tiyatrosu.

Living picture : Canlı tablo.

Living creatures : Canlı yaratıklar. Canlılar. Mahlukat.

Living organism : Canlı organizma.

Living means : Geçim araçları. Yaşamak için gereken yiyecek, giyecek ve barınak gibi tüm araçlar.

İngilizce Living Türkçe anlamı, Living eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Living ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

In force : Yürürlükte bulunan. Büyük kuvvetlerle. Cari. Bütün kuvvetiyle. Bütün gücüyle. Yürürlükte. Tüm gücüyle. Yürürlükte olan (geçerli).

Animated : Canlandırılmış. Anime edilmiş. Hayat dolu. Canlandırılan. Animasyonlu. Hareketli. Neşeli.

Effective : Etkili. Verimli. Sonuç verici. Etkin. Yürürlükte. Etki yaratan. Efektif. Etken. Etkileyici. Yürürlükte olan.

Breezier : Cıvıl cıvıl. Havadar. Esintili. Şen. Havalı. Umursamaz. Rüzgarlı. Teklifsiz. Meltemli.

Fare : Yol parası. Başarmak. Navlun. Yolculuk etmek. Yola çıkmak. Gitmek (iş için). Gıda. Başından geçmek. Yolcu.

Admissible : İzin verilebilir. Kabul edilir. Emniyetli. Uygun. Dinlenebilir. Geçerli (hukuk terimi). Akla uygun. Onanır. Kabul olunabilir.

 

Right handed : Sağ elle kullanılan. Bilgisayar, fizik alanlarında kullanılır. Çembersel ucaylı bir enine dalganın ilerleme yönleci ile açısal devinirlik yönlecinin aynı yönde olması. Sağlak. Sağ elini kullanan. Sağak. Sağ eliyle iş gören. Sağa doğru dönen.

Abode : Bir yerde ikamet etmek. Olduğu yer. İkametgah. İkamet. Mesken. Oturulan yer. Ev. İkamet etme (bir yerde). Yer. İkamet yeri.

Inholder : Mukim. İkamet eden. Oturan.

Operative : Faal. Etkin. Teknisyen. Operatif. Etkili. Amele. Ameliyata ait olan. Dedektif.

Living synonyms : quickest, keep, exist, lifestyle, to day, above ground, existence, a change in supply, dwelling, direction indicator, newsworthy, exploited, subsistence, topical, commorant, beany, go along, able bodied, the last word, a type mutual funds, movement, airier, existences, experience, bounciest, rightest, daily, means of subsistence, habitation, livelihood, up to date, airy, righter.

Living zıt anlamlı kelimeler, Living kelime anlamı

Unrealistic : Hayali. Gerçek dışı. Gerçekçi olmayan.

Dead : Cansız. Gerilimsiz. Çıkmaz. Acımasız. Unutulmuş. Ölü (renk). Ölü zaman. Işığı hızla söndürme eylemi. Işığı öldürmek. Işığı hızla azaltarak söndürme.

Living ingilizce tanımı, definition of Living

Living kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Having life. Lives. As, a living creature. Life. Being alive. The state of one who, or that which, lives. Existence.