On edge türkçesi On edge nedir

On edge ile ilgili cümleler

English: I've been on edge all day.
Turkish: Sabahtan beri gerginim.

English: She was on edge till she heard from her husband.
Turkish: O, kocasından haber alana kadar gergindi.

On edge ingilizcede ne demek, On edge nerede nasıl kullanılır?

On : Yönünde. Esnasında. Çakırkeyif. Hazır. Yanmak. İle. Olmakta olan. Makbul. Civarında. Giyilmiş.

Edge : Eşik (kıyamet veya sorun vb). Yavaş yavaş ilerletmek. Keskinleştirmek. Uç. Kenar. İlerletmek. Kuşak izgesi gibi bir girişim ya da kırınım kuşağı çizgi dizgesinin sınır dalga boyu. Ağız. Keskinletmek. Kenar çizgisi.

Be on edge : Kaygılı olmak. Gergin olmak. Endişeli olmak. Aksi olmak. Sınırda olmak. Meraklı olmak. Hassas olmak. Sinirleri gergin olmak. Sinirli olmak.

Set on edge : Kamaştırmak. Endişeli. Sinirli. Sinirlendirmek. Huzursuz. Kaygılı. Kamaşmak.

Set the teeth on edge : Canını sıkmak. Bezdirmek. Sinirini bozmak. Kızdırmak. Rahatsız etmek. Sıkmak.

On a charge of murder : Cinayet suçlaması ile.

On a daily basis : Günlük olarak. Her gün. Günlük bazda. Günlük.

İngilizce On edge Türkçe anlamı, On edge eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak On edge ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

 

Flustered : Kafası karışmış. Heyecanlı. Kızışmış. Tedirgin. Kızıştırılmış. Canı sıkılmış. Kaygılı. Allak bullak olmuş.

Fraughts : Yüklü. Hileli kullanım. Rahatsız edici. Endişe verici. Dolu.

Angry : Fırtınalı. Kızarmış. Dargın. Hiddetli. İltihaplı. Kızgın. Gücenik. Gazaplı. Hırslı. Kızmış.

Buckish : Hoppa. Havalı. Züppe. Şık. Düşüncesiz.

Intense : Ölçülebilir bir büyüklüğün, özellikle bir alanın, bir kuvvetin ve bir erkenin, duyu organlarının etkilenmesi ile algılanır durumda olması. Ateşli. Yoğun. Hararetli. İstekli. Çarpıcı. Koyu. Keskin. Kuvvetli.

Edgy : Sinirleri gergin. Alışılmışa meydan okuyan. Belirgin hatlı. Alıngan. Heyecanlı. Huzursuz. Keskin kenarlı.

Testy : Huysuz. Çabuk öfkelenen. Çabuk kızan (ufak şeylere). Sinirlilikten kaynaklanan. Ufak tefek şeylere çabuk kızan. Aksi. Alıngan. Çabuk sinirlenen.

Soulful : Duygusal. Hisli. Duygulu. Anlamlı. İçli. Duyguları yansıtan.

Dubio : Belirsiz. Kuşkulu.

Eager : Arzulu. Gayretli. Ateşli. İstekli. Hevesli. Arzu. Şevkli. Can atan. Canlı.

On edge synonyms : frettiest, geared up, ants in the pants, irritable, angrier, impatient, in a dither, frettier, fretted, goosiest, apoplectical, overdelicate, tensest, agog, rash, solicitous, farfetched, icky, antsy, apoplectic, fraughting, distressed, bristlier, edgier, bristly, fraught, stressful, goosy, tensing, supersensitive, fearful, anxious, ickiest.