Oturak nedir, Oturak ne demek

  • Oturulacak yer ya da şey.
  • Bacaklarında veya başka bir yerinde, gezmesine engel olacak bir özrü olduğundan hep evde oturan (kimse), kötürüm.
  • Bir şeyin yere gelen tarafı, taban.
  • İçkili, çalgılı ve kadınlı eğlenti.
  • Kürekli teknelerde kürekçilerin oturduğu enli tahta
  • Alçak iskemle.
  • Boru mengenesinin tezgâha oturduğu ve vidalandığı bölüm.
  • Ördek.

"Oturak" ile ilgili cümle

  • "Üstüne konulan tandır oturağı çok kalın ve çok sağlam tahtadan fırınlanarak yapılmıştı." - A. Kutlu

Yerel Türkçe anlamı:

Toplantı.

Tahtadan yapılmış arkalıksız sandalye.

Bir yerde küme biçiminde büyüyen bitki.

Çay ağızlarına ağ gererek yapılmış olan balık avı.

Kötürüm.

Çam fidanı.

Kayıkçıların kürek çekerken oturdukları yer.

İskemle

Minder.

Asmaları yükseğe kaldırmak için yapılmış olan ağaç iskele, çardak.

Ayağa kalkamayan

Bir çeşit divan, sedir.

Arkalıksız alçak iskemle, tabure.

Düğünden bir gün sonra evde oturularak yapılmış olan eğlence.

Lazımlık.

İş göremeyen.

Hela, ayakyolu.

Kanepe.

[Bakınız: oturum]

Emekli.

Yazlık yer.

Kıç, makat.

Arabada yolcuların oturduğu yer.

Armutla ahlat arasında, tadı ekşimsi bir armut çeşidi.

Sürek avında avcıların av bekledikleri yer.

Yürüme zamanı geldiği halde yürüyemeyen çocuk.

 

Oda.

Beşiğin altı.

Merdivenin üstünde ve pencere önünde oturulacak yer.

Düğün günü yalnız erkeklere yapılmış olan yemekli eğlenti.

Gösteri Sanat terimi olarak anlamı:

Trapezin oturma yeri.

Tarih'teki anlamı:

Eski gemilerde kürekçilerin oturdukları yer.

Yararlı işler başarmış, sakatlık ya da kocamışlık nedeniyle görevden bağışlanarak emekliye ayrılmış yeniçeri.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Sandalye. (Yukarıdinek *Şarkikaraağaç -Isparta)

Beşiğin ayakları. (İnönü -Eskişehir)

Düğen sürme sırasında üzerine oturulan alçak yer. (İnönü -Eskişehir)

Sedir. (Büyükdivan -Çorum)

Diğer sözlük anlamları:

Oturacak yer.

[Bakınız: oturak yeri]

Müteakit, emekli.

Sabit, sakin, mukim.

Bilimsel terim anlamı:

Boru mengenesinin tezgâha oturduğu ve vidalandığı kısmı. (bk. Şek. 3)

Bir halk oyunu ezgisi.

İngilizce'de Oturak ne demek? Oturak ingilizcesi nedir?:

base, cradle

Oturak tanımı, anlamı:

Oturak kündesi : Güreşte bir elin arkadan iki bacak arasından, ötekinin de önden getirilerek kasık üzerinde kilitlenmesi biçimindeki kündeleme.

Oturaklı : Sağlam, gösterişli. Doğal yapısına, amacına uygun. Yerinde sağlam duran. Yerinde ve sırasında söylenen, çarpıcı (söz). Saygı uyandıran, ağırbaşlı (kimse).

Oturaklılık : Oturaklı olma durumu.

Alçak : Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Kısa (boy). Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer). Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı.

İskemle : Üstüne sigara tablası, çiçek vazosu vb. konulan küçük masa. Arkalıksız sandalye.

Taraf : Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi. Bir şeyin belli bölümü, kısmı. Yön, yan, doğrultu. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri. Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri. Yöre, yer.

 

Ördek : Yataktan kalkamayacak durumdaki erkek hastaların içine idrarlarını yaptıkları kap, lazımlık, oturak. Hile ile para sızdırılacak kimse, enayi. Otobüs ve minibüs sürücülerinin yollardan aldıkları biletsiz yolcular için kullandıkları bir söz. Perde ayaklılardan, evcil ve yabani türleri bulunan su kuşu, badi, badik (Anas).

İçki : İçinde alkol bulunan içecek. Bu içeceği içme işi.

Çalgılı : İçinde çalgı çalınan. Çalgı çalınarak yapılan.

Kadınlı : Kadını olan.

Yer : Durum, konum. Ülke. Görev, makam. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Önem. Gezinilen, ayakla basılan taban. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Durum, konum, vaziyet. İz. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Yerküre.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Şey : Nesne, madde. Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz.

İçkili : İçki içmiş olan. İçki içmiş olarak. İçki içilen.

Ve : İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.

Eğlenti : Neşeli ve hoşça vakit geçirilen toplantı.

Oturak alemi : Anadolu'nun bazı yörelerinde, sadece erkeklerin katıldığı, kadın oynatılan içkili toplantı. İlgili cümle: "“Dillere destan olan oturak âlemlerinde göbeği atan, erkek değil, kadındır.”" B. R. Eyuboğlu.

Oturak düşmek : Oturup istirahat etmek.

Oturak etmek : Konaklamak, ikamet etmek.

Oturak kemeri : Tuber ischiadicum'lar arasında, symphysis pelvina'ya doğru uzanan, doğumun kolay veya zor olmasında rolü olan, işi kemiğinin taban kısmında oluk benzeri kemer, arkus işyadikus.

Oturak kemiği : Kalça kemiklerinden arka ve alt kısmında olanı, os işi.

Oturak olmak : Yerinden kalkamayacak derecede yaşlanmak.

Oturak tahtası : Tahtadan yapılmış arkalıksız sandalye. bk. oturak (VIII)- Kayığın arka güvertesinin üstü.

Oturak tatası : Kızağa benzer tahta.

Oturak tepmesi : Kıça vurulan tekme.

Oturak ulufesi : Önceleri görevden bağışlanan yeniçerilerin; sonraları, hiçbir görev yapmadan ulufe kâğıdı satın alan kişilerin devletten aldıkları ulufe.

Oturak ile ilgili Cümleler

  • Tüm oturaklar ayrılmış.
  • Yukarıda bulunan tahta oturak aşağıda bulunan sandalyelerdekini rahatsız eder mi?

Diğer dillerde Oturak anlamı nedir?

İngilizce'de Oturak ne demek? : n. seat, stool, potty

Fransızca'da Oturak : pot de chambre, vase de nuit

Almanca'da Oturak : n. Nachttopf