Pemoline türkçesi Pemoline nedir

  • Merkezi sinir sistemini uyaran bir ilaç.
  • Psikostimülan amaçla kullanılan bir ilaç.

Pemoline ingilizcede ne demek, Pemoline nerede nasıl kullanılır?

Pemolin : Pemolin. Merkezi sinir sistemini uyaran bir ilaç.

İngilizce Pemoline Türkçe anlamı, Pemoline eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Pemoline ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Line : Düzdizim çizgisi. Özellikle pelajik balıkların avlanmasında kullanılan, yemli 2-7 iğneden oluşan olta takımı. Oyun alanını bölen, sınırlayan, belirleyen boyadan şerit. Astarlamak. Sıra. İki uzak nokta arasında veri iletişim ortamı sağlayan herhangi bir bağlantı. Tenis, futbol, bilgisayar, bilişim, masa tenisi, sinema, televizyon, voleybol alanlarında kullanılır. Sahne yukarısındaki palangalar yoluyla sarkıtılıp çekilebilen, genellikle çelikten yapılmış halat. Kırıştırmak. Bir sokaktaki yapıların, birbirine bakarak içerde ve dışarda yerleşmelerini önlemek, sokağa koşut ve sokaktan eşit uzaklıkta yer almalarını sağlamak üzere, önyüz çizgilerinin çakışması ya da koşut gitmesi istenen varsayımsal çizgi.

Frock : Frak. Rop. İş elbisesi. Dini göreve atamak. Kadın giysisi. Elbise. Redingot. Cübbe. Cüppe. Geniş elbise.

 

Skirt : -e dokunmamak. Kenar. Eteklik. Kenarından gitmek. Etrafından geçmek (bir yerin). Etek ile örtmek. Baştan savmak. Çevresinden dolaşmak. Etek. Değinmemek.

Dress : Şekil vermek. Pansuman yapmak. Giydirip kuşatmak. Temizlemek (tavuk veya balık vb'ni). Gece elbisesi giymek. Pansuman yapmak (yaraya). Kıyafet. Rendelemek. Hizalanmak. Süslemek.

Coat : Post. Film tabanı üzerine sürülen çeşitli duyar özdek ya da koruyucu özdekten oluşan astar. Giydirmek. Kürk. Yumurta kabuğu. Sinema, televizyon, veterinerlik alanlarında kullanılır. Birçok sestod da, embriyonik blastomerlerden köken alan dış zarın katkıda bulunduğu yumurta kabuğu. yumurtayı dış etkilere karşı koruyan ve büyük çoğunluğu kalsiyum karbonattan oluşan ve yumurtaya şeklini veren kısmı. Ceket. Kaplama. Sarmak.

Flour : Un. Un haline getirmek. Una bulamak. Fiziksel form olarak bir yem maddesinin öğütülmüş veya partikül irilikleri başka bir yöntemle küçültülmüş durumu veya hububat tanelerinin, diğer tohumların veya ürünlerin ince öğütülüp elenmesiyle elde edilen ve esas itibarıyla nişasta ve endospermin glüteninden oluşan yumuşak kısmı. Unlamak. Öğütmek. Flor. İnce toz gereç.