Playing türkçesi Playing nedir

  • Oynama.
  • Okuyor.
  • Çalma.
  • Oynanmak üzere yazılan bir yapıtın sahnede tiyatro sanatçıları tarafından oynanması.
  • Okunuyor.
  • Oyun.
  • Oynayan.
  • Yürütülüyor.
  • Oynak.

Playing ile ilgili cümleler

English: A girl is playing the flute.
Turkish: Bir kız, flüt çalıyor.

English: "I feel like playing cards." "So do I."
Turkish: "Canım iskambil oynamak istiyor." "Benim de."

English: A child is playing harp.
Turkish: Bir çocuk arp çalıyor.

English: A button came off when I was playing baseball.
Turkish: Beyzbol oynarken bir düğme düştü.

English: "Where's Tom?" "He's playing tennis with Mary."
Turkish: "Tom nerede?" "Mary ile tenis oynuyor."

Playing ingilizcede ne demek, Playing nerede nasıl kullanılır?

Playing card : İskambil kağıtları. İskambil. Oyun kağıdı. Oyun kağıtları. İskambil kağıdı.

Playing contract : Bir piyesin, bir tiyatro oyununun oynanması için yazarı ile tiyatro yetkilileri arasında yapılan sözleşme. Oyun sözleşmesi.

Playing court of basketball : Sepettopu oyununun oynandığı alan. bu alan kapalı bir salonda olduğu gibi açık havada da bulunabilir. dikdörtgen biçiminde, engelsiz sert bir yüzey olup çizgileri iç kenarlarından ölçüldüğünde, uzunluğu 26, genişliği ise 14 metredir. Sepettopu alanı.

Playing field : Oyun sahası. Oyun alanı.

 

Playing media clips : Ortam klipleri yürütme.

Role playing : Oynayan taraflar. Rol oynama. Bir çatışmanın farklı taraflarında yer alacak şekilde hareket etme. Hareket eden bölümler.

Long playing record : Longpley. Albüm. Uzunçalar.

Long playing : Uzunçalar. Uzun devirli (plak).

Pause slideshow until done playing : Yürütme bitene kadar slayt gösterisini duraklat.

Reel playing time : Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Mıknatıslı film, mıknatıslı ses kuşağı, mıknatıslı görüntü kuşağı gibi kuşakların bir makarasının süresi. Makara süresi.

İngilizce Playing Türkçe anlamı, Playing eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Playing ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Frisking : Üstünü aramak. Oynaşmak. Koşuşmak. Kuyyruk sallamak. Oynamak.

Device : Eğilim. Resim. Alıcıyı satış konusuna yaklaştıracak, onda ilgi uyandıracak nitelikteki sözler. İşaret. Makine. Alet. İstek. İstence. Bilgisayar, ekonomi alanlarında kullanılır. Yol.

Coltish : Çaylak. Delişmen. Acemi. Sıpa gibi (genç at). Enerji dolu. Tay gibi.

Dance : Dans. Dans ettirmek. Dans etmek. Eğlence. Müzik tartımına ve hızına uyularak yapılan, güzelduyusal değer taşıyan düzenli ve uyumlu gövde devinimleri. Danslı toplantı. Dans etme. Balo. Oynamak.

Action : Oyuncunun sahne üzerindeki hareketler dizisi. oyunun temasını hareketlendiren gelişim. bir hareketin aksiyon olabilmesi için itici bir nedenden çıkması gerekir. olay dizisi. oyunun öyküsü. dış aksiyon : göze yönelen hareketler bütünü. iç aksiyon : düşünce ve duyguya yönelen davranışlar ve ilişkiler bütünü. eylem. Etki. Olaylar dizisi. Savaş. Faaliyet. Hareket biçimi. Davranış. Dava. Çalışma şekli. Devinim.

 

Friskier : Oyuncu.

Bowling : Bovling. Ağır bir topla oynanan bir oyun. Bovling oyunu. Yuvarlamaca. Dokuz kuka oyunu.

Disports : Oyalanmak. Eğlenmek. Eğlenme. Oyalanma. Kendini eğlendirmek. Oynamak.

Dalliances : Oynaşma. Cilveleşme. Oyalanma. Eğlence. Tembellik. Üşengeçlik.

Catching : Yakalama. Kapma. Sari. Cazibeli. Bulaşıcı. Yakalayış. Çekici. Cazip.

Playing synonyms : piping, musical performance, dramas, fluctuating, frolicsome, actings, stealings, falsifications, bowing, acting, wobbly, dancing, devices, flirtatious, enactor, abstractions, renditions, raps, artifices, fluctuations, articular, elfin, artifice, larcenies, pilferage, holiness, stealage, rendition, coquettish, articulatio, defalcation, fluctuation, rap.

Playing zıt anlamlı kelimeler, Playing kelime anlamı

Inactivity : Etkisizlik. Üşengeçlik. Durgunluk. Tembellik. Hareketsizlik. Avarelik. Tesirsizlik.

Playing antonyms : nonindulgent.