Polishing türkçesi Polishing nedir

  • Perdah.
  • Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.
  • Perdahlama.
  • Parlatma.
  • Cila.
  • Polisaj.
  • Cilalama.
  • Filmin temizlenmesi sırasında tertemiz, parlak bir görünüş sağlama.

Polishing ile ilgili cümleler

English: These shoes need polishing.
Turkish: Bu ayakkabı parlatılmalı.

English: My shoes need polishing.
Turkish: Ayakkabılarım cilalanmalı.

English: Am I polishing the poisonous apples?
Turkish: zehirli elmaları parlatıyor muyum?

Polishing ingilizcede ne demek, Polishing nerede nasıl kullanılır?

Polishing a document : Belgeyi cilalama.

Polishing disk : Parlatma diski. Parlatma çarkı. Parlatma tekerleği.

Polishing emulsion : Parlatma sütsüsü. Parlatma sübyesi.

Polishing machine : Cila makinesi. Mozaik silme makinesi. Polisaj makinası. Parlatma makinesi. Cilalama makinesi. Perdah makinesi. Cila makinası.

Polishing paste : Cila pastası. Parlatma harcı. Parlatma macunu.

Chemical polishing : Kimyasal cilalama. Kimyasal parlatma.

Polishing powder : Parlatma tozu.

Polishing rehearsal : Düzeltme. Oyun seyirci karşısına çıkartıldıktan sonra görülen bazı aksaklıkları düzeltmek için yapılan ara çalışması, anl. parlatma çalışması.

Film polishing machine : Parlatıcı. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Filmi parlatma işinde kullanılan aygıt.

 

Diamond polishing plant : İşlenmemiş elmasların pazarlanabilir bir şekilde parlatıldığı ve şekillendirildiği fabrika. Elmas parlatma fabrikası.

İngilizce Polishing Türkçe anlamı, Polishing eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Polishing ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Brightening : Neşelendirmek. Parlaklaştırma. Parlatmak. Avivaj. Aklamak. Aydınlatmak. Parlaklaştırıcı. Aydınlanmak. Canlanmak.

Lapping : Birbirine bindirme. Pamuklu baskıda kullanılan sargı malzemesi. Müşterilerden tahsilatı geç gösterme yoluyla kasadaki parayı kullanma. Rodaj. Lepleme. Kıvırma. Bindirme. İnce parlatma. Alıştırma.

Sleeking : Düzlemek. Şıklaştırma. Pürüzsüzleştirmek. Parlatmak. Perdahlamak. Pürüzsüzleştirme.

Elbow grease : İnce iş. Alın teri. El emeği.

Clearing : Ödenekliklerde, kimi bölümlerde yeterli olmayan ödeneklere durumu yeterlinin üstünde bulunan öbür bölümlerden ekleme ya da düşülme yapılmak yoluyla gerçekleştirilen ödenek aktarması. bir paranın bulunduğu sayışımdan bir başkasına geçirilmesi için yapılan işlem. Açıklık alan. Meydan. Dokuların alkolünün giderilmesi için ksilol ve metil benzoat gibi maddeler kullanılarak parlatılması. sofralık pirinç üretiminde tanelere mekanik bir işlem ve genellikle sürtünme yoluyla düz ve pürüzsüz yüzey meydana getirme işlemi. bu şekilde hayvan beslemede kullanılan pirinç kepeği üretilir. (orman) açık alan. Birbirlerine borçlu ve alacaklı durumda olan kişilerin karşılıklı bir sayışımdan sonra borç ya da alacak kalıntılarını vererek ödeşmeleri. Açığa çıkarma. İkili ticaret anlaşması çerçevesinde ülkeler arasında dışalım ve dışsatımdan doğan alacak ve borçların döviz kullanılmadan karşılıklı olarak denkleştirilmesine dayalı dış ticaret biçimi. Sayışma.

 

Floating : Dalgalanan. Durağan olmayan. Yüzme. Kayan. Hareketli. Yüzey düzleme. Yüzen. Gezici. Asma.

Cyclamen : Tavşankulağı. Siklamen. Siklamen (bir tür bitki). Buhurumeryem. Tavşan kulağı.

Glazings : Sırlar. Emaye. Cam. Cam takma. Sır. Parlaklık. Sırlama. Camlama.

Sheen : Parıltı. Perdah yapmak. Esrar. Parlaklık. Revnak. Ot. Pırıltı. Parlamak.

Chaser : Diş açma bıçağı. Avcı uçağı. Hiçbir sanat değeri taşımayan, düşük nitelikte film; başarısız film. Pekiştirme mektubu. Kovalayan. Takipçi. Keski. Hovarda. Çapkın.

Polishing synonyms : scourings, buffing, polish, varnishing, megilp, mercerization, calendering, lustring, sheeneys, shoeshine, cyclamens, shining, sheeney, furbishing, levigation, shine, cera, finishers, thorough cleaning, lustre, waxing, luster, finishing, glosses, lustering, lacquer, scouring, dope, burnishes, mercerisation, finisher, sheens, work.