Preemptive marketing türkçesi Preemptive marketing nedir

  • Yeni bir teknikle piyasaya giren ilk firmanın reklam kampanyalarıyla ve pazarlama stratejileriyle tüketicileri ikna ederek kendinden sonra girecek firmalar karşısında rekabet üstünlüğünü ele geçirmesi.
  • İktisat alanında kullanılır.
  • Engelleyici pazarlama.

Preemptive marketing ingilizcede ne demek, Preemptive marketing nerede nasıl kullanılır?

Preemptive : Önalımsal. Sonsuz öncelikli. Herkesten önce satın alma hakkı olan. Şufa hakkı olan. Başkasına engel olarak. Önceden satın alınmış hakları olan. Önceden satın alma hakkı olan. Baraj (briç oyunu). Şufa ile ilgili. Önce satın alma hakkına sahip.

Marketing : Sürülme. Piyasaya sunma. Alışveriş yapma. Malların iyi ve çok olarak nasıl satılabileceğini araştıran ve bunları uygulayan bilim. İşletmenin, satış olanaklarını belirleyerek üretilen mal ve hizmetlerin tüketiciye ulaştırılması sırasında kar elde etmek amacıyla çeşitli unsurları etkilemeye ve denetlemeye yönelik yaptığı etkinlikler. Satış bilimi. Pazarlama. Alışveriş.

Preemptive pricing : Engelleyici fiyatlandırma. Yerleşik firma ya da firmaların fiyatlarını, piyasaya yeni rakiplerin girmesini önleyecek düzeyde tutmasına yönelik fiyatlandırma stratejisi.

Preemptive priority discipline : Sonsuz öncelikli düzence.

 

Preemptive strike : Engelleyici savaş. Karşı tarafın muhtemel saldırısına karşı önceden yapılan saldırı. Engelleyici darbe. Önleyici savaş. Önleme vuruşu. Engelleyici vuruş. Ön-vuruş. Önleyici vuruş. Engelleyici harekat. Önleyici harekat.

Preemptively : Düşmanından önce saldırarak. Öncelikle. İlk saldırıyı gerçekleştirerek.

İngilizce Preemptive marketing Türkçe anlamı, Preemptive marketing eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Preemptive marketing ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

A shift in supply : Sunum kayması. Üreticilerin mal sunumunu etkileyen fiyat dışındaki değişkenlerde ortaya çıkan değişme sonucu sunumun artması veya azalması diğer bir deyişle sunum eğrisinin sağa (aşağıya, güneydoğuya) veya sola (yukarıya, kuzeybatıya) kayması. krş. sunumun sağa kayması, sunumun sola kayması.

Abnormal budget expenditures : Olağanüstü bütçe gideri. Olağanüstü bütçenin giderleri.

Ability rent : Özel yeteneklere sahip olan kişilerin üretime katkılarının üstünde elde ettikleri kazanç fazlası. krş. kıtlık rantı. Yetenek rantı.

A pass through certificate : Taşınmaz rehniyle sağlanmış bir kişisel alacak karşılığında alacak sahibi finansal kurum tarafından çıkarılan değerli kağıt. Tutsat senedi.

Abnormal budget : Olağanüstü bütçe. Olağan bütçeden ayrı bir belge olarak hazırlanan ve kabul edilen, her yıl tekrarlanmayan ve olağanüstü nitelik taşıyan harcama ve gelirleri gösteren özel bir bütçe.

A type mutual funds : Ağırlıklı olarak hisse senetlerinden oluşan ve iç tüzüklerinde (esas sözleşmelerinde) asgari sınırları belirtilmek koşuluyla, portföy değerinin en az % 25’ini özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine bağlanmış olan uzun vadeli yatırım fonu. A tipi yatırım fonu. A tipi yatırım fonu ortaklığı.

 

Ability to pay approach : Bireylerin, devlet harcamalarının finansmanına, elde ettikleri gelir düzeyiyle orantılı olarak vergilendirilmeleri yoluyla katılmalarını ifade eden ve adam smith tarafından geliştirilen vergileme yaklaşımı. krş. yararlanma yaklaşımı. Güç yaklaşımı.

A change in supply : Üreticilerin mal sunumunu etkileyen fiyat dışındaki değişkenlerde ortaya çıkan değişme sonucu sunumun artması veya azalması diğer bir deyişle sunum eğrisinin sağa (aşağıya, güneydoğuya) veya sola (yukarıya, kuzeybatıya) kayması. krş. sunumun sağa kayması, sunumun sola kayması. Sunum kayması.

A shift in demand : İstem kayması. Tüketicilerin bir mala olan istemini etkileyen fiyat dışındaki diğer değişkenlerde ortaya çıkan bir değişme sonucu istemin artması veya azalması diğer bir deyişle istem eğrisinin sağa (yukarıya, kuzeydoğuya) veya sola (aşağıya, güneybatıya) kayması.

Ability to pay principle : Vergilemenin bireylerin ödeme gücüne uygun bir biçimde yapılması gerektiğini ifade eden bir vergileme ilkesi. kaynağı bol olanların kamu projelerine daha fazla katkı vermesi gerektiği ilkesi. Ödeme gücü ilkesi.

Preemptive marketing synonyms : a group shares, a change in individual demand, a shift in individual demand, a change in demand, abolition of forced labour convention, abnormal budget receipts.