Reasons türkçesi Reasons nedir

  • Kanıtlamaya çalışmak.
  • Etraflıca düşünmek.
  • Usavurmak.
  • Nedenler.
  • İkna etmeye çalışmak.
  • Görüşmek.
  • Muhakeme etmek.
  • Bulmak.
  • Uslamlamak.
  • Düşünmek.
  • Mantıklı davranmak.
  • Konuşmak.
  • Sonuç çıkarmak.
  • Sebepler.
  • Sonuca varmak.
  • Çözmek.
  • Esbap.
  • Düşünüp taşınmak.

Reasons ile ilgili cümleler

English: Ali couldn't think of any reasons why Mary wouldn't want to go.
Turkish: Ali Mary'nin gitmek istememe nedenini düşünemedi.

English: Have you been told the reasons why we didn't hire you?
Turkish: Size sizi niçin işe almadığımızın nedenleri söylenildi mi?

English: Ali gave me three reasons why he couldn't help.
Turkish: Ali neden bana yardım edemediğine dair üç neden söyledi.

English: Explain exactly what the reasons are.
Turkish: Sebeplerin ne olduğunu tam olarak açıkla.

English: He gave his reasons in brief.
Turkish: O kısaca gerekçelerini gösterdi.

Reasons ingilizcede ne demek, Reasons nerede nasıl kullanılır?

Reasons for decision : Yargı nedenleri.

For reasons of conscience : Vicdani sebeplerden ötürü. Vicdanı öyle yönlendirdiği için.

For reasons of kashrut : Kashrut yüzünden. Yahudi beslenme kuralları yüzünden.

Give reasons for : Haklı çıkarmak. Açıklamak. Savunmak. -için neden göstermek.

For a variety of reasons : Çeşitli nedenlerden ötürü. Çeşitli nedenlerle. Türlü nedenlerden. Çeşitli nedenlerden dolayı.

 

For several reasons : Bazı sebeplerden ötürü. Bir iki nokta yüzünden. Bazı sebeplerden dolayı.

For safety reasons : Güvenlik gereği. Potansiyel tehlike yüzünden. Güvenlik gerekçesiyle.

For various reasons : Bir çok nedenlerden dolayı. Çeşitli nedenlerden dolayı.

For religious reasons : Birisinin dini inançları yüzünden. Dini sebeplerle.

For much better reasons : Daha iyi sebepler yüzünden.

İngilizce Reasons Türkçe anlamı, Reasons eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Reasons ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Deduces : Ortaya çıkarmak. Görüşüne varmak. Anlamak. Gelişimini izlemek. Çıkarsama yapmak. Çıkarım yapmak. Çıkarsamak. Sonucuna varmak.

Decoded : Kod açmak. Çözmek (şifreyi). Kod çözmek. Kodçözmek. Şifreli yazıyı okumak. Deşifre etmek. Şifre çözmek. Şifreyi çözmek. Şifresini çözmek.

Explanation : Aydınlatma. Şerh. Mana. İzahat. Anlamlandırma. Açıklama. Neden, yasa vb. aracılığıyla incelenen konunun özünü aydınlatmayı amaçlayan bilimsel inceleme aşaması ya da biçimi. İzah. Tanımlama.

Chining : Çene hizasına getirmek. Gevezelik. Birmanya'da'burma'da. Çin. Çene. Çenenin altına sıkıştırmak. Çene hizası. Myanmar'da yaşayan etnik bir grup.

Come out with : Halka duyurmak. Söze dökmek. Reklamını yapmak. İtiraf etmek. Ağızdan kaçırmak. Kabul etmek. Satışa çıkarmak. Dile getirmek (örneğin, “ o her zaman gerçeği dile getirmeği becerir”).

Chews : Kafa yormak. Düşünüp taşınma. Ağız ile çiğnemek. Tütün parçası. Kurmak. Derin derin düşünmek. Gevelemek. Çiğnemek.

 

Calculate : İhtimal vermek. Planlamak. Hesap kitap yapmak. Güvenmek. Hesap yapmak. Endazeye vurmak. Hesaplama yapmak. Tahmin etmek.

Debate : Münakaşa etmek. Bir yöneticinin yönetiminde, belirli bir konunun uzmanlar, ilgililer arasında tartışılıp aydınlatılmasını amaçlayan izlence. Açık oturum. Danışmak. Çekişmek. Görüşme. Dikkate almak. Çekişme. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Associate : Ortak çalışma arkadaşı. Şirket sermayesine katılan kişi. Çağrıştırmak. Bağdaştırmak. Benzetmek. Hakları sınırlı üye. Ortak etmek. İlişkilendirmek. Arkadaşlık etmek.

Contrive : İcad etmek. Ev idare etmek. Başarmak. Becermek. Yapmak. Planlamak. Tasarlamak. Bir yolunu bulup yapmak. Akıl etmek. Ayarlamak.

Reasons synonyms : rational motive, chinning, causes, conferred, educe, cank, arguing, reason, chin, canvasses, contrives, cogitate, deduce, buzzes, educing, approaches, generalises, get straight to the point, concludes, assoil, educed, chew the cud, decodes, detects, generalised, allowing, occasion, bespeaks, balance, argues, confer, decides, ratiocinate.

Reasons zıt anlamlı kelimeler, Reasons kelime anlamı

Off season : Ölü sezon. Durgun sezon. Sezon dışı.

Rainy season : Yağmurlu mevsim. Yağmur mevsimi.

Dry season : Kuru mevsim. Kurak mevsim. Yaz. Yılın çok az veya sıfır yağmur düşen zamanı. Sıcak günler. Yaz mevsimi.

Reasons antonyms : high season.