Relics türkçesi Relics nedir

Relics ile ilgili cümleler

English: We discovered relics of an ancient civilisation.
Turkish: Eski bir uygarlıkla ilgili kalıntılar bulduk.

English: All countries have a responsibility to preserve the ancestral relics of every people group within their borders, and to pass these on to the coming generations.
Turkish: Bütün ülkelerin sınırları dahilinde her insan gurubuyla ilgili tarihi eserleri korumak ve bunları gelecek nesillere aktarmak için bir sorumluluğu vardır.

Relics ingilizcede ne demek, Relics nerede nasıl kullanılır?

Relic area : Uzak bölge. Sığınma bölgesi. Eski lehçe bölgesi. Geçen yüzyıllarda, ülkelerini zorla basan savaşçılardan kaçan bir bölüm halkın yerleştiği, savunması kolay yöreler.

Relic : Yadigar. Eski eser. Rölik. Bir azizin bedeninden artakalan parça veya özel eşya. Hatıra. Kalıntı. Kutsal emanet. Ölü kalıntısı. Andaç.

Relict : Soyu tükenmekte olan canlı. Kalıntı. Daha önce faal olan fakat evrim sırasında fonksiyonunu kaybeden herhangi bir organ ya da yapı. Dul kadın. Cinsi tükenmekte olan tür (hayvan veya bitki). Değişmeden kalan şey.

Relict plant : Kalıntı bitki. Geçmiş dönemlerde dünya florasında yaygın halde bulunurken, günümüzde bu özelliklerini kaybetmiş, yer yer bulunan bitkiler. relikt bitki.

 

Relicts : Değişmeden kalan şey. Soyu tükenmekte olan canlı. Cinsi tükenmekte olan tür (hayvan veya bitki). Dul kadın.

Reliability coefficient : Aynı araçla aynı ölçüm konusunda yapılan ölçümlerin yinelenme düzeyini veren sayımsal ölçüm. Güvenirlik katsayısı. Güvenilirlik katsayısı. Bir testin iki yarımı, aynı küme üzerinde uygulanan eş değerli iki örneği ya da aynı testin yinelenişinden elde edilen dağılımlar (puanlar) arasındaki bağlılaşma katsayısı.

Dereliction : İnkar. Sahipsizlik. Terk edilmişlik. Terk. İhmalkarlık. Mülkiyetin terki. Suyun çekilmesiyle kazanılan toprak. İhmal. İhmalcilik.

Derelict building : Metruk bina. İşe yaramaz bir duruma geldiği için kullanılmayan, yenilenmesi ya da yıkılması gereken bu amaçla kamu kuruluşlarının işe karışmasını gerektiren yapı. Bırakılmış yapı.

Dereliction of duty : Görevi yerine getirmeme. Vazife savsaklaması. Görevi ihmal etme. Görev ihmali. Askeri görevi yerine getirmeme suçu. Görevi ihmal.

Reliabilities : Güvenilirlik. Dayanıklılık. Güvenirlik. İtimat. Emniyet. Güvenilirlilik. Güven. Güven sınırı.

İngilizce Relics Türkçe anlamı, Relics eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Relics ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Reprieve : Cezasını ertelemek. Rahat vermek. Ertelemek (kötü bir şeyi). Tecil etme. Yüreğine su serpmek. Ertelemek. Ertelemek (kötü bir şey). Erteleme (kötü bir şeyi). Geciktirmek. Mahvını ertelemek.

Inclusions : Kapanımlar. İçerme. Dahil etme. Yabancı madde. Kapsama. İçine alma.

 

Odds and sods : Ivır zıvır. Artıklar. Ufak tefek önemsiz. Ufak tefek şeyler. (british) ıvır zıvır.

Assuagement : Sakinleştirme eylemi. Azaltma. Sakinleştirme. Yatıştırma.

In arrears : Ödemeleri geciktirmiş. İşi geciktirmiş. Bakaya. Vaktinde yerine getirememiş. Vadesi geçmiş. Geç kalmış. Borcu zamanında ödeyememiş. Borcunu zamanında ödeyememiş. Geride kalan.

Antiquity : Eski uygarlık. Tarihçe bilinen en eski zamanlardan, genellikle batı roma imparatorluğunun çöküşüne (476) değin geçen zaman kesimi. Eski çağlar. Çok yaşlı kimse. Eskilik. Antik çağlar. İlkçağ. Antikite.

Respite : Ara dinlenmesi. Yasal günlük çalışma süresi arasında işin gereğine göre işçiye verilen dinlenme payı. Soluk aldırmak. Aramak. Süre. İnfazın ertelenmesi. Erteleme. Soluklanma. Vade.

Antiquities : Eski zamandan kalma yapıtlar. Gelenek ve görenekler. Eski yapıtlar. Eski gelenekler.

Outstandings : Ödenmemiş borçlar. Öneli gelmiş ve bitmiş olduğu halde ödenmemiş olan borç artıkları.

Alleviation : Yatışma. Teselli. Hafifleme.

Relics synonyms : comfort, bits and pieces, ancient monuments, antiques, ease, comfortableness, ruins, overdues, ancient buildings, remains.

Relics zıt anlamlı kelimeler, Relics kelime anlamı

Discomfort : Rahatsızlık. Bozmak. Sıkıntı vermek. Rahatını bozmak. Rahatsızlık veren şey. Keyfini kaçırmak. Ağrı. Rahatsız etmek. Dert. Rahatını kaçırmak.

Dislike : Beğenmemek. Antipati duymak. Hoşlanmamak. Hoşa gitmeme. Beğenmeme. Sevmemek. Hoşuna gitmemek. Hoşlanmama. Nefret etmek.