Sight türkçesi Sight nedir
- Görme gücü.
- (aranan birini veya bir şeyi) görmek.
- Gözlemek.
- Görünüm.
- Manzara.
- Bilgisayar alanında kullanılır.
- Görünüş.
- Görmek.
- Nişangah.
- Gözlem yapmak.
- Gözlemlemek.
- Görme yeteneği.
- Düşünce.
- Görme.
- Korkunç ya da gülünç hal.
- Nişan almak.
- Ç.görülmeye değer yerler.
- İbraz etmek (çek vb.).
- Görüş.
- Kanı.
- Bakmak.
- Görüş alanı.
- Hedeflemek.
- Görülen şey.
- Göz erimi.
Sight ile ilgili cümleler
English: Ali can't bear even the sight of Mary.
Turkish: Ali Mary'yi görmeye bile dayanamaz.
English: Ali can't stand the sight of blood.
Turkish: Ali kan görmeye dayanamıyor.
English: At the sight of cooked snails, Jane turned pale.
Turkish: Pişirilmiş salyangozları görünce, Jane sarardı.
English: Ali lost the sight in one of his eyes in a traffic accident.
Turkish: Ali bir trafik kazasında gözlerinden birinde görme yeteneğini kaybetti.
English: Ali lost sight of Mary in the crowd.
Turkish: Ali kalabalıkta Mary'nin görüntüsünü kaybetti.
Sight ingilizcede ne demek, Sight nerede nasıl kullanılır?
Sight bill : İbrazında. Vadesiz senet. Görüldüğünde ödenmesi gereken poliçe. İbrazında ödenecek poliçe. İbrazında ödenecek senet. Görüldüğünde ödenecek senet. İbrazında ödenen poliçe. İbrazında poliçe.
Sight deposit : İstenildiği anda çekilebilen ve üzerine çek yazılabilen mevduat. Vadesiz mevduat.
Sight distance : Görüş uzaklığı. Görüş mesafesi.
Sight draft : Vadesiz poliçe. Görüldüğünde ödenecek poliçe. Görüldüğünde ödenmesi gereken poliçe. İbrazında ödenecek poliçe. Görüldüğünde ödenecek poliçe ya da kambiyo senedi. İbrazında ödenen poliçe. İbrazından ödenecek poliçe. Görüldüğünde veya ibrazında ödenecek senet. İbrazında poliçe.
Sight for sore eyes : Rahatlatan bakış. Bir içim su. Seyredilmek için güzel şey. Yaralı gözler için umut.
Sight line : Görüş hattı. Görüş çizgisi. Gözlem doğrusu. Madencilik, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Bir sinema salonunda koltukta oturan olağan boyda izleyicinin gözünden görüntülüğe inen dikme.
Sight letter of credit : Vesaikin ibrazında ödenebilen akreditif. İbrazında ödemeli akreditif. Gör-öde akreditif. Vadesi içinde uygun belgelerin lehdar tarafından gösterilmesi üzerine, amir bankaca ya da bu bankanın yetkilendirdiği bankaca ya da varsa teyit bankası tarafından lehdara ödemenin yapıldığı akreditif türü.
Sight seeing : Gezme.
Sight saving classes : Gözleri ileri derecede bozuk olan çocuklar için düzenlenen, bol ışıklı ve içinde olağan ölçülerden daha büyük ders araç ve gereçlerinin kullanıldığı sınıflar. Göz koruma sınıfları.
Sight seer : Turist.
İngilizce Sight Türkçe anlamı, Sight eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Sight ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Ranged : Dolaşmak. Sıralamak. Gezmek. Erişmek. Bölgede yaşamak. Turlamak. Doğrultmak. Boyunca gitmek. Sıra halinde olmak.
Aspect : Tek tarafı. Maruziyet. Bir fiildeki oluş ve kılışın zaman bakımından konuşan tarafından öznel biçimde değerlendirilmesi; fiilde, dil psikolojisine ve konuşanın kendi değerlendirmesine bağlı zaman kayması durumu: seninle bu konu üzerinde uzun uzun tartışacağım da bir sonuç mu alacağım? cümlesindeki tartışacağım ve alacağım fiilleri şekil olarak gelecek zaman gösterdikleri halde, kişisel öznel bir değerlendirmenin ifadesi olan görünüş bakımından «seninle bu konuda uzun tartışmayacağım ve sonuç da alamıyacağım» şeklinde olumsuz bir anlamı yansıtmaktadır. aşağıdaki örneklerde de kullanılan fiiller ayraç içine alınan birer zaman kaymasına uğramış bulunmaktadırlar: andre gide böyle bir zamanda peyzajlarımızı fakir ve neşesiz, sanatımızı derme çatma, insanımızı çirkin buldu (çirkin bulmuş anlamında). takma bir insanüstü gözüyle etraftaki ızdıraba tiksine tiksine bakarak geçti (geçmiş anlamında) (a. h. tanpınar, beş şehir, s. 157-158). fatihin istanbulda bina ettiği ilk sarayın, kitaplarda okuduğumuz satırlardan başka, bir hatırası kalmamış (kalmadı anlamında) ve enkazı kaldı ise toprak altında kalmıştır (kaldı anlamında) (y. k. beyatlı, aziz istanbul, s. 49). dün geceki renkli rüyamda geniş bir bahçede dolaşıyordum. arkamda billur gibi bir pınar var. yanımdakilerden biri bana gümüş bir tasla su getiriyor. parçasındaki dolaşıyorum, getiriyor fiilleri şekilce şimdiki zaman kipi oldukları halde, anlam bakımından geçmiş zamanı, var fiili de yine vardı anlamını vermektedir. hasta doktora gitmiş (gitse), doktor hastaya getirilmiş (getirilse) ne fark ederdi? (osman çeviksoy, tutuklu yürek, s. 27). ekmeklerine o sarı tereyağından sürüp yiyorlar (yediler). henüz gün ağarmamıştır (ağarmamıştı) (sevinç çokum, derin yara, s. 110). vb. Hal. Cephesi. Çok yönlü herhangi bir şeyin bir yüzü. Bakım. Çehre. Yüz ifadesi.
Purviews : Meal. Alan (soyut olarak). Anlam. Sadet. Mana. Mefhum. Hüküm alanı (bir yasanın). Saha. Konu.
Colouring : Yüz rengi. Gıda boyası. Renklendiren. Renklendirme. Boyama. Renk. Yanıltıcı görünüş. Tiyatro konuşmasında tekdüzelikten kaçmak için seste tını, hız ve vurgu değişikliği yaparak konuşmaya canlılık getirme. Boya.
Bellevue : Pensilvanya eyaletinde yerleşim yeri. Washington eyaletinde şehir. İdaho eyaletinde şehir. Nebraska eyaletinde şehir. Genel görünüm (fransızca). Panorama. Kentucky eyaletinde şehir. İowa eyaletinde şehir. Ohio eyaletinde şehir.
Conclusions : Hüküm. Sonuçlar. Karar. Son. Sonuç. Sonuçlar bildirgesi. Netice.
Espies : Casusluk etmek. Gözetlemek. Farketmek. Gözüne ilişmek. Uzaktan görmek. Fark etmek. Gözüne çarpmak.
Prospect : Araştırmak. Muhtemel müşteri. (maden vb) aramak. Bakış. Beklenti. Geniş manzara. İncelemek. Olasılık. Maden aramak.
Espy : Gözüne çarpmak. Uzaktan görmek. Fark etmek. Farketmek. Gözetlemek. Casusluk etmek. Gözüne ilişmek.
Prospects : Maden damarı belirtisi. Başarı şansı. Beklenti. Gelecekteki beklentiler. Olasılık. Umut. İhtimal. Muhtemel müşteri.
Sight synonyms : visual percept, face, accent char, access control entry, longs, espying, attitudes, aim, levels, working up, deeming, consider, display, work up, eyesights, homed, beliefs, cares for, optic, monitored, panoramas, impression, panorama, cogitations, alm, beheld, concept, estimations, aimed, behold, scenic, estimation, espials.
Sight ingilizce tanımı, definition of Sight
Sight kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : As, to sight land. Perception of objects by the eye. As, to gain sight of land. To sight a wreck. To see. To take aim by a sight. To get sight of. The act of seeing. View.

Bu kısımda Sight kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Sight ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Sight anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Sight ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.