Slower türkçesi Slower nedir

Slower ile ilgili cümleler

English: That bus goes slower than the other one.
Turkish: O otobüs diğerinden daha yavaş gidiyor.

English: When speaking to an international audience, it is perhaps best to speak English a little slower than usual.
Turkish: Uluslararası bir seyirciyle konuşurken, her zamankinden biraz daha yavaş İngilizce konuşmak belki de en iyisidir.

English: Tom speaks slower than Bill.
Turkish: Tom, Bill'den daha yavaş konuşur.

English: I'd like to go a bit slower.
Turkish: Biraz daha yavaş gitmek isterim.

English: You're slower than a villain's horse.
Turkish: Bir caninin atından daha yavaşsın.

Slower ingilizcede ne demek, Slower nerede nasıl kullanılır?

Generally slower printing : Genelde daha yavaş yazdırma.

Slowed : Yavaşlatmak. Yavaşlamak. Yavaşlatılmış. Yavaşlamış.

Slowed down : Hızını eksiltmek. Yavaşlamış. Ağırlaşmak. Hızını düşürmek. Hafiflemek. Hızını almak. Yavaşlamak. Hızı azaltmak. Yavaşlatmak. Ağırlaştırmak.

Slowest : Geç anlayan. Eli ağır. Yavaş. Sıkıcı. Geç. Geri. Hızı azaltan. Geç olan. Uzun süren. En yavaş.

Slow acting : Yavaş etkili.

Slow film : Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Büyük bir bölümü durgun çekimlerden, durgun ayrımlardan oluşan, yavaş dizemli, gerilimi az ya da gevşek, çatışmasız film. devingen filmin karşıtı. Durgun film.

 

Slow and steady wins the race : Yavaş ama istikrarlı olan yarışı kazanır.

Slow down : Hızını eksiltmek. Hızını almak. Yavaşlatmak. Ağırlaşmak. Hızı azaltmak. Hızını düşürmek. Hafiflemek. Yavaşlamak. Ağırlaştırmak. Yavaşlayın.

Slow down strike : İşçilerin işlerini bırakmayıp çalışmayı yavaşlatarak üretimi düşürmeye yönelik yaptıkları işbırakımı. Yavaşlatma işbırakımı.

Slow fire : Yavaş ateş.

İngilizce Slower Türkçe anlamı, Slower eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Slower ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Cumbersome : Taşıması zor. Kullanışsız. Elverişsiz. Lenduha gibi. Külfetli. Taşınması zor. Havaleli. Hantal. Biçimsiz.

Background : Taban sayımı. Fon. Bir olgu ya da kavramı hazırlayan bağlam, koşul ya da durum. Sosyal çevre. Geri plan. Görünçlüğün gerisinde yer alan, geriye düşen yerler. ön karşıtı. Dip. Arka plan. Geçmiş.

Delayed : Oyalama. Tehir edilmiş. Rötarlı. Gecikmeli. Gecikmiş. Tecilli. Tehirli. Geciktirilmiş. Tecil edilmiş.

Dorsum : Sırt. Dilardı. Sığır gövde etinin sırt kısmından elde edilen, 3-4 kg ağırlığında, dikdörtgen biçiminde pastırmalık et parçası veya bu parçadan yapılan pastırma. dorsum. Dorsum. Arka.

Slows : Bati. Zor anlayan. Ağırlaşmak. Yavaşlamak. Yavaşlatmak. Acelesiz.

Bksp : Geri al.

Easy : Bir oyun çalışması olurken yapılan ihtar. Zahmetsiz. Kolayca. Rahat. Dertsiz. Kolay. Kolaylıkla. Huzurlu. Rahatlıkla.

 

Acute : Aşırı. İlerlemiş. Keskin. Akut. Dar. Dar (açı). Açıkgöz. Şiddetli. Zeki.

Badly : Fena halde. Berbat bir şekilde. Şiddetle. Kötü. Fena. Fena bir şekilde. Kötüce. Berbat. Kötü bir şekilde.

Lingering : Geçmeyen. Çok yavaş. Hasretli. Geçmek bilmeyen. Ağır ağır kaybolan. Duraksama süresi. Oyalanma. Yavaş ilerleyen. Kalıcı. Duran.

Slower synonyms : gentle, hardhanded, cuti, leisurely, agelong, blockish, durable, clunky, arrears, largos, cumbrous, enduring, protracted, behind, dullness, heavy handed, back, fro, taking a long time, bald, inert, back space, tardy, backwards, blocker, cut to, aback, easy does it, baldest, gradual, arid, as dull as ditch water, slowest.