Ağır nedir, Ağır ne demek

Ağır; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Ağır" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Ağır top."
  • "Adam ağır adımlarla gelip masanın başına geçiyor." - E. M. Karakurt
  • "Bu, on dokuz yaşında ufak tefek bir kızdı fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağırdı." - H. E. Adıvar
  • "Kurşun, ağır bir madendir. Taş yerinde ağırdır."
  • "Yıllarca ağırda güreşti."
  • "Denizcilik tarihinin en ağır sorumluluklarından birini üzerine alıyordu." - F. F. Tülbentçi
  • "Ağır kıyafeti ile muhite uymayan Canan'ın yanında, ne kadar rahat ve sadeydi." - M. C. Kuntay
  • "Kızmıştım, Keziban'a söylenecek şöyle ağır bir söz arıyordum." - N. Ataç
  • "Bu koku, en hafif rüzgârla burnu kuvvetli bir adama uzaktan kendini hissettirecek kadar ağırdır." - F. R. Atay
  • "Evin sofasına girer girmez kendisini ağır bir duman karşıladı." - A. Sayar
  • "Cüneyt Bey sözlerini tartıyormuş gibi ağır söylüyordu." - E. İ. Benice
  • "Ağaya pek duyurmak istemeyen ağır bir sesle kulağıma eğildi." - O. C. Kaygılı
  • "Ağır bir yemek."
 

Yerel Türkçe anlamı:

Kâbus: Bu gece beni ağır bastı.

Beyaz, mor veya başka renk çizgili kumaştan yapılmış olan kadın elbisesi.

Ahır.

Çeşme yalağı.

İtibarlı, hatırı sayılır (kimse).

[Bakınız: ağar]

Olgun, terbiyeli, oturaklı, aklı başında.

Kıymetli eşya, para: Evde ağırın, dağda davarın olsun.

Olgun, babacan.

Kimya'daki anlamı:

Hafif olmayan.

Miktarca çok olan.

Ağır asitler: Sülfürik, Hidroklorik ve Nitrik asitler gibi büyük miktarlarda kullanılan. 4.Ağır Kimyasal maddeler: Klor alkali, sülfürik ve nitrik asitler gibi büyük miktarda üretilen kimyasal maddeler. 5.Ağır Hidrojen: bk. döteryum (D). 6.Ağır Metal: bağıl yoğunluğu 4'den büyük olan ve periyodik çizelgenin alt yarısında yer alan metaller. 7.Ağır Spar: Barit (BaSO4). 8.Ağır Su: Döteryum oksit (D2O).

Diğer sözlük anlamları:

Sert, keskin.

Çok, külliyetli, kalabalık.

Kâbus.

Zahmetli, çetin.

İngilizce'de Ağır ne demek? Ağır ingilizcesi nedir?:

heavy

Fransızca'da Ağır ne demek?:

pesant, grave, lent, ente

Ağır tanımı, anlamı:

Ağır basmak : Bir işte gücü ve etkisi üstün gelmek. ağırlık olarak fazla gelmek.

 

Ağır durmak : Ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek.

Ağır çekmek : Tartıda ağır gelmek.

Ağır gelmek : Yapılması güç gelmek. gücüne gitmek, onuruna dokunmak.

Ağır git ki yol alasın : "bir işte başarılı olmak isteyen kimse, ağır ağır ama güvenilir adımlarla yürümelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Ağır işitmek : Kulakları iyi işitmemek, az işitmek.

Ağır kaçmak : Gücendirici olmak, uygun düşmemek. beklenenden fazla olmak.

Ağır kazan geç kaynar : "kalın kafalı insan bir konuyu zor anlar" anlamında kullanılan bir söz. "tembel olan işi geç yapar" anlamında kullanılan bir söz. "ağırbaşlı insan çabuk öfkelenmez" anlamında kullanılan bir söz.

Ağır ol : "ciddi, ağırbaşlı, soğukkanlı, sabırlı ol!" anlamında kullanılan bir söz. "acele etme, yavaş ol!" anlamında kullanılan bir söz.

Ağır otur ki bey desinler : "ağırbaşlı ol ki büyüğümüz diye sana saygı göstersinler" anlamında kullanılan bir söz.

Ağır oturmak : Ağırbaşlı olmak.

Ağır söylemek : Acı, dokunaklı sözler söylemek.

Ağır taş yerinden oynamaz : "ağırbaşlı insan kimsenin oyuncağı olmaz, onu yıpratmaya kimsenin gücü yetmez" anlamında kullanılan bir söz.

Ağır yongayı yel kaldırmaz : "ağırbaşlı kimseye şöyle böyle olaylar etki edemez, zarar veremez" anlamında kullanılan bir söz.

Ağırdan almak : Bir işi gereken süre içinde bitirmemek, geciktirmek. bir işi gönülsüz, isteksiz yapmak.

Ağırına gitmek : Onuruna dokunmak veya gücüne gitmek.

Ağır ağır : Yavaş yavaş. Dikkatli ve özenli bir biçimde. Dolu dolu.

Ağır aksak : Yavaş ve düzensiz bir biçimde. Yavaş. Kesintili, düzensiz. Klasik Türk müziğinde bir usul.

Ağır araç : Ağır vasıta.

Ağırayak : Doğurması yakın (kadın).

Ağırbaşlı : Davranışları ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddi, hoppa karşıtı. Gösterişli. Değeri çok olan, ağır.

Ağırcanlı : Tembel. Gebe (kadın). Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan. Varlığı sıkıntı veren, sevimsiz.

Ağır ceza : Beş yıldan yukarı olan hapis cezaları.

Ağır ceza mahkemesi : İllerde ve bazı ilçelerde kurula, bir başkan ve iki üyeden oluşan, asliye ceza mahkemelerinin bir dalı olan mahkeme.

Ağır çekim : Film gösteriminde hız düşürerek yapılmış olan iş. Yavaş bir biçimde.

Ağırelli : Eli ağır.

Ağır ezgi : Çok ağır, yavaş yavaş.

Ağır hapis cezası : Yirmi yıl veya ömür boyu hapis cezası.

Ağır hasta : İyileşmesi güç olan hastalığa yakalanmış kimse.

Ağır hava : Kirlilik veya rutubet oranı yüksek olan hava. Düşük ve yavaş tempoda çalınan ezgi veya oynanan oyun.

Ağır hidrojen : Döteryum.

Ağır iş : Fazla güç ve emek isteyen yıpratıcı her türlü iş.

Ağırkanlı : Ağırcanlı. Hippokrates'in ortaya attığı ağırcanlılık, soğukluk, kolayca duygulanmayış gibi nitelikleri kendinde toplayan kişilik tipi.

Ağır kayıp : Savaş, deprem, sel vb. doğal afetlerde can ve mal açısından uğranılan büyük kayıp. Büyük maddi zarar.

Ağır kusur : Kazalarda dikkatsizlikten ve özensizlikten dolayı işlenen büyük hata.

Ağır küre : Yer yuvarlağının, yoğunluğu ve katılığı çok olan bölümü, barisfer.

Ağır makineli : Kundak üzerine oturtulmuş, mermisi özel boyutlarda olan, etkili ateş gücüne sahip tüfek veya top.

Ağır para cezası : Bazı suçlara karşılık yasalarca belirlenmiş yüksek para cezası.

Ağır sanayi : Üretim araçları yapan sanayi.

Ağır sıklet : Bazı spor dallarında yarışmacıların ağırlığı ile sınırlandırılan kategori, başağırlık, ağır.

Ağır söz : Kişinin onuruna dokunan, dayanılması güç söz.

Ağır su : Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaşlatıcısı olarak kullanılan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluşan su.

Ağır top : Güçlü, ünlü, tanınmış kimse.

Ağır uyku : Derin uyku.

Ağır vasıta : Motoru ağır yük veya birden fazla römork taşımak amacıyla güçlendirilmiş kamyon, tır vb., ağır araç. Ağır hareket eden kimse.

Ağır yağ : Kalın yağ.

Ağır yara : Bedendeki derin ve ciddi yara. Bir olay sonunda varılan olumsuz durum.

Eli ağır : Yavaş iş gören, ağırelli. Vurunca çok acıtan (kimse), ağırelli.

Eline ağır : Elinden çabuk iş çıkmayan (kimse).

Uykusu ağır : Uyurken kolayca uyanmayan (kimse), uykusu derin.

Yarı ağır sıklet : Boksta 75 kilogramdan 81 kilograma kadar olan ağırlık.

Ağır basar yeğni kalkar : "ağırbaşlı olan, herkesten saygı görür, ağırbaşlı olmayana ise kimse değer vermez" anlamında kullanılan bir söz.

Ağır hastalık : İyileşmesi güç olan hastalık.

Ağır kayba uğramak : Maddi ve manevi büyük zarar görmek.

Ağır ol batman gel : "ağırbaşlı ol ki el üstünde tutulasın" anlamında kullanılan bir söz.

Ağır vasıta ehliyeti : Ağır vasıta sürücülerine verilen aracı kullanma belgesi.

Ağır yara almak : Kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek. bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek.

Ağırbaşlılık : Ağırbaşlı olma durumu, vakar, ciddilik, ciddiyet, vakurluk.

Ağırca : Oldukça ağır. Kötüleşmiş (hasta). (ağı'rca) Oldukça ağır bir biçimde.

Ağırcanlılık : Hareketlerin yavaş olması, tembelce davranış biçimi.

Ağırellilik : Eli ağırlık.

Ağırkanlılık : Ağırkanlı olma durumu.

Ağırlama : Gelin veya güveyi karşılanırken çalınan kıvrak bir hava. Ağırlamak işi, ikram, izaz.

Ağırlamak : Konuğa saygı göstererek onun her türlü rahatını, gereksinimini sağlamak, ikram etmek, izaz etmek.

Ağırlanma : Ağırlanmak işi.

Ağırlanmak : Ağırlama işine konu olmak.

Ağırlaşma : Ağırlaşmak durumu.

Ağırlaşmak : Yavaşlamak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Ağır duruma gelmek. Güçleşmek, zorlaşmak. Ağırbaşlı olmak.

Ağırlaştırıcı neden : Ağırlaştırıcı sebep.

Ağırlaştırıcı sebep : Verilecek cezanın arttırılmasını gerektiren durum veya olay, ağırlaştırıcı neden.

Ağırlaştırma : Ağırlaştırmak işi.

Ağırlaştırmak : Bir şeyin ağırlaşmasına yol açmak.

Ağırlatma : Ağırlatmak işi.

Ağırlatmak : Ağırlama işini yaptırmak.

Ağırlığı olmak : Etkisi büyük olmak.

Ağırlığınca altın etmek : Çok değerli olmak.

Ağırlığını koymak : Kimliğini ve kişiliğini kabul ettirmek.

Ağırlık : Ağır olma durumu. Değerli olma durumu. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Takı. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Etki, baskı, güçlük. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Ağırbaşlılık. Sorumluluk. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Yük, külfet. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Sıkıntı. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu.

Ağırlık basmak : Ağır bir hava kaplamak. sessizlik oluşmak. gevşeklik ve uyku gelmek.

Ağırlık merkezi : Bir işin en önemli bölümü. Bir cismin bütün noktalarına ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluşmuş tek kuvvet durumundaki bileşkenin uygulama noktası.

Ağırlık olmak : Sıkıntı vermek. birine yük olmak, kendi masrafını başkasına çektirmek.

Ağırlık yitimi : Her tür ticari malda kuruma, dökülme, bozulma vb. sebeplerle eksilme, fire.

Ağırlıklı : Çoğunluğu oluşturan. Değerlendirmelerde üzerinde fazlaca durulan. Ağırlığı olan.

Ağırşak : Teker biçiminde yassı nesne, kurs. Yün veya iplik eğrilen iği ağırlaştırmak için alt ucuna geçirilen yarım küre biçiminde, ortası delik ağaç veya kemik parça.

Ağırşaklanma : Ağırşaklanmak durumu.

Ağırşaklanmak : Ergenlik döneminde çıbanda veya memede ağırşak biçiminde bir tümsek oluşmak.

Ağırsama : Ağırsamak işi.

Ağırsamak : Bir işi ağır bulmak, yük saymak, yüksünmek. Bir işi yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek. Birine karşı soğuk davranarak sıkıntı verdiğini anlatmak.

Ahmak misafir ev sahibini ağırlar : "başkalarının görev ve yetkilerine karışmak ahmaklıktır" anlamında kullanılan bir söz.

Atom ağırlığı : Herhangi bir atomun 16 sayısı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağırlığı.

Bayramda borç ödeyene ramazan ağır gelir : "vadesi yaklaşan bir borcu ödemek zorunda olan kimseye günler çok çabuk geçer" anlamında kullanılan bir söz.

Çadır ağırşağı : Çadırın direk başlığı.

Çıban ağırşağı : Çıbanın patlamak üzere olan yeri. Ağır sonuçlar doğurabilecek durum veya sorun.

Dili ağırlaşmak : Hastalık sebebiyle güçlükle söz söyleyebilmek, güçlükle konuşmak.

Diz ağırşağı : Diz kapağı kemiği.

Düğün aşıyla dost ağırlanmaz : "ağırlamanın değeri, özel olarak hazırlanmasında, bir fedakârlık yapılmasındadır" anlamında kullanılan bir söz.

Düğün pilavıyla dost ağırlamak : Başkasının kesesinden veya elinden ikramda bulunmak.

Gururuna ağır gelmek : Kişiliğine zor gelmek, büyüklüğünün zedelendiğini düşünmek.

Horoz ağırlık : Hafif sıklet.

İnsan yükü ağırdır : "hiç kimse başka bir kimseye yük olmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz. "yatalak insanı kaldırmak, yatırmak güçtür" anlamında kullanılan bir söz.

Kendini ağır satmak : Nazlanmak, gönülsüz davranmak. huylarını yavaş yavaş ortaya koymak.

Kulağı ağır işitmek : Kulağı iyi işitmemek.

Misafir ağırlamak : Konuğa gerekli ilgiyi göstermek, ikramda bulunmak.

Orta ağırlık : Güreşte, güllede ve halterde 72-79 kilogram ağırlığındaki oyuncuların ayrıldığı kategori, orta sıklet. Boksta 71 kilogramdan 75 kilograma kadar olan boksörlerin ayrıldığı kategori, orta sıklet.

Özgül ağırlık : Bir cismin 1 santimetreküp hacmindeki parçasının ağırlığı, dansite.

Sinek ağırlık : Sinek sıklet.

Toprağına ağır gelmesin : Bir ölünün aleyhinde konuşulduğunda kullanılan bir söz.

Tüy ağırlık : Tüy sıklet.

Uykusu ağır olmak : Uykudan zor uyanmak.

Yükte hafif pahada ağır : Taşınması kolay olan değerli (eşya).

Tartı : Tartma aleti, çeki. Ağırlık. Oran, ölçü, karar. Yelkenleri indirip kaldırmaya yarayan ip.

Hafif : Gücü az olan, belli belirsiz. Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Önemli olmayan. Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Kalınlığı veya yoğunluğu az olan. Güç veya yorucu olmayan, kolay. Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Etkisi az olan, sert karşıtı.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Boyut : Doğruların, yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alınan üç doğrultudan uzunluk, genişlik ve derinlikten her biri, buut. Durum, nitelik. Bir cismin herhangi bir yöndeki uzantısı. Film veya fotoğrafta boyut, format. Genişlik, kapsam.

Büyük : Büyük abdest. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Niceliği çok olan. Önemli. Üstün niteliği olan. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram).

Yoğun : Kaba, kalın, iri (elek, iğne). Artmış, çoğalmış bir durumda olan. Şişman, iri, tombul. Etkisi güçlü olan, ağır (koku vb.). Koyu, kalın. Hacmine oranla ağırlığı çok olan, kesif. Dolu, sıkı, sıkışık, çok, konsantre.

Fiziksel : Genel olarak doğaya, maddeye, nesnelere ilişkin olan, fiziki. Fizikle ilgili olan.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Yavaş : Hızlı olmayan, ağır, çabuk karşıtı. Hızlı olmayarak. Alçak, hafif bir biçimde. Yumuşak huylu, yumuşak başlı. Alçak, hafif.

Dolayı : Ötürü. Çevrede, etrafta bulunan.

Gösterişli : Gösterişi olan. Görkemli.

Çetin : Amaçlanan duruma getirilmesi, elde edilmesi, çözümlenmesi, işlenmesi güç veya engeli çok olan, güç, zor, müşkül.

Güç : Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat. Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli. Bir toprağın verimlilik yeteneği. Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet, efor. Birim zamanda yapılmış olan iş. Sınırsız, mutlak nitelik. Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik. Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet, devletler topluluğu. Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül, kolay karşıtı. Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği. Zorlukla. Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği. Yeterliliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse.

Ciddi : Güvenilir bir biçimde. Ağırbaşlı. Gülmeyen. Şaka olmayan, gerçek. Tehlikeli, endişe veren, ağır, vahim, kritik. Önem vererek, gerçek olarak. Eğlendirme amacı gütmeyen. Güvenilir, sağlam, önemli. Titizlik gösterilen, önem verilen.

Sıkıntı : Sorun, mesele, sendrom, problem. İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. Bulunmama durumu. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı.

Dokunaklı : Etkili, insanın içine işleyen, müessir, patetik.

Kırıcı : Bir şeyin gerektiği gibi gelişmesini, oluşmasını önleyen, engelleyen. Kırınım oluşturan. Kaba, sert, çevresindekileri inciten (davranış, söz vb.). Kırma işini yapan. Senet, tahvil, bono ve süresi gelmemiş alacaklarla ilgili alışveriş veya işlem yapan kimse veya kuruluş.

Keskin : Kırıcı, incitici. Etkili, sert. Dikkatli. Zampara. Kırıkkale iline bağlı ilçelerden biri. Tiz (ses). Hassas. Kıvrak. Çok kesici, iyi kesen.

Kısık : Boğuk, güçlükle çıkan (ses). Kısılmış olan. Kanyon. Hafifçe aralanmış, yumulmuş olan (göz kapağı).

Alçak : Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer). Kısa (boy). Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı.

Ağır : Yavaş bir biçimde. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Davranışları yavaş olan. Yoğun. Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Yavaş. Ağırbaşlı, ciddi. Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Ağır sıklet. Ciddi. Kısık, alçak. Keskin, boğucu (koku). Çapı, boyutu büyük. Sıkıntı veren, bunaltan.

Sıklet : Ağırlık, yük. Sıkıntı.

Bir : Aynı, benzer. Eş, aynı, bir boyda. Tek. Sadece. Bu sayı kadar olan. Bir kez. Sayıların ilki. Ancak, yalnız. Beraber. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.

Ağır adi yürüyüş : Bacak hareketleri çapraz sıra ileri olan, hareketin art bacakların birinin itmesiyle başladığı, her an üç bacağın yerde bir bacağın havada olduğu, beden ağırlığını daima üç bacağın taşıdığı, atların bir yürüyüş şekli.

Ağır ağsak : Yavaş yavaş, düzensiz.

Ağır akıllı : Olgun, terbiyeli, oturaklı, aklı başında.

Ağır almak : Kulağı az işitmek.

Ağır ayak : Gebe, yüklü, doğurması yakın. Tembel, ağır canlı, vurdum duymaz. Yavaş yavaş, ağır ağır.

Ağır ayak gün : Mübarek gün: Bu ağır ayak gün sizi dövmekten vazgeçtim

Ağır ayaklı : Gebe, yüklü, doğurması yakın. Gebe, yüklü.

Ağır bar : Bir bar çeşidi.

Ağır basar, yeğni kalkar : “ağırbaşlı olan, herkesten saygı görür, ağırbaşlı olmayana ise kimse değer vermez” anlamında kullanılan bir söz.

Ağır baş : Ağır başlı. Temkin.

Ağır ile ilgili Cümleler

  • Dr. Svensen konuyu öyle geniş bir şekilde araştırdı ki onun kaynakçası kitabının yarı ağırlığını oluşturuyor.
  • Sınavlarınız olduğu zaman, ağırlık kaldırmak gerçekten stresi azaltır, ve bu zihniniz ve bedeniniz için de iyidir.
  • Richter ölçeğine göre 8.9 şiddetinde bir deprem, Japonya'yı vuruyor ve ağır bir tsunamiye neden oluyor.
  • Yeni Çağ fikirleri geleneksel Hıristiyanlığın ağırbaşlı ortadoksluğu için ferahlatıcı bir alternatiftir.
  • Ağır suçlarından hiçbir pişmanlık belirtisi göstermiyorlar ama suç üstüne suç işlemeye devam ediyorlar.
  • Teklifimle ilgili patronumun yaptığı ağır eleştiriden sonra, burada çalışmayı ne kadar süre sürdürmek istediğimden emin değilim.
  • Dünyanın ilk bilgisayarı olan ENIAC, elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip, 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonu bulan bir bilgisayardı.
  • Bazı kürtajlarda kullanılan genişleme sırasında rahim boynu yaralanma nedeniyle, bir sonraki bebek düşük doğum ağırlığına sahip olabilir veya daha sonraki gebeliklerde doğal düşük olması daha muhtemel olabilir.
  • Kurbanın katili tarafından yapılan çarpıcı betimleme, gözyaşları içinde mahkemeyi terk eden annesine çok ağır geldi.
  • Diyet yapan ve vücut ağırlığının yüzde onuna kadar bir oranda kilo vermiş olan her on kişiden sekizi, beş yıl içinde bu kiloları geri almaktadır.

Diğer dillerde Ağır anlamı nedir?

İngilizce'de Ağır ne demek? : [Ægir] adj. heavy, heavyweight, hard, weighty, serious, severe, dignified, slow, dull, not fast, slow-moving, lazy, strong, indigestible, unwholesome, oppressive, repressive, sharp (words), foul (smell), serious-minded, arduous, back breaking, bovine

adv. badly, seriously, severely, heavily

n. back breaking

Fransızca'da Ağır : lourd/e, grave, lent/e, dur/e, fort/e, long/longue, massif/ive, pesant/e, sérieux/euse, sévère

Almanca'da Ağır : adj. bedächtig, bedachtsam, getragen, grob, Hunde-, massiv, schwer

Rusça'da Ağır : adj. тяжелый, тяжкий, тягостный, медленный, малоподвижный, медлительный, нерасторопный, увесистый, массивный, тяжеловесный, грузный, суровый, протяжный, душный, спертый

adv. тяжело, медленно, сурово, тихо