Hafif nedir, Hafif ne demek

Hafif; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Hafif" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Onlar da akşam yemeğini pek hafif yerlerdi." - S. F. Abasıyanık
  • "Yaprakların hafif iniltisi içinde, çalılıklar arasından geçerek denizaltının demir attığı koya doğru yaklaşıyoruz." - E. M. Karakurt
  • "Hafif bir iş."
  • "Kendimi bugün çok hafif hissediyorum."
  • "Dışarıda yanan lambanın aydınlığıyla burası hafif bir karanlık içindeydi." - M. Ş. Esendal
  • "Hafif bir içki."
  • "Hafif bir kadın."
  • "Hafif bir ceza."
  • "Hafif bir meyilden indik." - H. R. Gürpınar

Yerel Türkçe anlamı:

Hafif, bk. hefif

İngilizce'de Hafif ne demek? Hafif ingilizcesi nedir?:

light

Hafif anlamı, tanımı:

Hafif atlatmak : Kötü bir durumdan çok az bir zararla kurtulmak.

Hafif gelmek : Önemsiz görmek, değer verilmemek. ağırlığı fazla olmamak.

Hafife almak : Küçümsemek, önemsememek.

 

Hafif güverte : Ana güverteyi güneşten korumak için yapılmış olan özel güverte, tente güvertesi.

Hafif hafif : Yavaş yavaş, ağır ağır.

Hafif hapis cezası : Ayrı hücreye kapatılmaksızın çektirilen hapis cezası.

Hafif makineli : Elde taşınabilen mitralyöz.

Hafifmeşrep : Davranışları, içinde bulunduğu toplumun ahlak anlayışına uymayan (kadın), hafif yollu.

Hafif rüzgar : Rüzgâr çizelgesinde hızı 7-10 deniz mili olan ve kuvveti 3 ile gösterilen rüzgâr.

Hafif sanayi : Çeşitli tüketim malları üreten sanayi.

Hafif sıklet : Güreşte 68, boks ve halterde 67,5 kilogram olarak belirlenmiş ağırlık, horoz ağırlık, horoz sıklet.

Hafif tertip : Şöyle böyle, biraz, aşırılığa kaçmadan.

Hafif uyku : Derin olmayan, kolayca uyanılabilen uyku.

Hafif yollu : Üstü kapalı, kısa bir açıklamayla. Davranışları ile içinde bulunduğu toplumun ahlak anlayışına ters düşen (kadın), hafifmeşrep.

Eli hafif : Acıtmadan, tedirgin etmeden iş gören (cerrah, diş hekimi, berber vb.).

Uykusu hafif : Küçük bir sesten hemen uyanan (kimse).

Hafifçe : Hafif olarak, hafif bir biçimde, belli belirsiz.

Hafifleme : Hafiflemek işi.

Hafifleşmek : Hafiflemek. Ağırbaşlılığını yitirmek.

Hafifletici neden : Hafifletici sebep.

Hafifletici sebep : Suçun hafiflemesine sebep olan durum veya olay, hafifletici neden.

Hafifletmek : Hafiflemesine yol açmak, hafifleştirmek, tahfif etmek.

Hafiflik : Davranışları içinde bulunduğu toplumun ahlak anlayışına uymama durumu. Hafif olma durumu. Rahatlık.

Hafiflik etmek : Yakışıksız bir davranışta bulunmak veya söz söylemek.

Hafifmeşreplik : Hafifmeşrep olma durumu.

Hafifseme : Hafifsemek işi, yeğniseme, istihfaf.

 

Hafifsemek : Bir kimseyi veya bir şeyi önemsememek, yeğnisemek, istihfaf etmek.

Hafiften : Hafifçe, belli belirsiz, yavaş yavaş.

Hafiften almak : Önemsiz bulup üzerine düşmemek, yeterince ilgilenmemek.

Yükte hafif pahada ağır : Taşınması kolay olan değerli (eşya).

Tartı : Tartma aleti, çeki. Ağırlık. Oran, ölçü, karar. Yelkenleri indirip kaldırmaya yarayan ip.

Yeğni : Ciddi olmayan. Ağır olmayan, hafif.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Kola : Kâğıt veya bez yapıştırmakta kullanılan kaynatılmış nişasta bulamacı. Kolalama. Gömlek, örtü vb. şeyleri kolalamakta kullanılan özel nişasta. Bu bitkinin yaprağından çıkarılan kokulu bir maddeyle kokulandırılan ve içine şeker, karbonat katılarak yapılmış olan içecek. Kolagillerden, Afrika'nın sıcak bölgelerinde yetişen ve kola cevizi adıyla anılan, çekirdekleri kahveden daha uyarıcı olan bazı içeceklerde ve hekimlikte kullanılan bir bitki (Cola acuminata).

Ağırbaşlı : Davranışları ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddi, hoppa karşıtı. Değeri çok olan, ağır. Gösterişli.

Hoppa : Yaşına uymayan davranışlarda bulunan, delişmen, serbest, koket, ağırbaşlı karşıtı.

Miktar : Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik. Ölçü.

Güç : Birim zamanda yapılmış olan iş. Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği. Zorlukla. Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli. Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği. Bir toprağın verimlilik yeteneği. Yeterliliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse. Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet, devletler topluluğu. Sınırsız, mutlak nitelik. Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat. Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül, kolay karşıtı. Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet, efor. Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Kolay : Kolaylık. Kolayca, sıkıntısız bir biçimde, basitçe. Sıkıntı çekmeden, yorulmadan yapılabilen, emeksiz, zahmetsiz, güç ve zor karşıtı.

Ciddi : Tehlikeli, endişe veren, ağır, vahim, kritik. Ağırbaşlı. Önem vererek, gerçek olarak. Güvenilir, sağlam, önemli. Gülmeyen. Eğlendirme amacı gütmeyen. Titizlik gösterilen, önem verilen. Güvenilir bir biçimde. Şaka olmayan, gerçek.

Az : Azot elementinin simgesi. Nicelik, nitelik, güç, süre, sayı bakımından eksik, çok karşıtı. Alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik olarak.

Sert : Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde. Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Gönül kırıcı, katı, ters. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı. Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Hırçın, öfkeli, hiddetli. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı. Güçlü kuvvetli. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Titizlikle uygulanan, sıkı. Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız.

Önemli : Önemi olan, mühim, ehemmiyetli. Politik, ekonomik, psikolojik ve askerî açıdan önemi olan, stratejik.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Dik : Yatay bir düzleme göre yer çekimi doğrultusunda bulunan, eğik olmayan. Birbirine dikey olan doğrulardan oluşmuş. Yatık durmayan, sert. Ters, aksi (söz). Sert (bakış). Sert, kalın, tok (ses). Kaba, yersiz (davranış).

Gücü : Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tezgâh tarağı.

Belli : Beli olan. Bilinmedik bir yanı olmayan, malum. Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr. Belirli, muayyen.

Belirsiz : Bilinmeyen, meçhul. Niteliği hakkında tam bir bilgi edinilemeyen, müphem. Belirli olmayan, belgisiz, gayrimuayyen, vuzuhsuz.

Sıkıntısız : Sıkıntısı olmayan. Sıkıntı vermeyen, meşakkatsiz.

Ferah : Havadar, aydınlık, iç açıcı (yer). Bol, geniş. Kalp, gönül, iç vb.nin sıkıntısız, tasasız olma durumu.

Rahat : Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan. Aldırmaz, gamsız. Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen. Kolay bir biçimde, kolaylıkla. İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur. "Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut.

Hafif dizin erişimi iletişim kuralı : (HDEK)

Hafif erkeli muzari : Arapçada cezimli muzarinin sonuna -en getirilen şekli: yaktülen ( =öldürecektir ).

Hafif eylemlik : (Derleme., hafif mastar, hafifletilmiş isim-fiil, ince mastar, kısa mastar) -me ekiyle kurulan eylemlik: Sevme (sev-me) , sevmeme (sev-me-me) , sevmemeyi (sev-me-me-yi) ; yazma (yaz-ma) , yazmada (yaz-ma-da) , yazmamanın (yaz-ma-ma-n-ın) vb.

Hafif güldürü : Yalnızca eğlendirmek, oyalamak amacı güden, yüzeyde kalan ve daha çok davranışların gülünçlüğüne dayanan bir güldürü çeşidi.

Hafif iplik : Ağır izotopla işaretlenmeyen ya da hafif izotopla işaretlenen polinükleotit zinciri. DNA'nın hafif ipliği. L ipliği.

Hafif kertenkele : Kertenkeleler (Lacertilia) alt takımının, gerçek kertenkelegiller (Lacertidae) familyasından, Akdeniz Bölgesi memleketlerinde yaşayan bir tür. (Lacerta laevis) : Kertenkeleler (Lacertilia) alt-takımının özkertenkelegiller (Lacertidae) familyasından bir sürüngen türü. Doğu Akdeniz bölgesi memleketlerinde yaşar.

Hafif komedya : Tek amacı eğlendirmek olan bu komedya biçiminde, esnek bir doku vardır. Konuşma örgüsü hızlı bir gelişim gösterir, ince bir taşlamayı kapsar.

Hafif mastar : Fiil kök ve gövdelerine, fiilden ad yapan -mA ekinin getirilmesi ile oluşturulan mastar: alın-ma, an-ma, an-ma-ma, ger-il-me, bak-ma, bakma-ma, danış-ma, gel-me, gelme-me, git-me, gitme-me, ver-il-me, yaz-ıl-ma, yazılma-ma vb.

Hafif meromiyozin, lmm : Miyozinin tripsinle parçalanması sonucu teşekkül eden iki parçadan hafif olan kuyruk parçası.

Hafif sıklet : Güreşte 68, boks ve halterde 67,5 kilogram olarak belirlenmiş ağırlık, horoz ağırlık, horoz sıklet.

Hafif ile ilgili Cümleler

  • Ali dışarıda çalışmadan önce hafif bir öğle yemeği yedi.
  • Bunlar hafifletici koşullar.
  • Hafif bir baş ağrım vardı bu yüzden erken yatmaya gittim.
  • Hafif bir düşünce farkımız vardı.
  • Hafif bir baş ağrım var.
  • Hafif bir ateşin olabilir.
  • Hafif bir biranız var mı?
  • Ali artık daha hafif.
  • Hafif ateşim olduğu için, yatakta kaldım.
  • Ali pencereye hafifçe vurdu.
  • Ali zor bir durumu hafife aldı.
  • Ali gerilimi hafifletmeye çalıştı.
  • Hafif ayakkabıları severim.
  • Ben genellikle kahvaltıyı iyi yaparım, öğle yemeğini ise hafif.

Diğer dillerde Hafif anlamı nedir?

İngilizce'de Hafif ne demek? : adj. digestible, light, airy, lightweight, slight, weak, cushy, distant, dulcet, feeble, feint, frail, frivolous, lenient, loose, mild, piano, small, soft, subdued, tenuous, unsubstantial

adv. light, lightly

n. easy of digestion

Fransızca'da Hafif : léger/ère, aérien/ne, anodin/e, facile, faible

Almanca'da Hafif : n. Divertimento, Zephir

adj. dezent, flau, gering, leicht, leise, lind, luftig, mild, mühelos, sanft, schwach

Rusça'da Hafif : adj. легкий, легковесный, невесомый, воздушный, незначительный, слабый, неуловимый, небольшой, тихий, негромкий, доступный, ветреный, легкомысленный

adv. легко