Solgu nedir, Solgu ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Dibekte, havanda dövme işini yapan tokmak.

Havanda ya da dibekte tahıl dövmekte kullanılan tokmak.

Solgu ile ilgili Cümleler

  • Ali biraz solgun.
  • Bugün neden bu kadar solgunsun?
  • Solgun görünüyorsun. Derhal yatağa uzansan iyi olur.
  • Solgun görünüyorsun.
  • Ali son derece solgundu.
  • Gerçekten solgun görünüyorsun. İyi misin?
  • Çok solgun görünüyorsun. İyi misin?
  • Solgun görünüyorsun. Doktoru arayayım mı?
  • Bugün çok solgun görünüyorsun.
  • Ali çok solgun görünüyor.
  • Solgun görünüyorsun. Bir gün izin alsan iyi olur.
  • Bir hayalet gibi solgun görünüyorsun.
  • Ali biraz solgun görünüyordu.

Solgu tanımı, anlamı

Solgun civciv sendromu : Gelişme geriliği ve kilo kaybı gösteren deve kuşlarını tanımlayan genel bir klinik tanım

Solgun : Rengini, tazeliğini, canlılığını veya parlaklığını yitirmiş olan, solmuş.

Solgunlaşma : Solgunlaşmak işi.

Solgunlaşmak : Solgun duruma gelmek.

Solgunluk : Solgun olma durumu.

Dövmek : Tokat, yumruk, tekme vurarak canını acıtmak. Çarpmak, sertçe dokunmak. Çamaşır, halı vb.ni tokaç, sopa gibi şeylerle vurarak temizlemek. Topa tutmak. Bir şeyi toz durumuna getirmek için ezmek. Davul vb. çalmak, vurmak. Ateşte ısıtılarak yumuşatılmış bir madeni, vurarak istenilen biçime getirmek. Ezmek. Çırpmak.

 

Tokmak : Ağaçtan yapılmış iri çekiç. Davul vb. vurmalı çalgıları çalmakta kullanılan ve çalgının bir parçası olan araç. Dibekte dövme işi için kullanılan ağaçtan araç. Kapı kolu yerinde bulunan ve kapıyı açmaya yarayan topuz. Kapıya asılı duran ve kapıyı çalmaya yarayan, türlü biçimlerde metal parça.

Ya da : Seçeneği, çeşitliliği veya tercihi belirten bir söz.

Yapan : Ardıç ve gomalak ağacının, yatay büyüyen dalları.

Tokma : Çok yemekten olan mide ağrısı. Tarlaları ayıran sınır sırıkları arasından arabaların geçmesi için yapılan ilkel kapı.

Dövme : Dövmek işi. Dövülerek kabuğu çıkarılmış buğday, yarma. Dövülerek yapılan. Kızgın durumdayken dövülerek biçim verilmiş (metal eşya). Vücut derisi üzerine iğne vb. sivri bir araçla çizilmek ve içine renk veren maddeler konulmak yoluyla yapılmış olan yazı veya resim.

Dibek : Taştan veya ağaçtan yapılmış büyük havan.

Tahıl : Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı, hububat.

Havan : İçinde bir şey dövüp ufalamaya yarayan, tahta, taş, maden veya plastikten yapılmış olan kap. Tütün kıyma makinesi. Havan topu.

Hava : Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Keyif, âlem. Müzik parçalarında tür. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Esinti. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Gökyüzü. Çekicilik. Tarz, üslup. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Çevreyi kuşatan boşluk.

 

Tahı : Kez. Takı, düğün ve nişan hediyesi.

Yapa : Ekinin, toprak üstündeki bölümü. Kırkılmış koyun yünü. Yapağı.

Ya : "Ey, hey" anlamlarında bir seslenme sözü. Bazı çekimli zamanlardan sonra gelerek anlamı pekiştiren, kuvvetlendiren bir söz: Yediydin ya. Oturmuşum ya. Şaşma, şaşkınlık bildiren bir söz. Bilinen, görülen, hatırlanıp anlatılan bir olay dolayısıyla da sorulan başka bir konu için kullanılan bir söz. Gereklik ve onay bildiren cümlelerde yargının onaylandığını bildiren bir söz. Cevap niteliğinde olan cümlenin sonuna getirildiğinde asıl yargının arkadan gelen cümle ile anlatılacağını belirten bir söz. Evet. Dilek ve geniş zaman kiplerinde yargıyı güçlendiren bir söz. Bir düşüncede sıra ile yer alan ayrı cins ögelerden biri ötekilerden üstün görüldüğünde "hele, özellikle" anlamlarında kullanılan bir söz. Bir düşüncenin karşıtı düşünülürken kullanılan bir söz.

Da : Doğrulama, uygun bulma, evet. [Bakınız: dahacık, dâhacık]. Daha anlamında kullanılır. Şaşma bildirir ünlem. Değil mi ya anlamında kullanılır. İşte, orada, şurada. Genellikle cümle sonlarında çeşitli anlamlarda kullanılan ünlem. Bağlama ve kuvvetlendirme edatı. Daha, henüz. Da, dahi (bk. de). Dağ. Dahi, da. Henüz. Dağı. Dağa. Daha.

Diğer dillerde Solgaripler anlamı nedir?

Osmanlıca Solgaripler : gureba-yı yesar