Steep türkçesi Steep nedir

Steep ile ilgili cümleler

English: We climbed up the steep mountain.
Turkish: Dik dağa tırmandık.

English: He stared at the steep slope.
Turkish: O, dik yamaca bakakaldı.

English: We climbed the steep slope.
Turkish: Dik bir yamaca tırmandık.

English: The path zigzagged up the steep slope.
Turkish: Yol dik yamaca doğru zikzak çiziyordu.

English: The climb will be steep and difficult.
Turkish: Tırmanış dik ve zor olacak.

Steep ingilizcede ne demek, Steep nerede nasıl kullanılır?

Steep hill : Dik tepe.

Steep in : Dolu. Batmış. Doymuş. -e batmak. Bastırıp bekletmek (sıvıya).

Steep oneself in : Alimi olmak. Her şeyini öğrenmek. Kendini vermek. Bir konuda derinleşmek.

Steep seam : Kılıç damar.

Steep slope : Dik şev. Dik meyil. Dik bayır. Dik yamaç. Sarp yamaç.

Steeped : Suya koymak. Doyurmak. Suda bekletmek. Islatmak. İçirmek. Demlemek.

Steepens : Fırlamak. Dikleşmek. Yükselmek. Aşırı yükseltmek. Dikleştirmek.

Steepening : Yükselmek. Dikleşmek. Aşırı yükseltmek. Fırlamak. Dikleştirmek.

Steepen : Aşırı yükseltmek. Dikleşmek. Yükselmek. Fırlamak. Dikleştirmek.

Steepers : Daha dik. Dik (yüzey vb).

 

İngilizce Steep Türkçe anlamı, Steep eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Steep ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Cloying : İğrenç. Bıktıran. Tiksindirici. Boğucu. Bıktırış.

Shuffles : Sürümek (ayaklarını). Sakınmak. Kağıtları karmak. Karıştırmak. Kaçırmak. Sürüklemek. Sözü değiştirmek. Elden ele dolaştırmak. Sürtünerek gitmek. Ayaklarını sürümek.

Fondlers : Düşkün. Merak. Aşık. Meraklı. İptila. Fazla müsamahakar. Seven. Deli.

Exaggerated : Abartılmış. Mübalağalı. Abartı. Şişirilmiş. Abartmalı.

Focus : Bir noktada toplamak. Odaklanmak. Merkez. Fokus. Bir merceğin ya da yuvarsal aynanın asal ekseni üzerinde, çok uzakta bulunan bir kaynaktan bu eksene koşut olarak gelen ışınların, mercekten geçtikten ya da aynada yansıdıktan sonra, bu asal eksen üzerinde kırıldıkları ya da yansıdıkları nokta. İlgi odağı. Odaklama. Yakınsayan ışınların kesişme noktası (gerçek odak), ya da ıraksayan ışınların kaynaklanır göründüğü nokta (sanal odak). Fokus yapmak. Seçikleştirmek amacıyla görüntüyü odak noktasına düşürmek için alıcı merceğinde yapılan düzeltme.

Booze : Mazot. Kafayı çekmek. Alem. İçki. İçki içmek. Dem çekmek. Piyizlenmek. Sert içki. Cümbüş. Alem yapmak.

Embrue : Doyurmak. Islatmak. Suya sokmak. Banyo etmek. Emdirmek. Sırılsıklam etmek. Bulaştırmak. Suya daldırmak.

Incogitable : Anlaşılamaz. Akla hayale sığmaz.

Fancy : İstek. İmgelemek. Tahayyül etmek. Aklında canlandırmak. Sanmak. Hayal gücü. Hayal. İstemek. Süslü püslü. Garip.

Infusing : Demlemek. Telkin etmek. İçine dökmek. Demlemek (çay). Kafasına sokmak. Doldurmak. İlham vermek. Aşılamak.

 

Steep synonyms : steepish, steep sided, brews, bankrupting, endwise, soak up, bankrupted, break, a bit thick, erect, bold, bluff, acutest, decried, center, infuse, shuffle, slipperiest, slippery, endways, immerses, bollixed, fonding, steeped, permuting, out of sight, prohibitory, bowse, rugged, bring to ruin, craggiest, fondest, heavy.

Steep zıt anlamlı kelimeler, Steep kelime anlamı

Gradual : Yavaş yavaş. Derece derece. Aşamalı. Yavaş yavaş olan. Yavaş. Tedrici. Kademeli. Derece derece olan.

Horizontal : Ufki. Bilgisayar, fizik alanlarında kullanılır. Düz. Yatay düzlem. Yatay. Yatay çizgi. Yatay yerleştir. Ufka ait. Yerçekimi doğrultusuna dik düzlem. Horizontal.

Inclined : Mütemayil. Eğik. Eli yatkın. Yatmış. Meyilli. Eğimli. Yetenekli. İstekli. Eğilimli. Yatkın.

Steep antonyms : moderate.

Steep ingilizce tanımı, definition of Steep

Steep kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : A steep roof. A precipitous place, hill, mountain, rock, or ascent. Any elevated object sloping with a large angle to the plane of the horizon. A precipice. As, to soften seed by steeping it in water. Often used figuratively. Ascending or descending rapidly with respect to a horizontal line or a level. A steep declivity. To macerate. Precipitous. Making a large angle with the plane of the horizon. Something steeped, or used in steeping. Glittering. As, the tea is steeping. To undergo the process of soaking in a liquid. A steep ascent. As, a steep hill or mountain. Bright. To extract the essence of by soaking. A fertilizing liquid to hasten the germination of seeds. A steep barometric gradient. Fiery. To soak in a liquid.