Stretch the truth türkçesi Stretch the truth nedir

Stretch the truth ingilizcede ne demek, Stretch the truth nerede nasıl kullanılır?

Stretch : Uzatmak. Geniş yer. Yayılmak. Bir güç altında uzamış örneğin geri çekilen kısmı. Germe. Esneme. Esnemek. Aralıksız süre. Kasmak. Gerginleştirmek.

The : Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belgili tanımlık. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belirli durumlarda isimden önce kullanılır.

Truth : Temel hakikat. Gerçek. Esas hakikat. Dürüstlük. İçtenlik. Gerçeklik. Doğruluk. Filvaki. Gerçek durum.

The truth came out : Gerçek ortaya çıktı. Gerçek açığa çıktı. Gerçek bulundu. Bu konuda daha fazla şüpheye veya tereddüte mahal yok.

The truth cannot be denied : Gerçek inkar edilemez. Gerçeği örtbas etmek imkansızdır. Gerçek başka hiçbirşey değil sadece gerçek.

Distortion of the truth : Gerçeklerin saptırılması.

Told the truth : Gerçeği söyleyen. Dürüstçe konuşan.

To tell the truth : Esasen. Hani. Aslını sorarsanız. Aslında. Aslına bakarsan. Aslına bakarsak. Doğrusu. Doğruyu söylemek. Açıkçası.

Admitted the truth : Gerçeği kabul etti. Gerçeği itiraf etti. Hakikati kabul etti.

The truth is : Tüm dürüstlüğüyle. İçtenlikle. Gerçek şu ki. Dürüst olmak gerekirse.

 

İngilizce Stretch the truth Türkçe anlamı, Stretch the truth eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Stretch the truth ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Aggrandizing : Büyütmek. Çoğaltmak. Yüceltmek. Artırmak.

Color : Boya. Renkli almaçların görüntülüklerinin iç çeperinde bulunan ve her biri, renkli noktalardan üçünün bir üçgen biçiminde yan yana gelmesinden oluşan benek. Rengin üç değişkeninden biri (öbürleri: parlaklık, doyma). karmaşık bir ışığın, ağır çeken dalga uzunluğu, dolayısıyla bu dalga uzunluğuna uygun düşen rengi. herhangi bir rengin; kırmızı, sarı, yeşil, mavi ve yeniden kırmızı olarak çembersel biçimde sıralanan renklerden birine olan benzerliği. (siyah, beyaz ve gri, renközü bulunmayan ışıklardır). tv. renkli televizyonda, renklilik bilgisini oluşturan öğelerden biri. Bkz.colour. Renk değiştirmek. Renk vermek. Çarpıtmak. Saptırmak. Belirli dalga uzunluğundaki elektromıknatıs ışınımın gözün ağkatında yarattığı etkinin, merkez sinir dizgesince yorumundan doğan durum.

Aggrandize : Yüceltmek. Büyütmek. Artırmak. Çoğaltmak.

Aggrandized : Abartılmış. Büyütülmüş. Çoğaltmak. Büyütmek. Yüceltmek. Çoğaltılmış. Artırmak. Güçlendirilmiş (ayrıca aggrandised).

Balloon : Havadan atmak (top). Balonla uçmak. Şişmek. Şişirmek. Balon gibi şişmek. Balon. Balon gibi olmak. Küre. Zam yapmak.

Adorn : Donamak. Şişirmek. Bezemek. Süslemek. Donatmak. Renk katmak. Güzelleştirmek. Tezyin etmek. Ballandırmak.

Carry to excess : İfrata vardırmak. Fazla abartmak.

 

Ballooned : Balonla uçmak. Havadan atmak (top). Küre. Şişirmek. Şişmek. Balon gibi olmak. Zam yapmak. Havadan atmak. Balon.

Aggrandise : Ayrıntı eklemek (ayrıca aggrandize). Çoğaltmak. Büyütmek. Yüceltmek. Yapmacık bir şekilde birinin itibarını pekiştirmek veya abartmak. Bir şeyin daha yüce görünmesini sağlamak. Uzatmak. Genişletmek. Gücünü veya konumunu yükseltmek. Artırmak.

Cross the line : Çizgiyi aşmak. Sınırı aşmak. Çizgiyi geçmek. Fazla ileri gitmek.

Stretch the truth synonyms : balloons, come it too strong, carry things too far, carry too far, aggrandised, aggrandizes.