The bar türkçesi The bar nedir

The bar ile ilgili cümleler

English: Ali entered the bar and sat on the stool next to Mary.
Turkish: Ali bara girdi ve Mary'nin yanındaki tabureye oturdu.

English: Ali sat at the bar by himself.
Turkish: Ali tek başına barda oturdu.

English: Ali and John went to the bar last night to pick up some girls.
Turkish: Ali ve John bazı kızları almak için dün gece bara gittiler.

English: Ali called Mary and asked her to meet him for a drink at the bar across from his office.
Turkish: Ali Mary'yi aradı ve ofisinin karşısındaki barda bir içki için onunla buluşmasını rica etti.

English: Ali got kicked out of the bar last night.
Turkish: Ali dün gece bardan kovuldu.

The bar ingilizcede ne demek, The bar nerede nasıl kullanılır?

The : Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belgili tanımlık.

Bar : Kapatmak ya da dışarıda bırakmak. İzin vermemek. Çıta. Parmaklık. Kısıtlamak. Katmamak. Yüksek ya da sırıkla atlamada aşılması gereken yüksekliği gösteren tahta, maden vb. özdekten yapılmış yuvarlak, yerine göre üçgen kesitli uzun ince çubuk. Sürgülemek. Engel. Baro.

 

The barber of seville : Sevilla berberi. Rossini tarafından bestelenen komik veya eğlenceli opera.

The bare fact : Çıplak gerçekler. Açık olaylar. Çıplak gerçek. Olduğu gibi.

Admit to the bar : Baroya almak. Baroya kabul etmek.

Be admitted to the bar : Avukatlık mesleğinin icra edilmesine yetki veren makamın sınavını geçmek. Baroya kabul edilmek. Belirli bir yargı alanında avukatlık yapılmasına yetki veren organ tarafından kabul edilmek.

Be at the bar : Avukat olmak. Avukatlık yapmak.

İngilizce The bar Türkçe anlamı, The bar eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The bar ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Constrains : Sınırlamak. İcbar etmek. Alıkoymak. Zorlamak. Baskı yapmak. Bağlamak. Tutmak. Mecbur etmek. Engellemek.

Detests : Tiksinmek. Tav olmak. Nefret etmek. İğrenmek.

Fencing : Çit ya da duvar. Çit malzemesi. Çit duvarı. Kaçamaklı cevap verme. Parmaklık malzemesi. Kılıçoyunu. Dürtücü kılıç, delici kılıç ve kesici kılıç adı verilen üç savutla yapılan spor. Çit veya parmaklık malzemesi. Doğrudan kaçma.

Regard with disfavor : Beğenmemek.

Benches : Hakim kürsüsü. Kürsü. Sıra. Yargıçlık. Tezgah. Bank.

Debarring : Mahrum etmek. Engel olmak. Yasaklamak. Yoksun bırakmak.

Groggery : Meyhane.

Disallowance : İnkar. Reddolunma. Geçersiz sayma. Engel olma. Müsaade olunmama. Men olunma. Ret. Red.

Regard with disfavour : Beğenmemek.

Bound : Sınırlamak. Sıçramak. Bağlı. Zıplamak. Zıplaya zıplaya gitmek. Kuşatmak. Sınırlarını çizmek. Sekip geri gelmek. Sektirmek.

The bar synonyms : ribs, rod, balustrades, alehouses, crossbar, astricted, avert, constrict, banisters, shrank, bannister, boozer, chopstick, debars, batons, hate, ramrods, cafes, iron bar, grogshop, have no use for, disable, disliked, bind, disliking, conscribe, averts, tommy bar, crash barrier, bench, clamp down on, member, bannisters.