Tinges türkçesi Tinges nedir

  • Renk vermek.
  • Hafif renk vermek.
  • Hafifçe boyamak.
  • Nebze.
  • Az miktar.
  • Belirti.
  • (-in tadı) (bir yemekte) azıcık bulunmak.
  • Hafif renk.
  • Tadı bir yemekte azıcık bulunmak.
  • Katmak.
  • İz.
  • Renk katmak.
  • Renklendirmek (az).

Tinges ingilizcede ne demek, Tinges nerede nasıl kullanılır?

Tinge of : -'ın çok küçük bir miktarı. Bir parçası.

Have a tinge of red : Kızıla çalmak.

Tinge : Belirtmek. Az miktar. (-in tadı) (bir yemekte) azıcık bulunmak. Belirti. İz. Tadı bir yemekte azıcık bulunmak. Hafifçe boyamak. Renk vermek. Renklendirmek. Hafif renk.

Tinged : Hafif etkilemek. Katmak. Renklendirmek (az). Hafifçe boyamak.

Tingeing : Renk vermek. Hafif etkilemek. Belirti. Katmak. Hafif renk vermek. Renklendirmek (az). Renk katmak. Tadı bir yemekte azıcık bulunmak. Hafifçe boyamak. (-in tadı) (bir yemekte) azıcık bulunmak.

Contingencies : Beklenmedik olay. Tesadüf. Olasılık. İhtimal. Gayrinakdi kredi ve yükümlülükler.

Contingence : Temas. Değme. Olasılık. Bitişme. Şans.

Be contingent upon : -e göre değişmek. Bağlı olmak. -e bağlı olmak. Bel bağlamak. Bağımlı olmak. -ması şartına bağlı olmak.

Be contingent on : -e bağlı olmak. -ması şartına bağlı olmak. -e göre değişmek.

Contingency : Koşullu. Beklenmedik hal. Tesadüf. Beklenmeyen olay. İhtimal. Zorunsuzluk. Olasılık. Beklenmedik olay. Beklenmedik durum. Arıza.

 

İngilizce Tinges Türkçe anlamı, Tinges eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Tinges ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Dribblets : Parça. Küçük parça. Damla.

Iotas : Yunan alfabesinin dokuzuncu harfi. Ufak veya küçük parça. Önemsiz şey. Louisiana eyaletinde yerleşim yeri. Yota. Gıdım. Zerre. Çok küçük miktar.

Tincts : Renkli boyamak. Renk vermek (arkaik). Renklendirmek. Açmak. Renge boyamak.

Colour : Renk duyumu. Boya. Dış görünüş. Duyulanmanın niteliğinde, ışığın tayfsal bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı cinsten olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan, görsel bir duyulanmanın belirtisi, ıralayıcı niteliği. Algılamanın niteliğinde, ışığın görüntüsel bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı türden olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan, görsel bir algılanmanın belirtisi. renk bir dalga uzunluğudur. örnek ; kırmızı, görüntüsü açısından en uzun, mor ise en kısa dalga uzunluğu içindedir. Doğrudan ya da üzerine düştüğü nesnelerde yansıma, kırılma, soğurulma gibi olaylar sonucu göze ulaşan ışığın, dalga boyuna göre bilinçte uyandırdığı imge. belli bir dalga boyundaki elektromıknatıssal ışınımın niteliği. Yüzü kızarmak. İçyüzü. Gerçek yüz. Renk değiştirmek.

Dram : Yudum. Dört gram. Damla. Bir yudumluk içki. Dirhem. Dram. Tiyatrodaki geleneksel ağlatının, zamanın gelişmesine ve sinema ile televizyonun özelliklerine uygun olarak gösterdiği evrimle oluşan tür. kahramanlar, ağlatının kapalı, dar, dış dünyayla ilişkisiz çevresinde yaşamaktan çıkıp, belli bir çevrenin, belli bir çağın somut koşulları içinde yer alırlar; günlük yaşamın içindedirler; durumları, davranışları bu yaşamın koşullarıyla belirlenir. dram kahramanlarının belirli bir toplumsal durumu, bu durumdan ileri gelen davranışları vardır. dramatik yapı, duygulardan, tutkulardan çok, kahramanın içinde yaşadığı toplumsal koşulların etkisiyle kurulur. dramda da kahraman, olağandışı bir durumla karşı karşıyadır. toplumsal yapısının, bilincinin, kendini çevreleyen koşulların elverdiği ölçüde bu olağandışı durumun üstesinden gelmeye çalışır. kahraman ile onu çevreleyen koşullar arasında bir güç denemesi, çetin bir sınav ortaya çıkar. dram kahramanı bu sınavla kendi kendini daha iyi tanır, güçlü ya da zayıf yönlerini öğrenir, elindeyse zayıf yönlerini güçlendirmeye çalışır. dramın amacı, ortaya böyle olağandışı bir durum koyup, kahramanı bu durumla karşı karşıya getirmek, bu sınavı anlatmak, bunun sonunda kahramanın hangi noktaya, nasıl ve neden geldiğini açıklamaktır. İskoçya'da viski kadehi. Herhangi bir şeyin küçük bir miktarı.

 

Iota : Zerre. Gıdım. Çok küçük miktar. Yota. Louisiana eyaletinde yerleşim yeri. Yunan alfabesinin dokuzuncu harfi. Önemsiz şey. Ufak veya küçük parça. Parça.

Tinctures : Tentür. Ruh. Eser. Hafif etkilemek. Renk. Hafifçe renklendirmek. Alkolle karıştırılmış madde.

Embellishing : Süslemek. Güzelleştirmek. Renk katma. Süsleme. Abartmak. Güzelleştirme. Kendi düşüncelerini katarak söyleme. Donatma. Abartma.

Impression : Tabetme. Taklit. İntiba. Fikir. Basım. Nüsha. Kanı. Etki.

Middle finger : Orta parmak.

Tinges synonyms : metacarpophalangeal joint, period of time, annualry, manus, time period, roman times, present times, tinctured, bodement, birthmarks, tincture, diagnostic, index, ally, circumstantial evidence, clinics, tinted, contemporary world, foretoken, tinting, affiliate, birthmark, embellished, adorning, pigmenting, little finger, shadow, foretokening, ring finger, admixing, hint, annexing, inch.

Tinges zıt anlamlı kelimeler, Tinges kelime anlamı

Arrive : Ayak basmak. Doğmak. Vasıl olmak. Dönmek. Gelip çatmak. Gelip dayanmak. Yetişmek. Varmak. Üstesinden gelmek. Ulaşmak.

Abstain : Geri durmak. Uzak durmak. Çekimser olmak. Perhiz yapmak. Perhiz etmek. İçkiden uzak durmak. Kaçınmak. Oy vermemek. Sakınmak. Çekinmek.