Vurma nedir, Vurma ne demek

  • Vurmak işi

"Vurma" ile ilgili cümle

  • "O adi herife vurmana içerlemiş de değilim." - A. Ümit

Kimya'daki anlamı:

Bir iç yanmalı makinede sıkıştırılmış yakıt ve hava karışımının, yüksek basınçta ani patlaması.

İngilizce'de Vurma ne demek? Vurma ingilizcesi nedir?:

knock

Vurma kısaca anlamı, tanımı:

Başvurma : Başvurmak işi, müracaat.

Usa vurma : Bilinen veya doğru olarak kabul edilen belirli önermelerden başka önermeler çıkarma, uslamlama, muhakeme. Anlık.

Vurmak : Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. İçki içmek. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Takmak, koymak, bağlamak. Çıkmak. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. Kadeh tokuşturmak. Tavla oyununda pulu kırmak. Uygulamak, basmak, koymak. Sürmek. Duyulmak, hissedilmek. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Hızla çarpmak. Çarpma işlemini yapmak. Olduğundan başka biçimde görünmek. Hızla değmek, çarpmak. Bağlama, ilişkilendirmek. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Olumsuz yönde etkilemek. Desteklemek, dayamak. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Dokunmak, hasta etmek. Silahla yaralamak, öldürmek. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Manevi olarak yaralamak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Sırtına, omzuna yerleştirmek.

 

Vurmalı : Vurularak çalınan (çalgı).

Vurmalı çalgılar : Vurmalı sazlar.

Vurmalı sazlar : Davul, zil, timbal, tef gibi vurularak çalınan çalgılar, vurmalı çalgılar, perküsyon.

Açığa vurmak : Belli etmek, ortaya çıkarmak.

Afyonu başına vurmak : Aşırı davranışlarda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptığını bilememek.

Ağzına gem vurmak : Susturmak, söyletmemek.

Alaya vurmak : Ciddiyken sonradan alay ediyormuş gibi bir havaya girmek.

Aptallığa vurmak : Bir şeyi bilmez, anlamaz gibi görünmek.

Arkadan vurmak : Bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek.

Ateşe vurmak : Bir yemeği pişmek üzere ocağa koymak.

Ateşi başına vurmak : Çok öfkelenmek, sinirlenmek, coşmak.

Ayağına bağ vurmak : Önüne bir engel çıkarmak.

Ayağını vurmak : Ayakkabı ayağını yara etmek.

Ayakkabı vurmak : Ayakkabı ayağı zedelemek, ayağı rahatsız etmek.

Ayaz vurmak : Sebze ve meyveler donmak.

Ayıbını yüzüne vurmak : Birinin kusurunu yüzüne söylemek.

Ayıyı vurmadan postunu satmak : Henüz ele geçmemiş bir şey üzerinde hesap yapmak.

Bağın vurmak : Çökmemesi için kazı duvarlarını bağınlarla desteklemek.

Baharı başına vurmak : Gençliğin verdiği coşkuyla gereksiz veya aşırı davranışta bulunmak.

Balta vurmak : Balta ile kesmek, parçalamak.

Baltayı taşa vurmak : Farkında olmayarak birine dokunacak sözler söylemek, pot kırmak.

Belden aşağı vurmak : İş hayatında, insan ilişkilerinde, siyasette kural dışı saldırmak.

 

Beynine vurmak : İçki etkisiyle ne yaptığını bilemez duruma gelmek.

Bıçak vurmak : Bıçaklamak. bıçakla kesmek.

Bir taşla iki kuş vurmak : Bir davranışla birden çok yararlı sonuca ulaşmak.

Borç vermekle düşman vurmakla : "borç vermekle, düşman vurmakla yok edilir" anlamında kullanılan bir söz.

Boş yerine vurmak : Böğürlerine vurmak.

Boya vurmak : Boyamak.

Boynunu vurmak : Başını keserek öldürmek.

Boyunduruğa vurmak : Baskı altına almak.

Bukağı vurmak : Bukağı takmak.

Camadan vurmak : Fazla rüzgâra karşı yelkeni kasmak.

Canevinden vurmak : En etkileyici yönünden saldırmak.

Çekip vurmak : Bir anda karar verip silahla öldürmek.

Çenesine vurmak : Aşırı derecede konuşmak, gevezelik etmek.

Çifte vurmak : Çiftelemek.

Çırpı vurmak : Boyaya batırılmış ipin gerilip çabucak çırpılmasıyla yüzeylere çizgi çekmek.

Damga vurmak : İz bırakmak. damgalamak.

Darbe vurmak : İyi olan bir durumu kötüye dönüştürmek.

Deliliğe vurmak : Kendini deli gibi göstermek.

Dem vurmak : Bir şeyden söz etmek, konu açmak.

Demire vurmak : Demir zincirle bağlamak.

Dibe vurmak : En kötü duruma düşmek.

Dışa vurmak : Belli etmek.

Dışarı vurmak : Belli etmek, açıklamak.

Dizgin vurmak : Ata dizgin bağlamak.

Düğüm üstüne düğüm vurmak : Parasını pintilik ederek saklamak.

Düğüm vurmak : Düğümlemek. parasını pintilik ederek saklamak, biriktirmek.

El vurmamak : Bir işi yapmaya yanaşmamak ve başlamamak.

Eyer vurmak : Eyeri hayvanın sırtına koyup bağlamak.

Gem vurmak : Hayvanın ağzına gem takmak. her türlü taşkınlığı, isteği, hevesi vb.ni engellemek.

Gemi baş vurmak : Önden gelen dalgalarla gemi başı kalkıp kalkıp inmek.

Harı başına vurmak : Azmak, kendini tutamayacak duruma gelmek. çok kızmak.

Horon vurmak : Horon oyununu oynamak.

İşi vurmak : İşi değiştirmek.

Kaçanı kovmazlar yıkılanı vurmazlar : "kaçan bir düşmanı kovalayıp ezmeye çalışmak mertliğe yakışmaz, âciz olduğunu göstereni de vurmak insanlık değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Kafasına vurmak : Başına vurmak.

Kafasını vurmak : Bir kimsenin kafasını kesmek.

Kafayı vurmak : Uyumak için yatmak. hastalanıp yatağa düşmek.

Kalıba vurmak : Biçimi bozulmuş bir şeyi düzeltmek için kalıba geçirmek.

Kapısına kilit vurmak : Bir yerin çalışmasına son vermek. girilip çıkılmasını önlemek için bir yeri kapamak.

Karaya vurmak : Denizdeki bir cisim kendini karaya atmak. karaya çarpmak.

Kazığa vurmak : Bir kimseyi yere dikilmiş ucu sivri bir kazığa oturtarak öldürmek.

Kelepçe vurmak : Bileklere demir halka geçirmek.

Kelepçeye vurmak : Kelepçe vurmak.

Ket vurmak : Engel olarak güçleştirmek.

Kilit vurmak : Kapatmak.

Kıyıya vurmak : Bir şey akıntı veya dalgayla kıyıya sürüklenmek.

Kol vurmak : Dolaşmak.

Kolan vurmak : Salıncakta hızlanmak için ayakta durup vücudu doğrultarak ileriye atılırcasına hareket etmek. hayvanın eyer veya semerini kolana bağlamak.

Kömür başa vurmak : Kömürün iyi yanmamasından çıkan karbon oksidiyle zehirlenmekten baş ağrımak.

Köpeğe gem vurma kendini at sanır : "kendisine değeri varmış gibi davranılan değersiz kişi, gerçekten değeri bulunduğuna inanır" anlamında kullanılan bir söz.

Köstek vurmak : Hayvanın ayağına köstek bağlamak. güreşte hasmın bir veya iki ayağını sımsıkı yakalamak. kösteklemek.

Lapa vurmak : Ağrıyı kesmek, iyileştirmek amacıyla lapa koymak.

Makas vurmak : Makasla kesmek.

Meydana vurmak : Belli etmek, ortaya çıkarmak.

Mihenge vurmak : Denemek.

Neşter vurmak : Bir sorunu kesin bir sonuca ulaşmak amacıyla ele almak. ameliyat yapmak.

Oltaya vurmak : Balık yakalanmak.

Palan vurmak : Palanı hayvanın sırtına koyup bağlamak.

Palet vurmak : Dipte yüzerken yükselme amacıyla paletlerle suyu dövmek.

Partiyi vurmak : Büyük bir kazanç sağlamak.

Payanda vurmak : Payandalamak.

Pençe vurmak : Ayakkabıya pençe çekmek. pençelemek.

Perdah vurmak : Parlatmak.

Pireyi gözünden vurmak : Keskin nişancı olmak.

Pişkinliğe vurmak : Kötü bir davranışa veya söze aldırmamak.

Piyango vurmak : Piyangoda ikramiye kazanmak. beklenmedik bir yerden büyük kazanç sağlamak.

Prangaya vurmak : Ayağına pranga bağlamak, zincire vurmak.

Sağ gösterip sol vurmak : Şaşırtmak.

Sahile vurmak : Bir nesne dalga veya akıntının etkisiyle kıyıya gelmek, kıyıda bulunmak.

Sakalına göre tarak vurmak : Birinin hoşlanacağı biçimde konuşmak veya davranmak.

Sarhoşluğa vurmak : Kendini sarhoş gibi göstermek, sarhoş olmuşçasına davranmak.

Şavkı vurmak : Bir şeyin ışığı yansımak.

Sekte vurmak : Kesilmesine sebep olmak, kesintiye uğratmak.

Semer vurmak : Semeri, yük hayvanının sırtına koyup bağlamak, semerlemek. semer sırtı yaralamak.

Sıva vurmak : Bir duvarı sıva kullanarak düzgünleştirmek, sıvamak.

Soğuk vurmak : Soğuk etkisiyle bitki kurumak.

Tarak vurmak : Taramak.

Tavana vurmak : Tavan yapmak.

Teraziye vurmak : İyice tartarak düşünmek.

Topuk vurmak : Selamlamadan önce ayak topuklarını yan yana getirmek.

Tos vurmak : Alın veya boynuzla vurmak, süsmek.

Turnayı gözünden vurmak : Umulmadık bir kazanç veya çıkar sağlama imkânı ele geçirmek.

Voli vurmak : Vurgun vurmak.

Volta vurmak : Gemi zikzak yapmak. bir aşağı bir yukarı dolaşmak.

Vurgun vurmak : Yolsuzluk yaparak kısa sürede büyük kazanç elde etmek.

Yalpa vurmak : Dağılmak, sağa sola yayılmak. rüzgâr, deniz ve yolun durumu dolayısıyla deniz taşıtları iki yana sallanmak. iki yana eğilerek yürümek.

Yama vurmak : Delik, yırtık veya eski bir yere yama koymak, yama koyarak onarmak.

Yerden yere vurmak : Birine türlü yönlerden saldırarak onu çok aşağılayıcı bir duruma düşürmek.

Yere vurmak : Yenmek, alt etmek. kötü bir duruma sokmak.

Yol vurmak : Yol kesmek.

Yola vurmak : Yolcu etmek, uğurlamak. yola koyulmak.

Yük vurmak : Hayvana yük yüklemek.

Yüze vurmak : Yüzüne vurmak.

Yüzüne vurmak : Ayıplayarak kusurunu yüzüne söylemek.

Zincir vurmak : Elini ayağını bağlamak. özgürlüğünü elinden almak.

Zincire vurmak : Prangaya vurmak.

Vurma bileşiği : Benzine eklendiği zaman vuruşu azaltan madde.

Vurma tutma : Şap hastalığı.

Vurmatarağı : Dokuma tezgahlarında düğümleri sıkıştırmak amacıyla kullanılan uç kısmında madensel dişliler bulunan ağaç vurgu aracı. (Taşpınar *Aksaray -Niğde)

Vurma ile ilgili Cümleler

  • Sana vurmak istemedim.
  • Seni sırlarımı açığa vurmaktan vazgeçiremem. Ancak, yapmaman için yalvarıyorum.
  • Tom'a vurmayı kes.
  • Sabah ikide benim kapıya vurmanı istemiyorum.
  • Tom'a vurmayı planlamadım.
  • Vurmak vurulmamayı unuttun mu?
  • Hayatımda hiç kimseye vurmadım.
  • Ali bana vurmaya devam etti.
  • Vurmak istemiyorum.

Diğer dillerde Vurma anlamı nedir?

İngilizce'de Vurma ne demek? : adj. percussion, percussive

n. blip, dash, hit, knock, knocking, percussion, pound, pounding, shoot, strike, swat

Fransızca'da Vurma : battement [le], atteinte [la], bourrade [la], coup [le], percussion [la]

Almanca'da Vurma : n. Abstoß

Rusça'da Vurma : n. удар (M), стук (M), долбление (N), заковка (F), навьючивание (N)