Yüz nedir, Yüz ne demek

  • Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı.
  • Nedeniyle, sebebiyle.
  • Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılmış olan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz.
  • Kesici araçlarda ağız.
  • Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş.
  • Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı.
  • Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret.
  • Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf.
  • Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat.
  • Yüzey.
  • Utanma.
  • Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü.
  • On kere on, doksan dokuzdan bir artık.
  • Yan, taraf.
  • Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri

"Yüz" ile ilgili cümle

  • "Ön yüz. Yan yüz. Arka yüz."
  • "Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor." - S. F. Abasıyanık
  • "Adamda yüz yok ki!"
  • "Ne yüzle? Yüzü olmamak."
  • "Suyun yüzünde."
  • "Bıçağın keskin yüzü."
  • "Hikmet Bey'in kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü." - S. M. Alus
  • "Yorgan yüzü. Kanepenin yüzü."
  • "Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde." - Y. Z. Ortaç

Yerel Türkçe anlamı:

Sığ

Sayfa.

Yüz, çehre

Taraf, geçe,

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: yan]

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

 

(Mimarlık) Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin tümü. Örn. önyüz, yanyüz, arkayüz gibi.

Matematik terimi olarak kelime anlamı:

Bir çökyüzlüyü oluşturan çokgenlerden birince sınırlanan düzlemsel bölge.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

yüzey (matematik)

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Don, şalvar ve donluk kumaş. (Yenikent *Aksaray -Niğde)

Diğer sözlük anlamları:

Cihet, yön, taraf.

Karşı, nezd, yan.

İngilizce'de Yüz ne demek? Yüz ingilizcesi nedir?:

facade, front, face

Fransızca'da Yüz ne demek?:

face, facies

Osmanlıca Yüz ne demek? Yüz Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

vecih, satıh

Yüz kısaca anlamı, tanımı:

Yüz bulmak : İlgi ve yakınlık görmek.

Yüz bulunca astar istemek : Yüz verince astar istemek.

Yüz çevirmek : Gösterdiği ilgiyi kesmek.

Yüz etmek : Ismarlamak, havale etmek.

Yüz geri etmek : Geri döndürmek.

Yüz göstermek : Ortaya çıkmak.

Yüz kızartmak : Utandırmak. sıkılarak yalvarmak.

Yüz kızdırmak : Utanmayı göze almak.

Yüz surat davul derisi : Utanması olmayanlar için söylenen bir söz.

Yüz sürmek : Aşırı sevgi göstermek için yere eğilmek.

Yüz takınmak : Yüze verilen biçimle bir duyguyu belirtmek.

Yüz tutmak : Giderek biçim ve renk değiştirmek. yönelmek.

 

Yüzü sararmak : Korku, üzüntü, coşku vb. sebeplerle yüzün rengi solmak.

Yüz verince astar istemek : Kendisine gösterilen küçük bir ilgiden şımararak geniş yetki elde etmeye, daha çok yarar sağlamaya çalışmak.

Yüz vermemek : Önemsememek. ilgi, yakınlık göstermemek.

Yüz yapmak : Makyaj yapmak.

Yüz yazmak : Köy seyirlik oyunlarında taklit edilen kişinin özelliklerini belirtecek biçimde yüz boyamak, maske yapmak. makyaj yapmak.

Yüz yüzden utanır : "insanlar karşı karşıya geldiklerinde daha kolay uzlaşabilirler" anlamında kullanılan bir söz.

Yüze çıkmak : Belli olmak, açığa çıkmak, belirmek. bir sıvının üst bölümüne çıkmak. yüzsüz olmak, şımarmak.

Yüze duramamak : Birinin hatırından çıkamamak, birinin hatırını kıramamak.

Yüze gelmek : Çekinmemek.

Yüze gülmek : Yalandan dost görünmek. sevimli, alımlı görünmek.

Yüze vurmak : Yüzüne vurmak.

Yüzü açılmak : Güzelliği, parlaklığı ortaya çıkmak.

Yüzü düşmek : Somurtmak.

Yüzü asılmak : Somurtmak.

Yüzü görmemek : ...-den yoksun olmak, uzak bulunmak.

Yüzü gözü açılmak : Toplumsal ilişkiler kurmaya, çevresini, dünyayı tanımaya başlamak. sıkılmaz, utanmaz bir duruma gelmek.

Yüzü gülmek : Temiz, tertipli duruma gelmek. feraha kavuşmak. sevinci yüzünden belli olmak.

Yüzü kağıt gibi olmak : Kanı çekilip benzi solmak.

Yüzü kalmamak : Bir kimseden daha önce birçok ricada bulunduğu için yeni bir şey istemeye sıkılmak.

Yüzü karışmak : Can sıkıcı bir durum, yüzünden belli olmak.

Yüzü kasap süngeriyle silinmiş : "utanmayan, utanması sıkılması olmayan" anlamında kullanılan bir söz.

Yüzü kireç kesilmek : Yüzünde renk kalmamak.

Yüzü kireç gibi olmak : Yüzünde renk kalmamak, rengi solmak.

Yüzü kızarmak : Utanmak.

Yüzü olmamak : Cüret ve cesareti olmamak. bir şeye dayanamamak. utanmak.

Yüzü seçilmemek : Açıkça tanınmamak, belli belirsiz görünmek.

Yüzü sıcak olmak : Çok sevilmek, hoşlanılmak.

Yüzü suyu hürmetine : "birinin veya bir şeyin hatırına veya varlığına değer verildiği için" anlamında kullanılan bir söz.

Yüzü suyuna : Yüzü suyu hürmetine.

Yüzü soğuk olmak : Ürkütücü olmak.

Yüzü tutmamak : Haklı da olsa karşısındakini kıracak bir davranışta bulunmaktan çekinmek. utanmak.

Yüzü yazılı kalmak : Kullanılmak, yenilmek için hazırlanmışken herhangi bir sebeple olduğu gibi dokunulmadan kalmak.

Yüzü yere gelmek : Çok utanmak.

Yüzünden akmak : Herhangi bir durum yüzünden çok belli olmak.

Yüzünden düşen bin parça olmak : Öfke veya küskünlükten ileri gelen can sıkıntısıyla suratı asık olmak.

Yüzünden kan damlamak : Çok sağlıklı olmak, sağlığı yüzünün renginden belli olmak.

Yüzünden okumak : Herhangi bir durumu yüzünden anlamak. ezbere değil, yazılmış kâğıttan okumak.

Yüzüne bağırmak : Birine öfke ile saygısızca sözler söylemek.

Yüzüne bakamaz olmak : Utanç, yüreksizlik vb. sebeplerle bir kimsenin karşısına çıkamamak.

Yüzüne bakılır olmak : Çirkin sayılmamak.

Yüzüne bakılacak gibi olmak : Çok çirkin olmamak.

Yüzüne bakılmaz olmak : Çok çirkin olmak.

Yüzüne bakmamak : Darılmak, gücenmek. önem vermemek, ilgilenmemek.

Yüzünün derisi yere geçmek : Yüzü yere gelmek.

Yüzüne bakmaya kıyamamak : Biri çok güzel olmak.

Yüzüne bir daha bakmamak : Darılıp konuşmamak.

Yüzüne duramamak : Dayanamamak, bir isteğe hayır diyememek, kıramamak.

Yüzüne gözüne bulaştırmak : Bir işi becerememek, bozmak.

Yüzüne gülmek : Dostmuş gibi görünmek. temizliği, yeniliği dolayısıyla ferahlık vermek. dostluk göstermek, ilgi göstermek, alakalanmak.

Yüzüne hasret kalmak : Birinden veya bir şeyden yoksun kalmak, özlemek.

Yüzüne kan gelmek : Sağlığı yerine gelmek, benzinin solgunluğu geçmek.

Yüzüne karşı : Bir kimsenin kendi önünde ve ondan çekinmeden.

Yüzüne su çarpmak : Yüzünü soğuk su ile yıkamak.

Yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanır : Çok arsız ve onursuz kimseler için kullanılan bir söz.

Yüzüne vurmak : Ayıplayarak kusurunu yüzüne söylemek.

Yüzünü ağartmak : Beğenilir iş yapmak, iş ve davranışlarıyla yakınlarının övünmesine sebep olmak.

Yüzünü buruşturmak : Yüzüne öfke ve hoşnutsuzluk gösteren bir biçim vermek.

Yüzünü duvara yapıştırmak : İlgiyi kesmek.

Yüzünü gören cennetlik : Uzun süre görünmeyen kimseler için söylenen bir söz.

Yüzünü görmemek : Gereksinim duyulan bir şeyi özlemek, ona hasret kalmak. uzun süre görmemek.

Yüzünü gözünü açmak : Bir çocuğa veya gence o zamana kadar bilmediği birtakım cinsel bilgiler vermek.

Yüzünü güldürmek : Birini mutlu etmek, birine iyilik etmek.

Yüzünü karartmak : Birine sinirlenerek somurtmak.

Yüzünü kara çıkarmak : Birini utandırmak.

Yüzünü kızartmak : Bir kimsenin utanmasına sebep olmak, birini utanacak duruma düşürmek.

Yüzünü şeytan görsün : Sevilmeyen bir kimseye karşı duyulan nefreti belirtmek için kullanılan bir söz.

Yüzünü unutmak : Uzun süre görmemek, varlığına hasret kalmak.

Yüzüne yazmak : Gelinin yüzünü süslemek.

Yüzünü yere getirmek : Utandırmak, mahcup duruma düşürmek.

Yüzünün derisi kalın : Utanması, arlanması olmayan.

Yüzünüze güller : İğrenç bir şey anlatılırken söylenen bir söz.

Yüzbaşı : Orduda rütbesi üsteğmenle binbaşı arasında olan subay.

Yüzbeşlik : Topçulukta ağır bombardımanda kullanılan bir top türü.

Yüz binlerce : Pek çok, çok sayıda.

Yüz binlik : Yüz bin lira değerinde kâğıt para.

Yüz kere : Pek çok, tekrar tekrar, çok kez, defalarca.

Yüznumara : Tuvalet.

Yüz para : Çok az (para). İki buçuk kuruş.

Yüzyıl : Yüzyıllık süre, asır. Milat başlangıç alınarak 1-100, 101-200, 201-300 vb. olarak sayılan yüzyıllık dönem. İçinde yaşanılan zaman.

Yüzde yüz : Tam olarak. Kesinlikle.

Yüz akı : Övünç kaynağı.

Yüzbeyüz : Yüz yüze.

Yüz görümlüğü : Damadın düğün günü geline verdiği armağan.

Yüz göz : "Biriyle gereksiz yere, aşırı derecede senli benli olmak" anlamındaki yüz göz olmak deyiminde geçen bir söz.

Yüz havlusu : Yüzü yıkadıktan sonra kurulamak için kullanılan havlu.

Yüz kalıbı : İnsan yüzüne alçı dökülerek alınmış kalıp.

Yüz kaplama : Genellikle sert ve orta sert ağaçlardan biçilerek veya kesilerek elde edilen, kontratabla veya yonga levhalarının yüzlerine yapıştırılarak kullanılan, güzel desenli bir kaplama türü.

Yüz karası : Utanılacak bir durum veya şey, yüz kiri.

Yüz kızartıcı suç : İnsanlık onuruna yakışmayan suç.

Yüz kiri : Yüz karası.

Yüz ölçümü : Bir yerin veya bir şeyin yüzeyini ölçme, mesaha. Bu ölçme sonunda ortaya çıkan miktar, mesaha.

Yüz sabunu : Yüz yıkamak için kullanılan sabun.

Yüzsuyu : Bir kimsenin onuru, haysiyeti.

Yüzüstü : Başlanmış fakat tamamlanmamış bir durumda. Yüzü yere gelecek biçimde, yüzükoyun.

Yüz yazısı : Köylerde gelinin yüzüne yapıştırılan telli, pullu süsler.

Yüz yüze : Karşı karşıya, vicahen.

Yüze gülücü : İkiyüzlü, riyakâr.

Yüze soğurma : Bir gazın veya sıvının, bir katının içine yüzeysel olarak girmesi, soğrumsama.

Yüzü ak : Suçu ve utanılacak bir durumu olmayan (kimse).

Yüzü asık : Somurtkan, küskün (kimse).

Yüzü kara : Utanacak bir durumu olan (kimse).

Yüzükoyun : Yüzüstü.

Yüzü pek : Birine söylenmesi güç olan şeyi sıkılmadan söyleyebilen veya kendisinden istenilen şeyleri rahatlıkla geri çevirebilen (kimse).

Yüzü yerde : Alçak gönüllü (kimse).

Yüzü yumuşak : Kendisinden istenilenleri geri çeviremeyen (kimse).

Arayüz : Bilgisayar yazılımlarının kullanıcı tarafından çalıştırılmasını sağlayan, çeşitli resimlerin, grafiklerin, yazıların yer aldığı ön sayfa.

Arka yüz : Bir şeyin arkada kalan yüzü.

Çatık yüz : Öfkeli yüz, çatık çehre, çatık surat.

Dış yüz : Bir şeyin dışarıdan görünüşü.

Eğri yüz : Asık surat.

Ekşi yüz : Ekşi surat.

Güler yüz : İçten ve yapmacıksız, yumuşak, okşayıcı davranış.

İçyüz : Herkesçe bilinmeyen, anlaşılmayan ve görünenden büsbütün başka olan neden veya nitelik, mahiyet, zamir, künh.

İç yüz : Bir şeyin iç tarafı.

Kara yüz : Utanç verici, yüz kızartıcı durum.

Paralel yüz : Her yüzü bir paralelkenar olan biçme.

Ters yüz : Gerisin geriye, ters yüzü.

O yüzden : Ondan dolayı.

Şu yüzden : Şundan dolayı.

Gökyüzü : Atmosferin gözle görünen bölümü.

Ters yüzü : Ters yüz.

Yeryüzü : Dünya. Yer kabuğu.

Yorgan yüzü : Yorganı kirden ve dış etkilerden korumak için kumaştan yapılmış olan yüz.

Eli yüzü düzgün : Yüzüne bakılır, güzel (kimse).

Eli yüzü temiz : Düzgün.

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Kesici : Futbolda savunmanın önünde görev yapan ve topu kesip dağıtan oyuncu, stoper. Kasaplık hayvanları kesen kimse. Kesme işinde kullanılan araç. Kesme işini yapan kimse.

Ağız : Üslup, ifade biçimi. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Uç, kenar. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Çıkış yeri. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Kesici aletlerin keskin tarafı.

Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.

Kılıf : Bir şeyi korumak için kendi biçimine göre, çoğunlukla yumuşak bir nesneden yapılmış özel kap. Yolsuz bir işe bulunan sudan gerekçe.

Nedeniyle : -den ötürü, -den dolayı, dolayısıyla, sebebiyle, hasebiyle, haysiyetiyle.

Yan : Futbol veya hentbolda, topun, alanın yan çizgileri dışına çıkması, taç. Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri. İkinci derece olan. İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri. Yer. Birlikte, beraberinde olma. Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri. Sağ ve solun ortak adı, yön, taraf, cihet. Üst. Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü, profil. Tali. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan. Bir tarafa yönelerek.

Taraf : Yöre, yer. Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi. Bir şeyin belli bölümü, kısmı. Yön, yan, doğrultu. Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri.

Utanma : Utanmak durumu, arlanma, teeddüp.

Yüz açısı : Bir çok yüzlünün bir yüzü üzerinde ardışık iki kıyının oluşturduğu açı.

Yüz akarı : İnsanlarda özellikle yüzde ve burunda kıl folikülleri, ter bezleri ve yağ bezlerinde parazitlenen bir akar, Acarus folliculorum, folikül akarı, Demodex folliculorum.

Yüz aklığı göstermek : bir işte başarıya ulaşmak. İlgili cümle: "“Arkadaşları arasında sivrilmiş, birçok savaşlarda yüz aklığı göstermiş cesur bir kaptandı.”" F. F. Tülbentçi.

Yüz alagı : Fırına, odun yandıktan sonra atılan çalılar.

Yüz arkası : Ardından (konuşma için).

Yüz atardamarı : Etçillerde ve domuzda a. carotis externa'dan, sığırda ve atgillerde truncus lingofacialis'ten ayrılan ve yüzle çevresindeki komşu oluşumları vaskularize eden atardamar. Sığırda ve atgillerde nabzın en iyi alındığı atardamar, arterya fasyalis.

Yüz basa gelmek : Baş üstünde yeri olmak.

Yüz berkitmek : Katı yüzlülük etmek.

Yüz berkliği : Utanç duymama, sıklmazlık.

Yüz beyi : Yüzbaşı.

Yüz ile ilgili Cümleler

  • Gel benimle yüz!
  • Yüz avro ödemeliler.
  • On, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, doksan, yüz.
  • Az sayıda insan yüz yaşına kadar yaşayabilir.
  • Yüz, benim en sevdiğim sayıdır.
  • Gel benimle yüz.
  • Yüzde yüz haklısın.
  • Bu sadece yüz kızartıcı.
  • Marafon gelecek yıl yüz yaşına girecek.
  • Yüz bin kaybetsen bile, dürüst kal.

Diğer dillerde Yüz anlamı nedir?

İngilizce'de Yüz ne demek? : adj. facial, obverse

n. cast of features, countenance, dial, face, front, frontispiece, kisser, mien, obverse, phiz, physiognomy, puss, snoot, visage

n. hundred

Fransızca'da Yüz : cent; visage [le], figure [la], face [la], front [le], nez [le]; surface [la]; masque [le]; (bir yap

Almanca'da Yüz : n. Angesicht, Antlitz, Fassade, Fläche, Gesicht, Oberfläche

adj. glatt

num. hundert

Rusça'da Yüz : n. лицо (N), поверхность (F), сторона (F), грань (F), фасад (M), верх (M), стыд (M)

adj. лицевой, поверхностный

num. сто, сотый