Yaşatmak nedir, Yaşatmak ne demek

"Yaşatmak" ile ilgili cümle

  • "Mükrimin Hoca, İslam tarihini sade öğretmez, yaşatırdı." - H. Taner
  • "Son derece lüks olanaklarla yaşatıyordu yeni ailesini." - A. Kutlu
  • "Onu sanki yeniden yaşatan sesinizle okur musunuz?" - A. Kabaklı
  • "Bir millet, varlığını, her şeyden çok dilinde yaşatır." - O. V. Kanık

Yerel Türkçe anlamı:

Barındırmak.

Birinin iyi vakit geçirmesini sağlamak.

Yaşatmak anlamı, tanımı:

Yaşatmamak : Herhangi bir yerde barınmasına imkân vermemek.

Yaşatma : Yaşatmak işi.

Yaşam : Doğumla ölüm arasında yaşanan süre, ömür, hayat.

Sağlamak : Elde etmek, sahip olmak. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek.

Vermek : Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Kazandırmak, katmak. Ondan bilmek, atfetmek. Tespit etmek. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Ayırmak, harcamak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Bırakmak veya bağışlamak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Ödemek. Dayamak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Herhangi bir duruma yol açmak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Yaymak. Sahip olmasını sağlamak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Satmak. Doğurmak.

 

Zengin : Gösterişli. Verimli. Yararlı veya kendisinden beklenilen, istenilen nitelikleri çok olan. Çok, bol. Parası, malı çok olan, varlıklı, varsıl, variyetli, fakir, yoksul karşıtı.

Hayat : Balkon. Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi. Yaşam. Meslek. Yazgı. Canlı, sağ olma durumu. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Avlu. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü. Sundurma. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. Geçim şartlarının bütünü.

Sürme : Sürme mantarıgillerin yol açtığı ve tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı, rastık. Masa ve dolapta küçük çekmece. Sürülerek kullanılan. Kirpik diplerine sürülen siyah boya, sürme, is. Kapı kanadını içeriden kapama, dolap kapağını yerinde tutma vb. işlere yarayan ve yuvası içinde ileri geri sürülebilen sistem, sürgü. Sürmek işi.

Keyif : İstek, heves, zevk. Vücut esenliği, sağlık. Esrar. Rahat, huzur, afiyet. Yolsuz ve kural dışı istek. Alkollü içki ve başka uyuşturucu maddeler kullanıldığında insanda görülen durum. Canlılık, tasasızlık, iç rahatlığı.

 

Mutlu : Mutluluğa erişmiş olan, ongun, mesut, saadetli, bahtiyar, berhudar. Mutluluk veren.

Etmek : Kötülükte bulunmak. Demek, söylemek. Herhangi bir değerde olmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Bulmak, erişmek. Bir işi yapmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Eşit değer kazanmak.

Sürdürmek : Bir durumun, bir şeyin sürmesini, olmasını sağlamak. Sürme işini yaptırmak. Devam ettirmek.

Devam : Bir yere belli bir amaçla, gereken zamanlarda gitme. Ek, parça. Sürme, sürüp gitme, kesilmeme, bitmeme. "Kesme, sürdür" anlamında kullanılan bir söz.

Ettirmek : Etme işini yaptırmak.

Diğer dillerde Yaşatmak anlamı nedir?

İngilizce'de Yaşatmak ne demek? : v. keep alive, cherish

Fransızca'da Yaşatmak : vivifier

Almanca'da Yaşatmak : leben lassen, erwecken, zumleben bringen

Rusça'da Yaşatmak : v. хранить