Çırpı nedir, Çırpı ne demek

"Çırpı" ile ilgili cümleler

  • "Bir çırpıya benzeyen kolunu sol tarafta bir yere uzattı." - Y. K. Karaosmanoğlu

Yerel Türkçe anlamı:

Kadınların başlarına bağladıkları yemeni.

Beyaz Badana toprağı.

Bir şeyi düzgün bir şekilde yapma (hakkında).

Ensiz kilim.

Üç parçalı olan dokuma, renkli kilim.

Yaprak: Ağaçlar çırpı açmış.

Yün atmak için kullanılan araç.

Diğer sözlük anlamları:

Huy, gidiş, tavır, kılık

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Muğla ilinde, Yeşilyurt nahiyesine bağlı bir bölge. İzmir ilinde, Çırpı bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Çırpı hakkında bilgiler

Cami, İzmir ilinin Bayındır ilçesinde bulunan bir mahalle.

Küçük Menderes'in kuzey kolunun oluşturduğu alüvyon ovanın kuzey kenarında kurulmuştur. Yörede yazlar kurak ve sıcak, kışlar ılık ve yağışlı geçmektedir. Kuzey kısımları ormanlık diğer yerler ise zeytinlik ve tarım alanı şeklindedir.

Çırpı ile ilgili Cümleler

  • Onlar sertleşene kadar yumurta beyazlarını çırpın.
  • Bir kapta şeker ve mısır nişastasını çırpın. Bir kenara koyun.
  • Biraz çırpılmış yumurta ister misiniz?
  • Yumurtalarımı çırpılmış severim.
  • Töreni daha uzaktan izleyen anneler babalar sevinçle el çırpıyorlardı.
  • Hepimiz filmi görmek için çırpınıyoruz.
  • Biten bir aşktan çırpınıp uçtu.
 

Çırpı kısaca anlamı, tanımı:

Çırpı gibi : Çok ince, çok zayıf (kol ve bacak).

Çırpı vurmak : Boyaya batırılmış ipin gerilip çabucak çırpılmasıyla yüzeylere çizgi çekmek.

Çırpıya getirmek : Bir sıra veya çizgi üzerine getirmek.

Çırpı ipi : İki nokta arasında düzgünlüğü sağlamak için kullanılan ip.

Çalı çırpı : Kolayca ateş yakmaya yarayan ince ve kuru ağaç dalı, kuru ot vb. şeyler.

Bir çırpıda : Çabucak.

Çırpıcı : Çırpma işini yapan kimse veya şey. Yazma kumaş işlerini, boyaları tutsun diye deniz suyunda çırpan kimse. Pişirmeden önce malzemeyi çırpan, karıştıran elektrikli alet, mikser.

Çırpılma : Çırpılmak işi.

Çırpılmak : Çırpma işine konu olmak.

Çırpınış : Çırpınma işi.

Çırpınma : Çırpınmak işi.

Çırpınmak : Ses çıkararak hafifçe dalgalanmak. Acı ile debelenmek. Çok istenilen bir şeyi gerçekleştirebilmek için aşırı derecede çaba harcamak. Kaslar birdenbire kendiliğinden ve düzensiz bir biçimde kımıldamak, ihtilaç etmek. Ne yapacağını şaşırmış bir durumda üzülmek ve telaşlanmak.

Çırpıntı : Aşırı uykusuzluk, huzursuzluk, titreme, silkinme durumu. Ruhsal gerginliğin dışa vurulması, ajitasyon. Çırpınma. Suların ufak ve oynak dalgalarla kaynaşması.

Çırpıntılı : Ufak ve oynak dalgalı (deniz). Çırpıntısı olan.

Çırpış : Çırpma işi.

Çırpışma : Çırpışmak işi.

Çırpışmak : Kuşlar kanatlarını oynatmak.

Çırpıştırılmak : Çırpıştırma işi yaptırılmak.

 

Çırpıştırma : Çarçabuk, özensiz ve üstünkörü yapılmış olan (iş). Çırpıştırmak işi.

Çırpıştırmak : Emek harcamadan özensiz ve üstünkörü yapmak.

Kuş gibi çırpınmak : Çaresizlik içinde telaşlı davranmak.

Budak : Dalın gövde içindeki başlangıç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm. Ağacın dal olacak sürgünü.

Kırpıntı : Kırpılan şeyden kalan küçük parça.

Boyalı : Boya sürülmüş, boyanmış veya boyaya batırılmış. Yüzünü çok boyamış olan, makyajlı (kadın).

Gergin : Bozulacak duruma gelmiş olan (ilişki). Gerilmiş durumda olan. Buruşuğu, kırışığı olmayan (cilt). Huzursuz, sinirli.

Sicim : Keten, kenevir vb. bitkilerin liflerinden yapılmış olan ince ip, kınnap.

Duvar : Engel. Sonuç alınamayan yer. Bir yapının yanlarını dışa karşı koruyan, iç bölümlerini birbirinden ayıran, taş, tuğla vb. gereçlerden yapılmış olan veya örülen dikey düzlem. Voleybolda ağ üzerinde karşı takım oyuncusunun vuruşuna karşı koyma. Bir toprak parçasını sınırlayan taş, tuğla, kerpiçten yapılmış olan engel.

Çizgi : Temel. Yüz ve vücut hatlarının her biri. Bir noktanın yürütülmesiyle oluşan biçim. Bir durumdan başka bir duruma atlanan, geçilen yer, sınır. Çizilerek veya çeşitli yollarla oluşmuş iz, çizi, hat, tahril.

İzmir : Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Dal : Bir bilim alanının içinde yer alan ana bilim dalında alt alanı. Kol. Arka, sırt. Branş. Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri. Çıplak, yalın. Canlıların bölümlenmesinde, sınıfların bir araya gelmesiyle oluşan birlik, şube. Omuz. Boyun, ense.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Zayıf : Önemli, güvenilir olmayan. Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz. Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan veya hayvan). Çok az. Başarısızlığı gösteren not. Görevini yapacak yeterli gücü olmayan. Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan. Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan. Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan.

Çırpı gibi : çok ince, çok zayıf (kol ve bacak).

Çırpı vurmak : boyaya batırılmış ipin gerilip çabucak çırpılmasıyla yüzeylere çizgi çekmek.

Çırpıcak : Yayım çorbası yapmak için yufkayı kapta ufalamakta kullanılan tahta araç.

Çırpıcı çoğanı : Çırpıcıların keten yıkamakta kullandıkları suda eriyen bir taştır

Çırpıcılar : Uşak ilinde, Ulubey ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Çırpıdak : Bir çırpıda, bir anda.

Çırpık : Hileci. Eline geçeni alıp götüren (kimse): Aşanın gizinin eli pek çırpık. Adaletsiz, kötü ruhlu (kimse). Badana. Çapak. Bez parçası. Eğri.

Çırpılabilme : Çırpılabilmek işi.

Çırpılabilmek : Çırpılma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çırpılar : Çanakkale ilinde, Evciler bucağına bağlı bir bölge. Çanakkale şehrinde, Pazarköy nahiyesine bağlı bir bölge.

Diğer dillerde Çırpı anlamı nedir?

İngilizce'de Çırpı ne demek? : chip, clipping, dry twigs; chalk-line

Fransızca'da Çırpı : broussaille [le]

Almanca'da Çırpı : die Rute, die Gerte

Rusça'da Çırpı : n. хворост (M), разметка (F)