Çakı nedir, Çakı ne demek

  • Açılıp kapanan bir veya birkaç ağızlı küçük cep bıçağı.
  • Denizçakısı

"Çakı" ile ilgili cümleler

  • "İki çocuk tahta saplı bir çakı ile kollarını çizdiler." - Ö. Seyfettin

Yerel Türkçe anlamı:

Balık yavrusu.

Şimşek.

Atların, bol çayırlı bir yerde, ayaklarına bağlı ipin ucundaki demir kazığı yere çakarak otlatılması: Göğünü alsın diye atı çakıya yolladım.

Bilimsel terim anlamı:

Yumuşak maddeleri kesmekte kullanılan aygıt.

İngilizce'de Çakı ne demek? Çakı ingilizcesi nedir?:

knife

Çakı hakkında bilgiler

Çakı, açılıp kapanan bir veya birkaç ağızlı küçük cep bıçağı. Çakılar çeşitli şekillerde, çeşitli maksatlar için kullanılırlar. Tırnak çakısı, izci çakısı, komando çakısı, avcı çakısı bunlardan bazılarıdır. Belli büyüklük sınırlarını aşanlar suç aleti hükmüne girdiklerinden bunları taşımak kanunen suç olur.

Çakı ile ilgili Cümleler

  • Pilot uçak yere çakılmadan önce paraşütle atladı.
  • Ali çakısını çıkardı ve onu açtı.
  • Üzgünüm tatlım, hala ofiste çakılıp kaldım.
  • Ben her zaman küçük bir çakı taşırım.
  • Vatansever, onun ahlak ilkelerine çakılıp kalır.
  • Çakı gibi uyan, Tom.
  • Ali cebinde bir çakı tuttu.
  • Çakışma olabilir.
  • Satürn buz ve tozdan oluşan 1000'den fazla halka ile çevrilidir. Halkaların bazıları çok ince ve bazıları çok kalındır. Halkalardaki parçacıkların boyutları çakıl boyutundan ev boyutuna kadar değişir.
 

Çakı tanımı, anlamı:

Kapan : Düzen, hile. Pazara satılmak üzere gelen yiyecek maddelerinin tartıldığı resmî büyük kantar ve bu kantarın bulunduğu yer. Bazı hayvanları yakalamak için kullanılan, hayvanın ayağının değmesiyle işleyen tuzak.

Ağızlı : Ağzı herhangi bir biçimde olan.

Küçük : Geri aşamada. Yaşı daha az olan. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Küçük abdest. Kısık, parlak olmayan (ses). Değersiz, önemsiz. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Niceliği az olan. Niteliği aşağı olan, bayağı.

Çakı gibi : Sağlıklı. canlı ve atik.

Çakı suyu kesiyor : Bıçak suyu kesiyor.

Sustalı çakı : Sustasına basılarak açılan, açıldıktan sonra sustasına basılmadıkça kapanmayan bir tür büyük çakı.

Denizçakısı : Süline.

Çakıcı : Bıçakçı.

Çakıl : Çakıl taşı.

Çakıl çukul : Karışık bir biçimde, ne dediği belli olmaksızın.

Çakıl kuşu : Yağmur kuşugiller familyasından kuzey bölgelerde yaşayan, sıcak aylarda güneye geçen göçmen kuş (Crocethia alba).

Çakıl taşı : Deniz kıyılarında veya derelerde suyun aşındırması ile sivrilikleri kaybolmuş, toparlak veya badem biçiminde ufak bir taş türü, çakıl.

Çakıl yol : Çakıl taşı ile döşenmiş yol.

Çakıldak : Koyunların kuyrukları altındaki kıllara yapışıp kuruyan pislik. Elde çevrildikçe gürültülü ses çıkaran, değirmi biçiminde bir çocuk oyuncağı. Bir çarkın yalnız bir yöne doğru işlemesine yol verip tersine dönmesini önleyen veya değirmen, su dolabı vb. makinelerin işleyişini çıkardığı sesle kontrole yarayan parça.

 

Çakıldama : Çakıldamak işi.

Çakıldamak : Sürtünen, yuvarlanan çakıl taşları gibi ses çıkarmak.

Çakıldatma : Çakıldatmak işi.

Çakıldatmak : Çakıldama işini yaptırmak.

Çakılı : Yeri değişmez, sabit. Çivi, kazık vb. bir şeyle tutturulmuş. Çakılmış, bir şeye bağlı.

Çakılı kalmak : Yerini veya biçimini değiştirmeden durmak. iz bırakmak.

Çakılıp kalmak : Bir yerde uzun süre hareketsiz kalmak.

Çakıllı : Çakılı olan.

Çakıllık : Çakıl döşenmiş veya birikmiş yer.

Çakılma : Çakılmak işi.

Çakılmak : Hızla düşüp saplanmak. Ortaya çıkmak, farkına varılmak, anlaşılmak. Çakma işine konu olmak.

Çakıltı : Çakıl taşı vb. kımıldatıldığında çıkan ses.

Çakım : Kıvılcım. Şimşek.

Çakın : Kıvılcım. Şimşek.

Çakıntı : Ani buluş, düşünce, beklenmeyen söz veya davranış. Şimşek çakması, parlaması.

Çakıntılı : Çakıntısı olan.

Çakır : Şarap. Açık mavi, hareli ela (göz). Çakırdoğan.

Çakır ayaz : Açık ancak çok soğuk hava.

Çakır çukur : Girintili çıkıntılı, pürüzlü. "Çak çuk" diye ses çıkararak.

Çakır pençe : Tuttuğunu koparan, giriştiği veya ele aldığı her işi başaran, becerikli (kimse).

Çakırcı : Kuş avında çakırdoğanı tutan kimse.

Çakırdiken : Maydanozgillerden, hekimlikte kullanılan bir bitki, deveelması (Arctium tomentosum).

Çakırdikenlik : Çakırdikeni bol olan yer.

Çakırdoğan : Yırtıcı kuşlardan bir tür doğan, tuğrul (Accipiter gentilis).

Çakırkanat : Kanatları mavi hareli bir tür ördek (Anas crecca).

Çakırkeyif : Yarı sarhoş bir durumda. Yarı sarhoş.

Çakırlaşma : Çakırlaşmak durumu.

Çakırlaşmak : Olgunlaşmaya yüz tutmak. Çakırkeyif olmaya başlamak.

Çakış : Çakma işi.

Çakışık : Çakışmış olan.

Çakısız : Çakısı olmayan.

Çakışma : Çakışmak işi.

Çakışmak : Aynı zaman dilimine denk gelmek. Birbirine geçip kenetlenmek, takılmak. Söz yarışı etmek. Doğru, açı, yüzey vb. geometrik biçimler üst üste konulduklarında birbirini bütünüyle örterek eşit olmak.

Çakışmalı : Birbirine eşit olan (şekil).

Çakıştırma : Çakıştırmak işi.

Çakıştırmak : Porte üzerindeki notalara söz ögesinin bölümlerini yerleştirmek. İçki içip keyfetmek. Çakışma işini yaptırmak.

Şekil : Anlatım biçimi. Biçim. Bir kavramın, düşüncenin, olayın veya işin değişik oluş biçimi. Davranış biçimi, tutum, yol, tarz. Bazı matematiksel varlıkların gösterilmesine yarayan resim. Bir konuyu açıklamaya yarayan resim veya çizim. Toplumsal bir bütünün kuruluş biçimi. Biçim.

Maksat : İstenilen şey, amaç, gaye, erek.

Tırnak : Tenekecilerin delik açmak için kullandığı alet, keski. Kanun çalmakta kullanılan mızrap. Heykel dökümünde, kalıp parçalarının birleştirilmesinde kolaylık sağlamak amacı ile yapılmış olan dişlerin her biri. Gemi demirinin ucundaki yassı parça. Tırnak işareti. Ciltçilikte tek yaprakları büküp cildi birleştirebilmek için bir yanında bırakılan şerit durumundaki kenar. İnsanda ve birçok omurgalı hayvanda parmak uçlarının dış bölümünü örten boynuzsu tabaka. Kanca gibi araçların kıvrık yeri.

İzci : Dayanışma ve yardımlaşma duygularını geliştirmek, ruhça ve bedence güçlendirilmek için kamplarda ve okullarda eğitilen genç. İz güderek aradığını bulabilen kimse, keşşaf.

Komando : Bu birlikte görevli asker. Vurucu kuvvet. Özel yetiştirilmiş askerlerden oluşan birlik.

Avcı : Gökyüzünün güneyinde bulunan bir takımyıldız, Cebbar, Orion. Avı kendine iş edinen kimse. Başka hayvanları yakalamakta usta olan (hayvan). Bir şeyi büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çıkaran, tanıtan kimse.

Bunlar : Bu zamirinin çokluk biçimi.

Çakı boynuz : Kısırlaştırılan koçun büyümemiş boynuzu.

Çakı çakı taşlar : Beş taş oyunu.

Çakı gibi : canlı ve atik. İlgili cümle: "“Övünmek saymazsanız çakı gibi topçu subayı oluyordum.”" R. Erduran. sağlıklı.

Çakı oturuşu : Vücudun, kol ve bacaklar önde kalkık olarak kabalar üstünde yere dayalı ve dengede tutulduğu durum.

Çakı suyu kesiyor : bıçak suyu kesiyor.

Çakıcak : Çakı, bıçak.

Çakıç : Çekiç.

Çakıdak : Olmamış meyve.

Çakıköy : Hatay şehrinde, Yeditepe nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Çakıl dikeni : Sarı çiçek açan, uzun ve sert sapı olan diken.

Diğer dillerde Çakı anlamı nedir?

İngilizce'de Çakı ne demek? : n. penknife, pocketknife, small knife which can be carried in the pocket

Fransızca'da Çakı : canif [le]

Almanca'da Çakı : n. Taschenmesser

Rusça'da Çakı : n. перочинный ножик (M)