Iris türkçesi Iris nedir

  • Alıcının ya da bazı basım aygıtlarının mercek düzeni içinde bulunup, birbiri üzerine binen incecik maden yapraklardan oluşan, açılıp kapanarak, duyarkat üzerine gelen ışığın niceliğini düzenleyen düzenek.
  • İris tabakası.
  • Gökkuşağı taşı ıris.
  • Işık düzengeci.
  • Biyoloji, sinema, televizyon, veterinerlik alanlarında kullanılır.
  • Ön ve arka göz kamaralarını birbirinden ayıran, ışığın geçişinde diyafram görevini yapan, epitel altındaki bağ dokuda pigment hücrelerini içeren tunika vazkuloza bulbi katmanındaki üç oluşumdan biri.
  • Işıldakların bir takısı. bir çerçeveye oturtularak takılan diyafram yuvarlak biçimdedir; iç tarafında birbirinin üzerine kayarak ya da birbirinin üzerinden açılarak yuvarlağın çapını büyülten ve küçülten yaprakları vardır. bununla sahne üzerindeki aydınlatma alanı genişletilip daraltılabilir.
  • Alıcının önünde yer alan, çember biçiminde büyüyüp küçülen, özellikle noktalı açılma-kararmayı gerçekleştirmekte kullanılan örtü çeşidi.
  • Süsengiller (ıridaceae) familyasından, rizomlu ya da soğanlı, kılıçsı yapraklı, mavi, mor, beyaz, kahverengi gibi renklerde çiçekleri olan, mezarlıklarda, park ve bahçelerde süs bitkisi olarak da yetiştirilen, çok yıllık bitkiler. nevruz.
  • Süsen.
  • Süsen çiçeği.
  • Gökkuşağı.
  • Göz merceğini kısmen örten, ortasında göz bebeği (pupilla) denen bir açıklık bulunan damar tabakanın bir kısmı, koroit uzantısı.
  • Saydam tabakayla göz merceği arasında bulunan ince, kasılabilen bir zardan oluşan gözün renkli ve damarlı bölümü.
  • Diyafram.
  • İris.
 

Iris ile ilgili cümleler

English: Ali likes listening to American English the most, but he also likes the sound of Irish English.
Turkish: Ali en çok Amerikan İngilizcesi dinlemeyi seviyor fakat ayrıca İrlanda İngilizcesinin sesini de seviyor.

English: Ali doesn't like the Irish coffee.
Turkish: Ali İrlanda kahvesini sevmez.

English: An Englishman, a Scotsman, an Irishman, a Welshman, a Gurkha, a Latvian, a Turk, an Aussie, a German, an American, an Egyptian, a Japanese, a Mexican, a Spaniard, a Russian, a Pole, a Lithuanian, a Jordanian, a Kiwi, a Swede, a Finn, an Israeli, a Romanian, a Bulgarian, a Serb, a Swiss, a Greek, a Singaporean, an Italian, a Norwegian, an Argentinian, a Libyan and a South African went to a night club. The bouncer said: "Sorry, I can't let you in without a Thai."
Turkish: Bir İngiliz, İskoç, İrlandalı, Galli, Gurka, Leton, Türk, Avustralyalı, Alman, Amerikalı, Mısırlı, Japon, Meksikalı, İspanyol, Rus, Leh, Litvan, Ürdünlü, Yeni Zelandalı, İsveçli, Fin, İsrailli, Rumen, Bulgar, Sırp, İsviçreli, Yunan, Singapurlu, İtalyan, Norveçli, Arjantinli, Libyalı ve Güney Afrikalı bir gece kulübüne gitmişler. Kulüp fedaisi de: ''Üzgünüm, bir Taylandlı olmadan içeri girmenize izin veremem.'' demiş.

English: Ali loves playing Irish tunes on the fiddle.
Turkish: Ali kemanda İrlanda melodileri çalmayı seviyor.

 

English: Ali played an old Irish song on his new French horn.
Turkish: Ali yeni Fransız kornasında eski bir İrlanda şarkısını çaldı.

Iris ingilizcede ne demek, Iris nerede nasıl kullanılır?

Iris aperture : Işık düzengeci açıklığı. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Bir ışık düzengecinin açılma derecesi, ayarlandığı açıklık.

Iris coloboma : İris üzerinde çok sayıda delik veya yırtık bulunması. İris kolobomu.

Iris diaphragm : Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Işık düzengeci. Diyafram. Alıcının ya da bazı basım aygıtlarının mercek düzeni içinde bulunup, birbiri üzerine binen incecik maden yapraklardan oluşan, açılıp kapanarak, duyarkat üzerine gelen ışığın niceliğini düzenleyen düzenek. İris diyaframı.

Iris fade in : Noktalı açılma. Bir çekimin, ufacık bir noktadan başlayarak gittikçe büyüyen bir çember biçiminde açılması, sonunda bütün görüntülüğü kaplayan görüntüye dönüşmesi. noktalı kararmanın karşıtı. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Iris fade in fade out : Noktalı açılma - kararma. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Noktalı açılma ile kararmanın ya da bunun tersinin birlikte olması.

Iris wipe : Noktalı açılma ile kararmanın ya da bunun tersinin birlikte olması. Noktalı açılma - kararma. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Iris in : Işık düzengeciyle açılma. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Açılmanın, ışık düzengeciyle gerçekleştirilmesi.

Iris ring : Işık düzengeç ayarını gerçekleştirmek üzere, mercek çerçevesinde yer alan, üzerinde ışık düzengeci göstergesi bulunan, sağa sola çevrilebilen parça. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Işık düzengeci bileziği.

Iris in out : Açılma-kararmanın ışık düzengeciyle gerçekleştirilmesi. Işık düzengeciyle açılma-kararma. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Iris photometer : İris ışıkölçeri. İris fotometresi. İnsan gözüne benzer biçimde, gelen ışığın şiddetine göre diyaframı büyüyüp küçülerek, fotoğraf plakları üzerindeki yıldız resimlerinin parlaklığını ölçen araç.

İngilizce Iris Türkçe anlamı, Iris eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Iris ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Fleur de lis : Zambak şeklinde arma. Zambak.

Freesias : Frezya.

Freesia : Frezya.

Eye : İzlemek. Nazar. Halka. Dikkatle bakmak. Görme organının, içinde dış dünyanın görüntüsünün oluştuğu ve bu görüntünün sinirsel uyarmalara dönüştüğü, başlangıç parçası. Işığa duyarlı olan ve görmeyi sağlayan, çeşitli hayvanlarda basit göz, bileşik göz gibi farklı yapılarda ve sayılarda bulunan organ. insanda, kafatasının orbit denilen çukuruna yerleşmiş, dışta sklera ve kornea tabakaları, ortada damar tabaka (koroit, silli cisimcik, iris) ve içte retina tabakasından oluşan, irisin önünde ve arkasında ön ve art odalar bulunan, bütün tabakaların çevrelediği en iç kısmı dolduran camsı (vitröz) maddeden yapılmış bir çift organ. Süzmek. Dişi kopça. Kuşkuyla bakmak.

Optic : Göz. Optik. Görüş. Görsel. Görme. Görme ile ilgili. Biyoloji, fizik alanlarında kullanılır. Işıksal. Gözle ilgili. Görme ve gönme aygıtlarıyla ilişkili olan.

Iris diaphragm : İris diyaframı. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Stop : Durmak. Kapamak. Çevirimin sona erdiğini, alıcının durdurulmasını bildirmek için yönetmenin, alıcı yönetmenine verdiği komut. Stop ettirmek. Topla durma. Durdurmak. Mani olmak. Bırakmak. Bilgisayar, gramer, basketbol, sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Membrane : Film. Kaplama. Çeper. Geçirimsiz ya da yarıgeçirgen duvar, ayırma perdesi. Bir yüzeyi örten, bir boşluğun iç yüzünü döşeyen veya iki oluşum arasında bölme oluşturan ince doku tabakası, cidar, çeper, membran. Hücre zarı. bir dokuyu saran ince tabaka. dokunun çeşitli tabakalarını ayıran kat. hücre içi organelleri saran kılıf. membran. Zar. Perde. Örtenek.

Iris synonyms : irising, irises, midriffs, rainbows, diaphragme, diaphragms, irides, midriff, lens aperture, lens diapgragm, fleurdelis, diaphragm, tissue layer, phrenes, f stop, blue flag, oculus, pupil, rainbow, diaphragma, diaphragm clutch.

Iris ingilizce tanımı, definition of Iris

Iris kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : The goddess of the rainbow, and swift-footed messenger of the gods. Inner circle of an oscillated color spot.