Anıh nedir, Anıh ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

[Bakınız: anık].

Nane, dağnanesi.

Yemeklere konulan bir çeşit kokulu ot.

Yemeğe sonradan dökülen kızdırılmış yağ ve soğan.

Yemek için biriktirilen, saklanan öteberi, yiyecek içecek.

Nane.

Eski türkçe anuk: çorbalara katılan, kurutularak hazırlanmış kokulu bitkiler (aşoti, darağoti, Etoti, kekoti, nane, reyhan, tarhın, yarpız vb).

Anıh anlamı, tanımı

Anıh vermek : Çorbaya biber ve soğanla kavrulmuş kızgın yağ dökmek: Çorbaya anıh verdin mi?

Anıhlamak : Tereddüt etmek, karar verememek.

Sonradan : Konuşulan zamanın ardından gelen zamanda, muahharan.

Yiyecek : Yenmeye elverişli olan her şey. Yenebilen.

Katılan : Müdahil.

Öteberi : Önemsiz, ufak tefek şeyler.

Türkçe : Genel Türk dili. Türkiye Türkçesi.

Kekoti : Kekik.

Yarpız : Yabannanesi. Oğulotu. Kuzukulağı. Çay kenarlarında biten kokulu bir bitki. Yabani nane.

Tarhın : Dereotu. [Bakınız: tarakotu]. Arapça kökenli tarhûn: çoklukla 'kesme' çorbasına katılan kokulu bir bitki.

Kurutu : Cimri.

Kokulu : Kokusu olan.

Reyhan : Fesleğen.

İçecek : İçilen her şey, meşrubat.

Soğan : Zambakgillerden, yemeklere tat vermek için yumrusu ve yeşil yaprakları kullanılan güzel kokulu bitki (Allium cepa). Çiğdem, lale, zambak, sarımsak vb. bitkilerin toprak altındaki yumru kökü.

Etoti : Et yemeklerine katılan kokulu bir bitki.

 

Sonra : Daha ileri bir zamanda, müteakiben, önce karşıtı. Arkadan gelen bölüm ya da zaman. Daha uzak ve ileri bir yerde. Yoksa, aksi hâlde. Makam, sıra, değer ve önemde arkada oluşu bildiren bir söz.

Hazır : Bir iş yapmak için gereken her şeyi tamamlamış olan, anık, amade, müheyya. Belli bir işe yarayacak, kullanılacak bir duruma getirilmiş. Fırsattan yararlanarak. Bir işi yapmak için gereken her şey tamamlanmış olarak. Belirli bir biçimde yapılmış olarak satılan, alıcı bekleyen, ısmarlama karşıtı.

Yemek : Yemek yeme, karın doyurma işi. Kandırmak. Isırmak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Birine alacağını vermemek, ödememek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Yasal yoldan cezalandırılmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Başkasının parasını harcamak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek.

Birik : İki tekerlekli araba. Arı. Eş, benzer. Örümcek ağı. Çocukların koşarak oynadıkları bir oyun.

Diğer dillerde Anf anlamı nedir?

İngilizce'de Anf ne demek ? : atrial natriuretic factor, anf