Atoms türkçesi Atoms nedir
Atoms ile ilgili cümleler
English: A water molecule has two hydrogen atoms and one oxygen atom.
Turkish: Bir su molekülünün iki hidrojen atomu ve bir oksijen atomu vardır.
English: A water molecule is composed by three atoms: two hydrogen and one oxygen.
Turkish: Bir su molekülü üç atomdan oluşur: iki hidrojen ve bir oksijen.
English: How many atoms are there in a drop of water?
Turkish: Bir su damlasında kaç tane atom var?
English: A molecule is made up of atoms.
Turkish: Bir molekül atomlardan yapılmıştır.
English: Ammonia's molecule is composed of four atoms.
Turkish: Amonyağın molekülü dört atomdan oluşur.
Atoms ingilizcede ne demek, Atoms nerede nasıl kullanılır?
Impurity atoms : Katışık atomlar. Tektürel bir öğecik ortamına katılan başka tünden çok az sayıdaki öğecikler. Katışık ögecikler. Safsızlık atomları.
Tagged atoms : Bir tepkileşimde ya da bir örgenlikte dolaşıma sokulduklarında yolu izlenebilen ışımetkin öğecik. İmli öğecik. İşaretli atom.
Diatoms : İçeriği klorofil ve besleyici lipit olan okyanus ve tatlısularda bulunan tek hücreli organizmalar. Tek hücreli deniz otu türü. Diyatom. İki atomlular.
Atom bomb : Atom bombası.
Atom free zone : Atom silahlarından arındırılmış bölge.
Acceptor atom : Alıcı atom.
Atom model : Atom modeli.
Atom smashing : Atom reaksiyonu. Atom çekirdeğini iki eşit parçaya ayırmak. Atom parçalama. Nükleer fisyon.
Hot atom chemistry : Fizik, kimya alanlarında kullanılır. Kızgın öğecik kimyası. Kalımlı öğeciklerin yerine ışınetkin yerdeşleri konulduğunda, bu yerdeşler bozunurken yol açtıkları kimyasal değişiklikleri inceleyen kimyasal fizik dalı.
Atom reactor : Nükleer reaktör. Atom pili.
İngilizce Atoms Türkçe anlamı, Atoms eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Atoms ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Glimmered : Hafifçe pırıldamak. Hafif ışık. Parıltı. İma. Parıldamak. Seziş. Işık vermek (hafif). Işık vermek. Hafif pırıltı.
Crumbed : Değersiz kimse. Ufalamak. Ekmek kırıntısı. Ekmek içi. Parça. Galetaya bulamak. Kırıntı. Bilgi kırıntısı.
Stuff : Eşya. Madde. Tıkmak. Kağıt hamuru. Doldurmak. Saçma. Zırva. Kumaş. Yünlü kumaş (ingiliz ingilizcesi). Kaçak içki.
Ace : Birli. Yek. Çok yetenekli kimse. Bey. Mükemmel bir sonuç almak. As. Karşılanamayan atış. Beş düşman uçağı düşüren pilot.
Crumb : Galetaya bulamak. Ekmek kırıntısı. Ufalamak. Kırıntı. Bilgi kırıntısı. Parça. Değersiz kimse. Ekmek içi.
Chemical element : Kimyasal element. Bütün özdeciklerin, kimyasal bileşiklerin yapıtaşı olan değişik öğecik türlerinden biri; tek bir öğecik türünden oluşan özdek. Fizik, kimya alanlarında kullanılır. Kimyasal bileşiklerin esas yapı taşları. Kimyasal öge. Kimyasal öğe.
Radical : Köken. Köklü. Köktenci. Esas. Kök işareti. Radikal. Kimi birleşiklerde görüleni ve işlev bakımından birilikte davranan öğecik kümesi. Kök halinde olan. Ana nota. Kökçe.
Chylomicron : Besinlerdeki triaçilgliserolleri dokulara taşıyan, protein ve fosfolipit tabakasıyla suda çözünür duruma getirilmiş triaçilgliserollerin büyük bir damlacığından oluşmuş bir plazma lipoproteini. Şilomikronlar.
Particle : Granül. Tane. Molekül. Kırıntı. Foton, proton, baryon gibi, özdeğin tane ya da ışınım özelliğini oluşturup ayrı nitelikler ve etkileşimler gösteren çok küçük boyutlu nesnelerin ortak adı. Cüz. Yalnız başına bir anlam taşımayan; ancak, ad ve ad soylu kelimelerden sonra gelerek sonuna geldiği kelimeyle cümledeki başka kelimeler arasında anlam ilişkisi kuran, gramer görevli bağımsız kelime: gibi, göre, kadar, için, karşı vb. babamın bana anlattıklarına göre, zavallı fahim bey meğer henüz doğarken de, kendisine takılan isimle bir yanlışlığın kurbanı olmuş (a.ş. hisar. fahim bey ve biz, s. 81). karısına karşı demin duyar gibi olduğu acıma ve sıcaklık dağılıp gitti (t. buğra. yalnızlar, s. 185). yük taş gibi, kurşun gibi ağırdı (y. kemal, ortadirek, s. 387). ve bu şok yalnız şükriye için gereklidir sanıyordu (t. buğra, göst. e., s. 24). çok erkenden çiftliğe inmek için uyandıklarında gördüler ki, çul ötede yığılı duruyor, koca halil de yok (y. kemal, ortadirek, s. 395). hiçbir şey insanoğlunun cesareti kadar güzel olamaz (a.h. tanpınar, huzur, s. 85). onu galatasaraya hafta sonunda olmaya gittiğim günlerde bile, kapıdan ilk önce kanatlarını görür gibi olurdum (a.h. tanpınar, göst. e., s. 217). ben bu sevdaya düştüğüm günden beri sadağımdaki bütün okları tükettim ve en sonuncusunu kendim için sakladım; ta ki hezimet takarrür ettiği an onu kendi elimle kendi bağrıma saplayayım diye (y. k. karaosmanoğlu, erenlerin bağından 5, s. 69) vb. Tanecik. Parçacık. Parçacık, zerre.
Driblet : Nebze. Damla. Az miktar. Bir parça. Küçük bir miktar. Parça.
Atoms synonyms : hydrogen atom, identification particle, carbon atom, atomic spectrum, atomy, pittance, grinding, fundamental particle, speck, corpuscule, atomies, crumbing, corpuscles, molecule, monads, atomical, grain, aughts, nucleus, free radical, pittances, elementary particle, atomic, glimmer, monad, corpuscle, glimmers, flyspeck, mote, aught, nuclear, isotope, material.

Bu kısımda Atoms kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Atoms ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Atoms anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Atoms ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.