Beaning türkçesi Beaning nedir

  • Şekerfasulyesi.
  • Dost.
  • Önemsiz şey.
  • Kafa.
  • Çekirdek (kahve vb).
  • Tohum.
  • Tane.
  • Ufak olan.
  • Fasulye.

Beaning ingilizcede ne demek, Beaning nerede nasıl kullanılır?

Beanie : Bere. Şapka. Kasket. Bere (şapka).

Beanies : Şapka. Kasket. Bere. Bere (şapka).

Bean aerial : Yalnız bir doğrultuda yayın yapan verici ya da yalnız bir doğrultudan gelen yayınları alan alıcı dalgalık. Yöneltmeli dalgalık. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Bean bag : İçi bezelye. Plastik vb şeylerle doldurulan bir çeşit oyun topu. Armut koltuk. Minder koltuk.

Bean broad : Bakla.

Bean rust : Fasulyede yaprak, sap ve meyveler üzerine konarak, çevresi açık sarı, ortası kahverengi benekler biçiminde gelişen ilkel mantar. Fasulye pası.

Bean soup : Fasulye çorbası.

Bean buritto : Barbunyalı meksika dürümü.

Bean pole : Fasulye sırığı. Fasulye sırığı gibi kimse.

Bean pod : Fasulye tanesinin zarı. Fasulyenin tohum zarfı. Badıç.

İngilizce Beaning Türkçe anlamı, Beaning eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Beaning ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Particle : Parçacık, zerre. Parçacık. Atom. Cisimcik. Parça. İlgeç. Kırıntı. Nebze. Yalnız başına bir anlam taşımayan; ancak, ad ve ad soylu kelimelerden sonra gelerek sonuna geldiği kelimeyle cümledeki başka kelimeler arasında anlam ilişkisi kuran, gramer görevli bağımsız kelime: gibi, göre, kadar, için, karşı vb. babamın bana anlattıklarına göre, zavallı fahim bey meğer henüz doğarken de, kendisine takılan isimle bir yanlışlığın kurbanı olmuş (a.ş. hisar. fahim bey ve biz, s. 81). karısına karşı demin duyar gibi olduğu acıma ve sıcaklık dağılıp gitti (t. buğra. yalnızlar, s. 185). yük taş gibi, kurşun gibi ağırdı (y. kemal, ortadirek, s. 387). ve bu şok yalnız şükriye için gereklidir sanıyordu (t. buğra, göst. e., s. 24). çok erkenden çiftliğe inmek için uyandıklarında gördüler ki, çul ötede yığılı duruyor, koca halil de yok (y. kemal, ortadirek, s. 395). hiçbir şey insanoğlunun cesareti kadar güzel olamaz (a.h. tanpınar, huzur, s. 85). onu galatasaray’a hafta sonunda olmaya gittiğim günlerde bile, kapıdan ilk önce kanatlarını görür gibi olurdum (a.h. tanpınar, göst. e., s. 217). ben bu sevdaya düştüğüm günden beri sadağımdaki bütün okları tükettim ve en sonuncusunu kendim için sakladım; ta ki hezimet takarrür ettiği an onu kendi elimle kendi bağrıma saplayayım diye (y. k. karaosmanoğlu, erenlerin bağından 5, s. 69) vb. Tanecik.

 

Compadres : Yakın dost. Ahbap. Yoldaş. Yakın arkadaş ahbap. Kafadar (ispanyolcadan gelen). (genellikle kuzey amerika'da kullanılan terim) yakın dost.

Implication : Gerektirme. Çıkarım. İma etme. Dolaylı anlatma. Dolaştırma. İçine sokma. İma. Bulaştırma. İçerme. Dolaşma.

Reference : Başvuru. Bonservis. Referans. Gönderme. Bilirkişi raporu. Bilgisayar, iktisat, ekonomi alanlarında kullanılır. İlgi. Ait olma. Ekspertiz. Havale.

 

Blaste : Blaste.

Baubles : Güzel fakat değersiz şey. Saray soytarısının sopası. İncik boncuk. Değersiz mücevher.

Butterbean : Lima fasulyesine benzeyen minik düz yeşil fasulye.

Connotation : Çağrıştırdığı anlam. İfade. Konotasyon. Çağrışım. Bir sözcüğün çağrıştırdığı şey. Yan anlam. Yananlam. İma. Kelimenin asıl anlamı yanında, kullanıma bağlı olarak kazandığı yeni anlam(lar): baş kelimesinin asıl anlamı dışında «bir topluluğu yöneten kimse, lider», «bir şeyin başlangıcı (ay başı, yıl başı, satır başı)», «temel esas» (her işin başı sağlıktır), «bir şeyin uçlarından biri» (yolun iki başı, «tane, sayı» (iki baş sarımsak, üç baş inek, altı baş aile), «bir şeyin yakını veya çevresi» (ocak başı, havuz başı, mangal başı) vb. pek çok yan anlamı vardır. ayak, göz, parmak, boğaz, burun gibi organ adları da epey yan anlamlara sahiptir. türkçmiz bu bakımdan her yönü ile zengin bir özellik taşır. karşıtı asıl anlam’dır.

Nuance : Ayırtı. Tiyatro konuşmasında, söylenecek bir parçada ana düşünceyi tamamlayan tümce ya da tümceler. İnce ayrıntı. Nüans. Küçük fark. İnce fark.

Shade : Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Lambalık. Renközü. Lambayı, gözden gizlemeye yarayan, saydamsız ya da yayıcı türlü maddelerden yapılmış örtü. Rengin üç değişkeninden biri (öbürleri: parlaklık, doyma). karmaşık bir ışığın, ağır çeken dalga uzunluğu, dolayısıyla bu dalga uzunluğuna uygun düşen rengi. herhangi bir rengin; kırmızı, sarı, yeşil, mavi ve yeniden kırmızı olarak çembersel biçimde sıralanan renklerden birine olan benzerliği. (siyah, beyaz ve gri, renközü bulunmayan ışıklardır). tv. renkli televizyonda, renklilik bilgisini oluşturan öğelerden biri. Gölgelendirmek.

Beaning synonyms : grammatical meaning, message, flake, iotas, iota, gist, piece, spirit, signified, lineages, intension, legume, grain, bedmates, denotation, thought, strain, conking, knick knacks, bagatelles, conks, seminal, conk, coconuts, butter beans, lexical meaning, idea, ally, haricot, germ, spermo, sperm, beans.

Beaning zıt anlamlı kelimeler, Beaning kelime anlamı

Nonbeing : Var olmayan bir şey. Var olmama. Olmama. Hiçlik.

Absence : Bulunmama. Bulunmama (bulunması gerekirken yerde). İşe gelmeme. Kaybolma. Yokluk. Bulunmayış. Yitiklik. Devamsızlık. Dalgınlık. Bulunmayış süresi.

Nonexistent : Yok. Varolmayan. Doğada tükenmiş. Var olmayan.

Beaning antonyms : existent, impossibility, nonexistence, contentment.