Brink türkçesi Brink nedir

Brink ile ilgili cümleler

English: In 1939, as in 1914, the world was on the brink of war.
Turkish: 1914'te olduğu gibi 1939'da dünya bir savaşın eşiğindeydi.

English: The man was on the brink of death.
Turkish: Adam ölümün eşiğindeydi.

English: When we were on the brink of starvation, they saved our lives.
Turkish: Açlığın eşiğinde olduğumuz zaman, onlar hayatlarımızı kurtardı.

English: Ali was brought back from the very brink of death.
Turkish: Ali ölümün eşiğinden geri getirildi.

Brink ingilizcede ne demek, Brink nerede nasıl kullanılır?

Be on the brink of : Eşiğine gelmek (yıkımın vb).

Brinkman : Rakibinin vazgeçeceği umuduyla büyük riskleri alarak uygulayan kimse (özellikle politikada). Amacı uğruna tehlikeyi göze alma konusunda marifetli kimse.

Brinkmanship : Amacı uğruna tehlikeyi göze alma. Korku politikası. Gerilim tırmandırma politikası.

Brinks : Ağız (kaya, uçurum). Kıyı. Ağız. Kenar (uçurum için). Kenar. Eşik. Eşik (felaket için).

Brindle : Kahverengi. Benekli. Benekli veya çizgili hayvan. Kahve renkli olan. Çizgili renk. Çizgili. Gri. Kahve renkli.

Brine : Deniz suyu. Deniz. Tuzlu su. Salamura suyu. Peynir, et, balık, turşu, asma yaprağı vb. yiyeceklerin, bozulmaması için içinde tutuldukları tuzlu su. tuzlu su içinde tutulmuş yiyecek. Salamura. Okyanus. Balık, et, peynir, sebze, asma yaprağı gibi çeşitli yiyeceklerin bozulmaması ve muhafaza sürelerinin uzatılması için tuzlu suda tutulması işlemi. Madencilik, veterinerlik alanlarında kullanılır. Turşu suyu.

 

Brine quenching : Tuzlu suda su verme. Tuzlu suda suverme.

Brined tulum cheese : Salamuralı tulum peyniri. Çoğunlukla ege bölgesinde teneke kaplar içerisine salamuralı olarak hazırlanan tulum peyniri.

Brindles : Kahve renkli. Benekli veya çizgili hayvan. Kahverengi. Gri. Çizgili. Çizgili renk. Benekli.

Brined : Salamura edilmiş.

İngilizce Brink Türkçe anlamı, Brink eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Brink ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Extreme : Uç noktada. Son had. Ölçüsüz. En uç. Uçdeğer. Mutlak. Aşırı derece. Son.

Door : Kapı. Bina. Kapak. Giriş. Koruyucu kapı. Karter kapaklarından herhangi biri. Ev.

Beach : Sahile çekmek. Sahil şeridi. Kumsala çekmek. Yalı. Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 m genişliğindeki alan. Karaya çekmek. Kıyıya sürmek. Kıyı şeridi. Sahil.

Beastings : İneğin doğumdan sonraki ilk sütü. Ağız sütü. Ön süt. İlk gelen süt. İlk süt.

Debouchment : Açığa çıkış.

Borders : Tarh. Kenarlıklar. Sınır. Kenarlık. Kenar süsü. Hudut.

Border : Sınır koymak. Koşu yolunun çimento, tahta ya da uygun herhangi bir özdekten yapılmış 5 cm. yüksekliğinde, 5 cm. genişlikteki iç kıyısı. Kenar süsü. Bitişik olmak. İle ortak sınıra sahip olmak. Koşu yolu kıyısı. Üst sahne boşluğu. Sınırdaş olmak.

 

Coasted : Yanaşmak. Deniz kıyısı. Yokuş aşağı salıvermek. Yokuş aşağı kaymak veya inmek (kayak veya bisikletle). Sahil. Kızakla yokuştan kaymak. Kıyı boyu limanlar arasında ticaret yapmak. Sahil boyunca gitmek. Beleşten ilerlemek.

Doorstep : Kapı önü. Kapıönü. Basamak. Kapı basamağı. Çok kalın sandöviç. Eşiktaşı. Kapı eşik basamağı.

Dialect : Lehçe. Ağgan. Bir dilin tarihi, siyasi, sosyal ve kültürel nedenlerle değişik bölgelerde, zamanla ses yapısı, şekil yapısı ve kelime hazinesi bakımından önemli farklarla birbirinden ayrılan kollarından her biri: türkçenin anadolu, azeri, özbek, kazak, kırgız, türkmen lehçeleri gibi. lehçeleri, yapıları bakımından birbirine yakın ve uzak lehçeler olarak ayırabildiğimiz gibi, taşıdıkları özelliklerdeki ortaklık bakımından da gruplara ayırabiliriz. nitekim yakut ve çuvaş lehçeleri türk dilinden çok eskiden ayrılmış kollar olarak türkiye türkçesine ve öteki türk lehçelerine uzak lehçelerdir; ayrılıklar çok derindir. azeri ve türkmen lehçeleri ise tt'nin yakın lehçeleridir.türkçenin kuzeybatı (kıpçak), güneybatı (oğuz-türkmen), güneydoğu ve kuzeydoğu (altay bölgesi lehçeleri) olmak üzere dört lehçe grubu vardır. Dil. Belirli bir bölge veya topluluğa has konuşma biçimi. Diyalekt.

Brink synonyms : verged, coasts, verge, blade, bezel, rivage, beaks, brinks, beestings, fringe, flanges, light, nut, chops, swell, brows, flange, accent, dooring, beak, biestings, littoral, bank, cutting edge, limit, brim, boundary, sills, colostrum, coastlines, coastal, edging, edge.

Brink ingilizce tanımı, definition of Brink

Brink kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : As, the brink of a chasm. Also Fig. A bank or edge, as of a river or pit. A verge. The edge, margin, or border of a steep place, as of a precipice. A border.