Clauses türkçesi Clauses nedir

Clauses ile ilgili cümleler

English: According to some experts the spoken language uses few subordinate clauses.
Turkish: Bazı uzmanlara göre, konuşulan dil çok az sayıda yan cümleler kullanır.

Clauses ingilizcede ne demek, Clauses nerede nasıl kullanılır?

Clauses of reason : Sebep cümlecikleri. Neden cümlecikleri.

Conditional clauses : Koşul yantümcesi. Koşullu tümcecik. Şart cümlesi. Koşul tümceciği.

Defining clauses : Tanımlayan cümlecik.

Discharging clauses : Tahliye şartı. Yükün gemiden çıkarılması için ileri sürülen koşullar. Boşaltma klozu. Boşaltma koşulları.

Modification of treaty clauses : Antlaşma hükümlerinin değiştirilmesi.

Subclauses : Alt bent. Fıkra. Yan cümle. Yan tümce. Bent.

Green clause credit : Malların depolandığını gösteren ve banka adına düzenlenmiş veya bankaya devredilmiş bulunan bir depo makbuzu karşılığında dışsatımcılara peşin ödeme yapılmasına veya öndelik verilmesine olanak sağlayan akreditif türü. krş. kırmızı kayıtlı akreditif. Yeşil kayıtlı akreditif. Sevkiyattan önce lehtara avans ödeme yapılabilen akreditif.

Clause of statement : Bildirme tümcesi.

Relative clauses : İlgileme cümlesi. İlgi cumlecikleri. Sıfat cümleleri. Sıfat cümleciği. İlgi tümcesi. İlgi zamirleriyle (ki) kurulan birleşik cümle türü: vatan muhabbeti ki muhabbetlerin muhakkak en temizidir,.... (r. n. güntekin, kızılcık dalları, s. 48). ne ise.... demin zehra'ya demek istemiş ki murad'ın ortaya koyduğu sermayeyi kabul edişim bu sefer işi adamakıllı ciddiye alışımdandır (t. buğra, yalnızlar, s. 59). o anda istedim ki benim de devamlı bir işim, bel bağlayabileceğim bir gelirim olsun... (t. buğra, yalnızlar, s. 59) vb. bk. ilgi zamiri. İlgi yantümcesi.

 

Arbitration clause : Tahkim klozu. Arbitraj klozu. Tahkim hükmü. Bir kontratta ilerideki çıkacak olan anlaşmazlıkların arabulucu tarafından çözülmesini gerektiren madde. Tahkim şartı.

İngilizce Clauses Türkçe anlamı, Clauses eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Clauses ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Barraged : Yaylım ateşi. Baraj. Soru yağmuruna tutmak. Engel. Engelleme ateşi. Nehir barajı. Yağmur. Yoğun yaylım ateşi.

Paragraphs : Paragraf imi. Paragraflar. Makale. Paragraf. Paragraf sayısı. Satırbaşı yapma.

Obligate : Borç altına sokmak. Mecbur etmek. İsteğe bağlı olmayan. Mecbur. Borçlu kılmak. Bağlamak. Zorunlu. Bağlı. Obligat. Zorunda bırakmak.

Propositions : Plan. Öneri. Mesele. Sorun. Teklif. Sav. İfade. Önerme. Uygunsuz teklif.

Assemblage : Bir araya toplama. Kalabalık. Montaj. Toplanma. Bir araya toplanma. Meclis. Topluluk. Toplantı. Küme. Toplama.

Grade : Cins. Bir basamaklar düzenini oluşturan sıracalardan her biri. Pille. Not vermek (sınav kağıdını veya ödevi okuyup). Türüne göre kimi zaman damarlarının sıklık ve paralellik düzeyinden doğan güzelliği ile, kimi zaman üzerindeki figürlerin düzgünlüğü ve çekiciliği ile ölçülen; bir taneden dört taneye kadar yan yana konulabilen a harfleri ile derecelendirilen; kerestenin fiyatı için belirleyici olan ağaç ve kereste özelliği. (mal) tasnif etmek. Bilgisayar, gitar alanlarında kullanılır. Eğim. Derecelere ayırmak. Düzeltmek.

 

Spondylos : Omurga. Spondilos.

Anecdotes : Anektodlar. Kısa hikaye. Anekdot. Hikaye. Anekdotlar.

Body : Karoser. Bir sınıf veya bu sınıf içindeki bir grup. Kasa. Kurul. Kütle. Heyet. Cüsse. Öz yankılı telli çalgıların içi boş geniş bölümü. Yığın. Zümre.

Sentence : İlam. Mahkumiyet. Mahkum etmek. Hüküm vermek. Tüzel karar. Hüküm giydirmek. Bilgisayar, hukuk, gramer alanlarında kullanılır. Ceza vermek. Hükme bağlamak.

Clauses synonyms : discussion section, dyke, make, entry, paragraph, short feature, solicit, get, master class, barrage, embankment, dikes, lubricant, bioplasm, digue, anecdote, dyking, sentential, bund, propositioned, material, narrative, funnies, commodity, encourage, apecdote, iteming, oblige, compel, bring, matter, inspire, barrages.

Clauses zıt anlamlı kelimeler, Clauses kelime anlamı

Dissuade : Kandırmak. Aklını çelmek. Vazgeçirtmek. Vazgeçirmek. Cesaret kırmak. Çelmek. Fikrini çelmek. Caydırmak.

Lower class : Alt sınıflar. Aşağı tabaka. Alt tabaka. Aşağı sınıf. Alt klas. İşçi sınıfı.

Upper class : Kaymak tabaka. Yüksek tabaka. Üst sınıf. Üst tabaka. Zenginler sınıfı. Yüksek sınıf. Sosyoekonomik üstünlüğü olan sınıf.