Compatriots türkçesi Compatriots nedir

Compatriots ile ilgili cümleler

English: We are compatriots.
Turkish: Biz vatandaşız.

Compatriots ingilizcede ne demek, Compatriots nerede nasıl kullanılır?

Compatriot : Hemşeri. Memleketli. Vatandaş. Yurttaş. Aynı ülkenin vatandaşı.

İngilizce Compatriots Türkçe anlamı, Compatriots eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Compatriots ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Denizen : Sakin. İkamet eden kişi. Yerleşmiş yabancı sözcük. Oturma iznine sahip kimse. Oturma izni olan kimse. Müdavim. İkamet eden kimse. Bir yerin yerlisi veya orada yerleşik olan kimse. Ortama uyum sağlamış canlı.

Citizens : Vatandaşlar. Hemşehri. Raiyyet. Sivil kimse. Uyruk. Sakin. İkamet eden kimse.

Countryman : Taşralı. Hemşehri. Köylü. Ülke insanı.

Freeman : Serbest oyuncu. Onursal hemşehri. Azat edilmiş köle. Hür adam. Özgür adam. Washington eyaletinde yerleşim yeri. Güney dakota eyaletinde şehir. Wisconsin eyaletinde yerleşim yeri. Köle olmayan kimse.

Member of the public : Toplum üyesi.

Citizen : Sakin. Sivil kimse. Uyruk. Hemşehri. Uyruklu. Bir devlet ya da ulusa mensup kişi.

Fellow countrywoman : Hemşehri.

Subject : Subjekt. Denek. Özne. Bağlı. Bir konunun, bir düşünceyi belirtmek için işlenmesiyle ortaya çıkan düşünce. bir oyunda asal düşünce yanısıra, o düşünceyi destekleyici, renklendirici ya da anlamlandırıcı yan düşünceler yer alır. Yüklemin gösterdiği kılış ile doğrudan ilgili olan kişi ya da şeye verilen ad; bir oluş ve kılışın gerçekleşmesini sağlayan kimse veya şey: eskiler, baharı ya tabiatta yahud tecrid halinde, tek manzarasında severlerdi (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi, s. 114). oda karşıma düşen duvardaki hücreye konmuş büyükçe bir gaz lambasıyla aydınlanıyordu a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları, s. 90). bu tahammül edilemez bir ömürdü… (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 34). agah bey, içti; biraz buruk, lakin baygın kokulu, tuhaf lezzetli, hoş bir içkiydi (r. h. karay, göst. e., s. 35). ben anadolu'ya gitmezden önce manevi kuvvet denilen şeyin millet mücadelelerinde büyük bir rol oynadığına ve bunun ruhtan gelen bir yüreklilikle oluştuğuna inandım (y. k. karaosmanoğlu, ergenekon, s. 114). odada, galiba, teyzesi yatıyor. (p. safa, şimşek, s. 210). hakikatte bütün istanbul garip bir sinirlilik içinde idi (a. h. tanpınar, sahnenin dışındakiler, s. 276). o, zamanın sahibi idi (a. h. tanpınar, saatleri ayarlama enstitüsü, s. 37). siz doğru dürüst konuşmasını bilmez misiniz hiç? (t. buğra, yalnızlar, s. 216). melek, hastanın başucuna götürüldüğü zaman, bu burnu uzamış, gözleri çukura kaçmış adamla alakasını anlayamamıştı (s. f. abasıyanık, bütün eserleri 3: medarı maişet motoru, s. 170). yol ayrımına, yolu olan gelir! (k. tahir, yol ayrımı, s. 310). insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar (y.kemal bayatlı, kendi gök kubbemiz, s. 91) vb. Bir bilginin konusunu bilen ya da bir yargıda yüklemde bulunan öğe. Mecbur etmek. Ele alınan, üzerinde konuşulan ya da yazı yazılan düşünce, sorun, durum ya da olay. herhangi bir ders kapsamının, belli bir sürede öğretilecek bölümlerinden her biri. Ders.

 

Countrywomen : Taşralı kadın. Hemşehri. Vatandaş (kadın). Köylü kadın.

 

Countrywoman : Vatandaş (kadın). Taşralı kadın. Hemşehri. Köylü kadın.

Compatriots synonyms : denizens, fellow countryman, countrymen, national, fellow townsman, compatriot, nationals, man in the street, fellow citizen, fellow countrymen.