Crisis türkçesi Crisis nedir

  • Bunalım.
  • Olayların alışılmış ya da beklenen sırasında görülen herhangi bir bozulma. alışkanlık ya da ölçülerin değişen koşullara uygun düşmemesi sonucu bireyin, toplumsal kümenin ya da toplumun, yeni koşullara uygun alışkanlıklar, ölçüler oluşturması zorunluluğunun ortaya çıkması.
  • Buhran.
  • Kriz.
  • Bunluk.
  • Bir oyunda gerilimin ve ilginin arttığı, işlerin karıştığı, çapraştığı yer. düğüm öğesi çatışmalardan, çevrilen dolaplardan, birtakım gizlerden elde edildiği gibi, kişilerin karakter özellikleriyle de yaratılabilir.
  • Nöbet.
  • Dönüm noktası.
  • Hastalığın dönüm noktası, hastanın iyileşeceği veya öleceğinin belli olduğu an. aniden gelişen şiddetli belirtilerle ayırt edilen nöbet, hastalık nöbeti.
  • İktisat, sosyoloji, veterinerlik, uluslararası ilişkiler alanlarında kullanılır.
  • Badire.
  • Sermaye ve gelir kayıplarına yol açan ve iktisadi bütünlüğün her düzeyinde etkisi olan politik, ideolojik ve iktisadi tüm değerleri bozan bir rahatsızlık. iktisadi çevrimdeki genişleme ve sürekli bir ilerleme döneminden sonra uzun ya da kısa daralma evresine geçerek yön değiştirme.
  • Düğüm.

Crisis ile ilgili cümleler

English: A global crisis is at hand.
Turkish: Küresel bir kriz yakındır.

English: It is essential to keep calm in a time of crisis and avoid going haywire.
Turkish: Bir kriz anında sakin kalmak ve kontrolü kaybetmemek gereklidir.

 

English: A crisis in France could be bad for America.
Turkish: Fransa'daki bir kriz Amerika için kötü olabilir.

English: In times of crisis one should never idealise the past.
Turkish: Kriz zamanı geçmişi idealize etmenin manası yok.

English: In a crisis you must keep your head.
Turkish: Bir krizde soğukkanlı olmalısın.

Crisis ingilizcede ne demek, Crisis nerede nasıl kullanılır?

Crisis center : Kriz merkezi.

Crisis management : Bunalım yönetimi. Kriz yönetimi.

Crisis of over production : Aşırı üretim bunalımı. Fazla miktarda mal ve hizmet üretilmesi sonucu ekonomide stokların artarak kar oranlarının düşmesi. krş eksik tüketim bunalımı.

Crisis ridden : Kriz içinde.

Glocom crisis with corticosteroits : Kortikosteroitlere bağlı glukom krizi. Bazı canlılarda kortikosteroitlerin sistemik veya göze uygulandıklarında göz içi basıncını anormal olarak yükseltmesi.

Rape crisis center : Tecavüz mağdurlarının tıbbi ve psikolojik yardım alabilecekleri merkez. Tecavüz kriz merkezi.

Adolescence crisis : Ergenlik krizi. Genellikle ergenlik yıllarında ortaya çıkan duygusal sıkıntı.

Diplomatic crisis : Diplomatik kriz.

Currency crisis : Bir ülkede yabancı bir paraya yönelik spekülatif bir saldırının ulusal paranın büyük oranda değer yitirmesiyle sonuçlanması veya parasal yetkeler tarafından ulusal parayı korumak amacıyla uluslararası rezervlerin büyük oranda eritilmesi ya da faiz oranlarının keskin bir şekilde artırılması durumlarında ortaya çıkan iktisadi bunalım. Döviz krizi. Para bunalımı.

 

Berlin wall crisis : Berlin duvarı krizi.

İngilizce Crisis Türkçe anlamı, Crisis eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Crisis ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Climaxes : Zirveye ulaşmak. Doruğa ulaştırmak. En yüksek dereceye varmak. Zirve. Doruk. Doruğa ulaşmak. Doruk noktası. Orgasm. Orgazma ulaşmak.

Sentry : Karakol. Hükümetçe silahlı olarak dolaştırılan türlü güvenlik kuvvetleri. güvenlik kuvvetlerinin yerleşmiş bulundukları konut. Nöbetçi asker. Nöbetçi er. Bekçi. Nöbetçi. Muhafız.

Gradients : Meyil. Eğim. İrtifa. Düşüm.

Inning : Kısmet. Sıra. Şans. Vuruş sırası. Atış. Her iki takımdaki oyuncuların birer vuruş sırası.

Loops : Takla. İlik. Dönme. İlmik. Döngü (bilişim veya bilgisayar terimi). Kavis. İlmek. Spiral.

Police : Emniyet. Polislerle güvenliği sağlamak. Kontrol etmek. İnzibat. Güvenliği sağlama. Yönetmek. Denetlemek. Kolluk. Sakçı örgütü. Sakçı denetiminde bulundurmak.

Exigency : Gerek. Gereklilik. Ani hareket gerektiren durum. Zaruret. Aciliyet. Gereksinim. Mecburiyet. Mübremlik. İhtiyaç. Acil durum.

Climacteric : Menopozla ilgili. Yaş dönümüyle ilgili. Menopoz. Kritik. Kritik dönem. Hassas. Bunalımlı. Menapozla ilgili. Yaş dönümü.

Calamity : Musibet. Yoksulluk. Afet. Bela. Facia. Sefalet. Felaket.

Climax : Zirve. En yüksek dereceye varmak. Doruk noktası. Biyoloji, sinema, televizyon, tiyatro alanlarında kullanılır. Bir oyunun geliminde ve gelişiminde kesin dönüm ya da değişim noktası. kişilerin ön planda olduğu oyunlarda baş oyun kişisinin, olayların önde olduğu oyunlarda ana olayın yönelişindeki kesin dönüm noktası. Zirveye ulaşmak. Klimaks. Orgasm. Doruk. Doruk nokta.

Crisis synonyms : noncrucial, conjunctures, paroxysms, catastrophes, nodosity, occasion, loop, fits, despondency, melancholies, emergency, acmes, depressions, heartsickness, invasion, invasions, juncture, knot, innings, cusp, bout, blues, breakthroughs, despondencies, nodal, end point, breakthrough, situation, ictus, bouts, sentries, slub, dunkirk.

Crisis zıt anlamlı kelimeler, Crisis kelime anlamı

Critical : Bilgisayar, nükleer enerji alanlarında kullanılır. Bir oluşumun yerini bir başkasına bıraktığı, bir değerin yeni bir değere dönüştüğü dönüm noktasına ilişkin olan. Eleştirici. Çoğalma katsayısının (k) 1'e eşit olması. k=1. Kusur bulan. Değerlendirme amacıyla yapılan. Kritik. Eleştiri niteliğinde. Dönümcül. Hassas.

Noncritical : Ani değişim noktasında olmayan (fizik, kimya). Tehlikeli bir noktada olmayan. Kritik olmayan. Ciddi olmayan. Eleştirel olmayan.

Crisis ingilizce tanımı, definition of Crisis

Crisis kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : The decisive moment. The turning point. The point of time when it is to be decided whether any affair or course of action must go on, or be modified or terminate.