Damara türkçesi Damara nedir

  • Namibya'nın bazı kesimlerinde konuşulan nama dilinin bir lehçesi.
  • Namibya'da yaşayan etnik bir grup.
  • Güneybatı afrika'da (ağırlıklı olarak namibya'da) yaşayan bir halkın üyesi kimse.

Damara ingilizcede ne demek, Damara nerede nasıl kullanılır?

Damara sheep : Doğu asya ve mısır’dan köken alan, günümüzde ise namibya ve angola’da bulunan, sert çevresel iklimlere ve açlığa karşı yüksek yaşama gücüne sahip, kafa yapısı orta derece uzun ve geniş, gözler geniş ve kahverengi, boynuzlu koçlardaki boynuz spiral yapıda ve başın üst kısmında iyi gelişmiş yastık benzeri oluşum bulunan, kulaklar ise orta büyüklükte ve hareketli, yapağı oldukça kısa ve farklı renklerde bulunan koyun ırkı. Damara koyunu.

Damar : Kansas eyaletinde şehir. Reçine. Vernik ve yağlıboya yapmak için kullanılan sert reçine. Ağaç reçinesi.

Hadamard product : Hadamard çarpımı.

Dama : İstek güdümlü çoklu erişim.

Damage : Zarar. Hasara uğratmak. Bilgisayar, iktisat, ekonomi alanlarında kullanılır. Karşıtlarının içgüdüleri dışında mal değerlerini yitirici nitelikte çıkagelen yıkım, döküm, dokunca gibi etkenler. Hasar. Zedelemek. Değerini düşürmek. Bozmak. Bir malda kırılma, dökülme, bozulma gibi istek dışı nedenlerle ortaya çıkan zarar. Zarara sokmak.

 

Damage free : Hasarsız.

Damage of inflation : Enflasyon zararı.

Damage assessment : Hasar kıymetlendirme. Hasar tespit. Hasar değerlendirmesi. Hasar tespiti. Hasar kıymetlendirmesi. Hasar değerlendirimi.

Damage financially : Maddi zarar vermek.

Damage potential : Hasar potansiyeli.

İngilizce Damara Türkçe anlamı, Damara eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Damara ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Diaphragm : Kimi basaçlarda, git gel devinimiyle oylum değişimini sağlayan esnek metal ya da lastik zar. Bir doğum kontrol aygıtı. Zar. Işık düzengeci. Titreşerek ses üreten ince metal yaprak. Memelilerde, akciğerlerde gaz alış verişini kolaylaştıran, göğüs boşluğu ile karın boşluğunu ayıran kas ve tendon tabakası. Biyoloji, fizik, uzay, kimya, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Irakgörürlerde, fotoğraf makinelerinde nesne merceği açıklığını büyütüp küçülten düzen. Işıldakların bir takısı. bir çerçeveye oturtularak takılan diyafram yuvarlak biçimdedir; iç tarafında birbirinin üzerine kayarak ya da birbirinin üzerinden açılarak yuvarlağın çapını büyülten ve küçülten yaprakları vardır. bununla sahne üzerindeki aydınlatma alanı genişletilip daraltılabilir. Böleç.

Shutter : Alıcı ya da göstericide pencere önündeki resim, yerini kendinden sonraki resme bırakırken, ışık kaynağı ile film arasına girerek, ışık demetinin film üzerine düşmesini önleyen, böylelikle filmin aşağıya doğru devinimini saklayan parça. Perde. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Işık kesici panjur. İndirmek. Panjur. Beton kalıbı. Fotoğraf makinesi kapağı. Örtücü. Kapamak.

 

Ladder : Basamak. Merdiven. İtfaiye merdiveni. Kaçırmak. Kaçmak. Çorap kaçmak. Eskitmek. Çorabı kaçmak. Bir yere çıkmaya veya bir yerden inmeye yarayan basamaklar dizisi. (çorap) kaçmak.

Cartridge : Kutucuk. Film kutusu (fotoğrafçılık terim). Kovan. Hartuç. Pikap. Pikap kafası. Kartuş. Zarf. Kutu.

Camera lens : Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Kamera merceği. Alıcılarda, aktarılacak konunun görüntüsünü alıcı içinde gerekli yere düşüren mercek. Alıcı merceği. Mercek.

Viewfinder : Kadraj. Alıcıya bağlı ya da alıcıdan ayrı olarak kullanılan, belirli bir merceğe göre görünçlüğün nasıl göründüğünü anlamaya yarayan, değişir odaklı bir mercek dizgesi. tv. televizyon alıcısında yer alan ve alıcı yönetmeninin görünçlüğü, alıcı merceğinin kapsadığı biçimde görmesini sağlayan mercek dizgesi. (sinema alıcılarının optik yapıdaki bakacına karşılık televizyon alıcılarının bakaçları elektronik yapıdadır ve gerçekte ufak bir almaç ya da bir denetliktir). Bakaç. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Vizör. Bulucu dürbün.

Distortion : Merceklerin verdiği resimlerin aslına göre bir parça bozuk olması. Geometrik biçimi, az ölçüde değiştirme işlemi. Belirli bir görsel etki sağlamak amacıyla, nesnelerin biçiminde optik yoldan gerçekleştirilen değişiklik; nesnelerin doğal biçimlerini bozma. Bozum. Daha çok soyut oyunlarda rastlanan; etki yaratmak için dekorda, giyside ve donatımlıklarda biçimi, görünüşü bozma işi. Seslendirme ya da yayın dizgesinde, ses dalgasının uğradığı istenmeyen değişikliklerden dolayı, alınan ses ile yayınlanan ses arasındaki her türlü başkalık. tv. bir radyo-televizyon yayınının alınışında, yararlı ime binen zararlı bir imin, ses ya da resmi etkilemesi durumu. Burkulma. Çarpıklık. Çarpıtma. Bozunum.

Deformation : Bozulma. Sakatlık. Deformasyon. Bozunum. Biçim bozukluğu. Değiştirim. Biçim bozulması. Bozulma, normal biçimini ve yapısını kaybetme, deformasyon. Biçimini bozma.

Modification : Küçük değişiklik. Değiştirme. Değişiklik. Çevre etkileriyle canlıların fenotiplerinde meydana gelen değişiklikler, modifikasyon. Çevre etkisi ile fenotipte meydana gelen değişiklikler. bakterilerde, kendi restriksiyon enzimleri ile dna'nın parçalanmasını önleyen dna'nın seçici metilasyonu. Çalgıların genel görünümlerinin veya bazı parçalarının kişiye özel olarak değiştirilmesi. Tadilat. Değişke. Modifikasyon. Tadil.

Finder : Bakaç. Bulucu. Bulan. Bulan kimse. Bulucu teleskop. Vizör. Aracı. İstenilen yıldızı ırakgörür içine getirebilmek için büyük ırakgörürlere koşut olarak bağlı, görüş alanı geniş olan küçük ırakgörür. Arayıcı.

Damara synonyms : photographic camera, box camera, portrait camera, box kodak, flash camera, photographic equipment, point and shoot camera, polaroid land camera, optical lens, magazine, alteration, impairment, candid camera, hood, sprocket, digital camera, aperture, detriment, run, reflex camera, polaroid camera, movie camera, cine camera, lens hood, delayed action, view finder, hurt, change, motion picture camera, ravel, harm, stop.

Damara zıt anlamlı kelimeler, Damara kelime anlamı

Plain : Yalın bir dille. Sade. Sadelik. Ova. Açıklık. Süssüz. (sürekli) şikayet etmek. Düzlük. Düz ya da azıcık eğimli, az çok kalın taşınmış toprak ve lığlarla örtülü, akarsularla parçalanmamış, daha yüksek yer biçimleriyle çevrelenmiş ve oluşum kökenleriyle ayrımlı türleri bulunan ana yer biçimlerinden biri.

Damara ingilizce tanımı, definition of Damara

Damara kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : A native of Damaraland, German Southwest Africa. The Damaras include an important and warlike Bantu tribe, and the , who are Hottentots and mixed breeds hostile to the Bantus.