Damar nedir, Damar ne demek

Damar; bir anatomi terimidir.

  • Canlı varlıklarda kanın veya besleyici sıvıların dolaştığı kanal
  • Mermerde, bazı taşlarda ve tahta kesitlerinde renk ayrılığı gösteren dalgalı çizgi.
  • İçinde ongun besi suyunun dolaştığı odunsu dokudan boru.
  • Başka türden katmanların arasında bulunan sıvı, maden veya mineral katmanı.
  • Böceklerde kanat zarını dik tutmaya yarayan organ.
  • Huy.
  • Soy, yaradılış.

"Damar" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Alnında ve şakaklarında şişen damarlar ağrıyordu." - P. Safa
  • "Cimrilik damarı. Şairlik damarı."
  • "Zengin bir altın damarı."

Yerel Türkçe anlamı:

Kök: Ağacın damarları kalın.

Çeşit, tür.

Biyoloji'deki anlamı:

İçinde kan ve lenf gibi sıvıların dolaştığı ve gelişmiş duvarları bulunan kanallar.

Böceklerin kanatlarında bulunan trakea sisteminin ince uzantıları. 3.Bitki yapraklarındaki iletim sisteminin uzantıları.

Gitar terimi olarak anlamı:

Kesildiği ağacın yaş halkalarının işlenmiş kerestenin üzerinde oluşturduğu ve seviyesi için belirleyici olan hatlar.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Bir öz etrafına bir veya birkaç kat halinde heliksel sarılmış, kesiti yuvarlak,üçgen, oval biçiminde olan çelik teller demeti.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

İçinde kan ve lenf gibi sıvıların dolaştığı kanal, vaz, anjeyon.

 

Jeoloji ve yer bilimleri alanındaki anlamı:

Bir maden ya da mineralle doldurulmuş kayaç çatlağı.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Derinin ham kalan bölümü. (*Bor -Niğde)

Zooloji alanındaki anlamı:

İçinde kan ve lenf gibi sıvıların dolaştığı ve tüm gelişmiş duvarları bulunan kanallar.

Böceklerin kanatlarında bulunan kitin çizgiler.

Damar isminin anlamı, Damar ne demek:

Erkek ismi olarak; Canlı varlıklarda kan dolaşımına yarayan kanal. Yer altında belli bir maden alanı. Huy, yaradılış. Tür.

Bilimsel terim anlamı:

Aynı mevsimde oluşan gözeler gurubunun, kesitlerde öbür gözelerden ayrı renkte görünüşü.

Tomruklardaki gaz oyuklarının haddelenmesi ya da yanlış haddeleme sonucu, uzun metal parçalarda oluşan, genellikle üzeri kapalı, bulunması zor kusur.

madencilik: İşletilen bir katmanın yakınındaki ince kömür katmanı.

İngilizce'de Damar ne demek? Damar ingilizcesi nedir?:

vessel, vein, grain, iode, seam, streak, lade vein, fissure vein

Fransızca'da Damar ne demek?:

vaisseau, filon

Osmanlıca Damar ne demek? Damar Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

çizgi, elyaf, damar, useybat, via

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Artvin şehri, Murgul ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Diyarbakır şehrinde, Lice ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Damar hakkında bilgiler

Damar ile farklı şeyler kastediliyor olabilir.

Damar anlamı, kısaca tanımı:

Damardan girmek : Karşısındaki kişiyi en fazla etkileyebilecek noktadan konuya girmek.

Damarı kabarmak : Bir huy veya duygu güçlü bir biçimde ortaya çıkmak.

 

Damarı kurusun : Birinin huysuzluğuna öfkelenildiğinde söylenen bir ilenme sözü.

Damarı tutmak : Kötü huyu, aksiliği depreşmek, inatlaşmak.

Damarına basmak : Birini, duyarlı olduğu bir konuda kızdırmak.

Damarına çekmek : Soyunun özelliklerini taşımak.

Damarına girmek : Birinin hoşlanacağı şeyler yaparak kendisini ona sevdirmek.

Damarına işlemek : Kötü bir huy, vazgeçilmez bir biçimde yerleşmek.

Damarını bulmak : Hoşlanabileceği biçimde davranıp uysallığını sağlamak.

Damar aktarma : Köprüleme.

Damar damar : Çok damarlı. Katmanlı.

Damardaraltan : Damarların kas tabakasını büzerek kanın dolaşımını çabuklaştıran veya düzenleyen (sinir, madde).

Damargenişleten : Damarların kas tabakasını gevşeterek çapını büyüten (sinir, madde).

Damar görüntüleme : Damar içine X ışınlarını geçirmeyen bir madde verildikten sonra damarların filminin alınması, anjiyo, anjiyografi.

Damar sertliği : Atardamar iç yüzeyinde yaşlanma, yıpranma, kireçlenme sebebiyle ortaya çıkan kan dolaşımı güçlüğü ve kan basıncının artması hastalığı.

Damar tabaka : Göz küresinin içinde ince kan damarlarından oluşan katman.

Damar tıkanıklığı : Atardamar veya toplardamar kanının pıhtılaşması veya yağ parçacıklarının oluşması sonucunda meydana gelen tıkanma, emboli.

Atardamar : Kalbin sağ karıncığından akciğerlere, sol karıncığından vücudun diğer bölümlerine kan taşıyan damar, şiryan, arter.

Halkalı damar : Bitkilerin gelişmesine yarayan halka biçimindeki damar.

Kılcal damar : Dokulardaki atardamarların son dallarını, toplardamarların ilk dallarına birleştiren ince damar.

Orta damar : Bitki yapraklarının tam ortasında bulunan ve yan damarlara göre daha kalın olan damar.

Toplardamar : Kirli kanın vücudun her yanından kalbe gitmesini sağlayan damar, vena, verit.

Damarı bozuk : Huysuz, sinirli, aksi, geçimsiz (kimse), damarsız.

Bilek damarı : Nabız.

Can damarı : En önemli veya hassas nokta, bir şeyin yaşaması için en önemli araç.

Cin damarı : İnsanın sinirlilik durumu.

Gazel damarı : Şah damarı.

Korku damarı : Kasıklarda olduğu sanılan, korkuyu atlatmak için sıkılması gerektiğine inanılan damar.

Maden damarı : Maden cevherinin yoğun olarak bulunduğu bölüm.

Su damarı : Su kaynağının kolları.

Şah damarı : En önemli nokta. Boynun iki yanında, kanı başa taşıyan aort damarlarından her biri, gazel damarı.

İletken damarlar : Bitkilerde hücrelere besin maddelerini ileten borucuklar.

Damarcık : Küçük damar.

Damarlanmak : Damarlı duruma gelmek.

Damarlı : Damarı belirginleşmiş. Aksi, huysuz. Damarı olan.

Damarsız : Damarı bozuk. Damarı olmayan.

Akacak kan damarda durmaz : "kişi, alın yazısında olanla kesinlikle karşılaşır" anlamında kullanılan bir söz.

Alın damarı çatlamış : Ar damarı çatlamış.

Ar damarı çatlamış : Utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapan, utanmaz.

Can damarına basmak : Bir işin en önemli yönü üzerinde durmak.

Can damarından yakalamak : Konuya en önemli yerinden yaklaşmak. birinin en zayıf noktasından yararlanmak.

Cin damarına basmak : Kişiyi çok sinirlendirecek söz söylemek, çileden çıkarmak.

İnsan çeşit çeşit yer damar damar : "toprağın her kesimi ayrı ayrı nitelikler taşıdığı gibi insanlar da birbirlerinden farklı özelliklere sahiptirler" anlamında kullanılan bir söz.

Kan alacak damarı bilmek : Nereden veya kimden çıkar sağlanabileceğini bilmek.

Canlı : Canlı yayın. Canı olan, diri, yaşayan. Hareketli, hayat dolu, dinamik. Güçlü, etkili. Hareketli, hayat dolu, dinamik bir biçimde. Yaşayıp yer değiştirebilen yaratık, hayvan. Dikkat çekici, göz alıcı, parlak (renk), ateş parçası.

Varlık : Kalıcı olan, gelip geçici olmayan şey. Var olan her şey. Önemli, yararlı, değerli şey. Para, mal, mülk, zenginlik, variyet. Var olma durumu, mevcudiyet. Ömür, hayat. Canlı varlıkların sayısal yoğunluğu veya dağılımı, popülasyon.

Besleyici : Besleyen, beslemeye yarayan, besin değeri yüksek, mugaddi.

Sıvı : Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim, mayi, likit.

Kanal : Telefon, telgraf, radyo, televizyon vb. araçlarla iletişimi sağlayan yol, hat. İçinden damar, sinir veya bir sıvı geçen yol. Tahtanın liflerine dik yönde açılan kırlangıç kuyruğu biçimli girinti. Bazı bölgeleri sulamak, kurutmak amacıyla veya gemilerin işlemesine elverişli, insan eliyle açılmış su yolu. İki kıyı arasındaki dar ve derin deniz.

Mermer : Bu taştan yapılmış. Beyaz ve ince bir tür bez. Bileşiminde % 75'ten çok kalsiyum karbonat bulunan, genellikle beyaz, renkli ve damarlısı da olan, cilalanabilen, billurlaşmış kireç taşı.

Tahta : Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Bu ağaçtan yapılmış. Kara tahta. Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası.

Farklı : Farkı olan, aralarında fark bulunan, değişik, ayrımlı.

Soy : Cins, tür, çeşit. Bir atadan gelen kimselerin topluluğu, sülale. İyi ve üstün nitelikleri bulunan. Manzum söz.

Yaradılış : Bir şeyin yaratılırken kazanmış olduğu özellikler bakımından durumu, fıtrat, hilkat. Bir kimsede doğuştan bulunan vücut ve ruh özelliklerinin tümü, mizaç, huy, tıynet, cibilliyet.

Huy : Alışkanlık. İnsanın yaradılış ve ruh özelliklerinin bütünü, mizaç, tabiat.

Damar beni : Derideki kılcal damarların hipertrofisi sonucu oluşan, yaşlı köpeklerde skrotumda görülen ve kanamaya eğilimli, kırmızımsı şişlik veya leke, nevüs vaskülaris, nevüs vaskülozus.

Damar bilimi : Anjiyoloji.

Damar çentiği : Etçil hariç diğer türlerde, alt çene kemiğinin ramusuyla korpusunun sınırında ve ventral kenarında bulunan ve atgillerle büyük geviş getirenlerde nabız almaya yarayan çentik, insisura vazorum fasyalium.

Damar daraltan : (biyoloji)

Damar daraltıcı : Çevre damarları daraltarak etki gösteren ve başlıca yüzeysel hemorajilerle mukoza konjesyonlarının tedavisinde yerel olarak dışarıdan, bazı iç kanamalarla şok ve migren hastalığının tedavisinde ise parenteral yolla kullanılan ilaç.

Damar demeti : (botanik)

Damar dolgunluğu :

Damar dürümü : <İ>A. ve v. spermatica interna’ostium vaginale'ye kadar saran karın zarı dürümü, plika vaskuloza.

Damar genişlemi :

Damar genişleten : (biyoloji)

Damar ile ilgili Cümleler

  • Hemşire damardan enjeksiyon yaptı.
  • Tahtayı damar yönünde kesmek daha kolaydır.
  • O bağırdığında onun boyun damarları açıkça görünüyordu.
  • Hastanede damar yoluyla bir enjeksiyon aldım.
  • Yaşam kaynağın benim, çünkü damarlarında gözyaşlarım akıyor.
  • Bir boya hastanın kol damarına enjekte edilebilir.
  • Bugünlerde çocuklar okula gitmiyor fakat onun yerine damardan bilgi alıyor.
  • Damarlarımda kahramanların kanı akıyor.

Diğer dillerde Damar anlamı nedir?

İngilizce'de Damar ne demek? : n. dammar, hard resin used in making varnish and oil paints

adj. vascular

n. vein, vessel, blood vessel, grain

Fransızca'da Damar : veine [la], vaisseau [le]

Almanca'da Damar : n. Ader, Gefäß

Rusça'da Damar : n. сосуд (M), жила (F), жилка (F), прожилка (F), нрав (M)

adj. сосудистый