Kanal nedir, Kanal ne demek

Kanal; kökeni fransızca dilinden gelmektedir.

  • Bazı bölgeleri sulamak, kurutmak amacıyla veya gemilerin işlemesine elverişli, insan eliyle açılmış su yolu.
  • Telefon, telgraf, radyo, televizyon vb. araçlarla iletişimi sağlayan yol, hat.
  • Tahtanın liflerine dik yönde açılan kırlangıç kuyruğu biçimli girinti
  • İki kıyı arasındaki dar ve derin deniz.
  • İçinden damar, sinir veya bir sıvı geçen yol.

"Kanal" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Mozambik Kanalı."
  • "Süveyş Kanalı.""Panama Kanalı."
  • "Bir kanaldan ötekine geçerken aldığı yüklü transfer bedelini nasıl ödeyecekti bu kadın?" - İ. Aral

Bilimsel terim anlamı:

Tahtanın ya da tablanın liflerine dik yönde, kenarları 70-80° eğiklikte ve kalınlığın 1-3 ü kadar derinlikte açılan kırlangıç kuyruğu biçimli girinti.

Dağıtımı yapılmış olan bir mal ya da değerin izlediği olağan yol ya da yön.

İngilizce'de Kanal ne demek? Kanal ingilizcesi nedir?:

channel

Osmanlıca Kanal ne demek? Kanal Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

kanal, kanât

Kanal tanımı, anlamı:

Atmık kanalı : Spermayı idrar yoluna salan iki kanal.

Hava kanalı : Havayı bir yerden başka bir yere iletmekte kullanılan kanal, boru.

Öd kanalı : Karaciğer ve öd kesesi kanallarının birleşmesinden oluşan, safrayı bağırsağa veren kanal, koledok.

 

Reçine kanalı : Genellikle çam türü ağaçlarda bulunan, başkesitte gözeneklere benzeyen küçük noktalar hâlinde görülen, içi reçine dolu bölüm.

Yarım daire kanalları : İç kulakta bulunan halka biçimindeki üç kanalın ortak adı.

Kanalcık : Küçük kanal. Bir organizmadaki küçük kanal.

Kanalet : Küçük kanal.

Kanalıyla : Bir kimse veya bir şey aracılığıyla, yoluyla, eliyle.

Kanalizasyon : Pis ve atık suların özel kanallar aracılığıyla belli merkezlerde toplanıp atılmasını sağlayan sistem, lağım döşemi, şebeke.

Bölge : Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye. Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka.

Sulamak : Toprak, bitki, hayvan vb.ne su vermek. Para ödemek, vermek, harcamak. Hayvana su vermek, suvarmak.

Kurutmak : Cılız duruma getirmek, zayıflatmak. Uğursuzluk getirmek, yok etmek. Bitki canlılığını yitirmek. Suyunu ve ıslaklığını giderip kuru duruma getirmek. Yiyecek ve içecekleri yiyip bitirmek. Bazı sebze ve meyvelerin buharlaştırılmasıyla kuru bir durum almasını sağlamak.

Gemi : Su üstünde yüzen, insan ve yük taşımaya yarayan büyük taşıt, sefine.

 

İşlem : Sayıları karşı karşıya getirip belirli birtakım kurallara uygun olarak birbiri üzerine etkilendirme yöntemi. Bir işi sonuçlandırmak için yapılmış olan iş veya uygulamaların hepsi, muamele, muamelat. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol, prosedür. Ham veya ara malları ve maddeleri fiziksel, kimyasal değişikliklerle daha uygun, kullanılır duruma getirme, muamele. Nakit veya menkul değerleri kullanarak alım satım, takas, borçlanma vb. piyasa hareketi. Madde üzerinde her türlü değişim yapma işi, muamele.

İnsan : Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı. Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.

Telefon : Konuşmaları ileten ve yansıtan düzenek. Birbirinden uzakta bulunan kişilerin konuşmasını sağlayan aygıt.

Kanal ışınları : Pozitif ışınlar olarak bilinen yüksek vakumlu tepkimelerde delikli katodun arkasına çıkan ve hızları 3,2.109 cm/s olan pozitif yüklü moleküller. Bu ışınlar iyonlaştırma; fotoğraf filmine etkime, floresans özellik gösterirler ve bazı maddelerin parçalanmasına sebep olurlar.

Kanal rendesi : Tabla yüzeylerine istenilen genişlik ve derinlikte kanal açmaya yarayan özel rende.

Kanal testeresi : Kalın lamalı, iki elle tutulabilecek biçimde saplı testere; kızak kanalı açmaya yarayan özel araç.

Kanal yayın balığı hastalığı : Genç kanal yayın balıklarında, Herpesviridae familyasına ait bir virüsün neden olduğu, vücudun çeşitli bölgelerinde hemorajiler, tek veya çift taraflı ekzoftalmus, denge bozukluğu, ekseni etrafında dönerek yüzme ve karında şişkinlik ile karakterize sporadik, bulaşıcı ve öldürücü viral bir hastalık.

Kanalcıklı : Kanalcığı olan. İlgili cümle: "Önde hava kanalcıklı disk ile arkada da kampana kullanılmış"

Kanales semisirkulares ossei : Kemikten yarım halka kanalları.

Kanalga : İnanç, kanı: Kardeşimin kanalgası tez olur.

Kanalikular evre : Bronş ve broşcukların gelişme evresi adı da verilen akciğerlerin doğum öncesi gelişim evresinin ilk dönemi.

Kanalikulus : Küçük kanal, kanalcık.

Kanalikulus bilifer : Safra kanalcıkları

Kanal ile ilgili Cümleler

  • Kanal 1'e geçin lütfen.
  • Lütfen kanalı değiştir; o müziğe tahammül edilemez.
  • Kanal 1'de İngilizce, ve Kanal 7'de Japonca dinleyebilirsin.
  • Her zaman Tatoeba kanalını izlerim.
  • Kanala yakın yaşıyoruz.
  • Bu, dinî bir televizyon kanalıdır.
  • Kanal 79'da haber zamanı.
  • Tatoeba kanalını izliyorsunuz.
  • Onlar kanal boyunca uzun bir köprü inşa ediyor.
  • Kanal değiştirebilir miyim?
  • Kanaldaki spor programı çok bilgilendirici milliyetçilik gösterişle olmaz dedi.
  • Tatoeba kanalını izliyorsun.
  • Panama Kanalı'ndan geçtik.
  • Kanalı değiştirebilir miyim?

Diğer dillerde Kanal anlamı nedir?

İngilizce'de Kanal ne demek? : [Kanal] n. canal, channel, water channel, watercourse; group chat on the Internet; channels of communication, routes of communication, routes through which messages are relayed; (Anatomy) passage, canal

n. canal, duct, channel, station, conduit, culvert, chamfer, chute, dike, drain, flume, gullet, gully, meatus, pass, passage, vessel

Fransızca'da Kanal : canal [le], chenal [le], conduit [le], tube [le], (radyoTV) chaîne [la]

Almanca'da Kanal : n. Kanal, Rille, Rinne

Rusça'da Kanal : n. канал (M), проток (M), паз (M)