Dama nedir, Dama ne demek
Dama; kökeni italyanca dilinden gelmektedir.
- Karelere ayrılmış zemin üzerinde on altı taşla iki kişi arasında oynanan oyun

"Dama" ile ilgili cümle
- "Gürültüsüz oyun isterseniz gelin damaya." - M. A. Ersoy
Dama hakkında bilgiler
Dama, iki kişinin karşı karşıya oynadığı bir oyundur. Genellikle 8×8, 10×10 ya da 12×12'lik dama tahtaları üzerinde oynanır. Satrancın aksine bütün taşlar aynı biçimde hareket eder.
Taşlar, ancak üzerlerinde bulundukları koyu karelerde, yani çapraz olarak ve her hamlede birer kare gidecek şekilde hareket ederler. Yol üzerinde kendi renklerinden bir taş varsa bu yol, o taş çekilene kadar kapalıdır. Karşı tarafın bir taşı bulunursa ve arkasındaki kare de boşsa bu taşın üzerinden atlayıp karşı tarafın taşını tahtadan uzaklaştırabilir. Eğer taşlardan biri tahtanın karşı tarafına ulaşırsa üzerine bir tane taş daha konarak bir dama elde edilir. Dama, normal taşların aksine çaprazlar üzerinde her hamlede birden fazla kare kat ederek hareket edebilir, normal taş gibi tahtadan uzaklaştırılabilir. İki taraftan kimin bütün taşları tahtadan önce uzaklaştırılırsa oyunu kaybetmiş olur.
Dama ile ilgili Cümleler
- Damadı tanıyor musun?
- Damak tadım sizinkinden oldukça farklı.
- Bir boya hastanın kol damarına enjekte edilebilir.
- Büyükannenle dama oynar mısın?
- Damat düğünden dakikalar önce tereddütlü idi.
- Ali benim damadım olacak.
- Dama oynamak istemiyorum.
- Damarlarımda kahramanların kanı akıyor.
- Ali ve Mary dama oynadı.
- Ali damadını öldürdü.
- Tahtayı damar yönünde kesmek daha kolaydır.
- Dama oyunu oynuyorlardı.
- Nasılsın Chuck, damatlarınla tanışmadın mı daha?
- Damat düğün pastasının içinde saklandı.
Dama tanımı, anlamı:
Kişi : Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs. Kadın veya erkeğe verilen genel ad, şahıs, zat, nefer. Eş, koca. Erkek. Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse.
Oyun : Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Kumar. Hile, düzen, desise, entrika. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes.
Dama demek : Tükenmek. gücü kalmayarak bir işi daha ileri götüremeyecek duruma gelmek.
Dama tahtası : Üzerinde dama oynanan tahta.
Dama taşı : Dama oynanan taş. Sık sık bir yerden başka bir yere giden veya atanan.
Dama çıkmak : Cinsel istekleri artmak.
Dama taşı gibi oynatmak : Birini sık sık bir yerden bir yere göndermek veya atamak.
Damacana : Su vb. sıvıları taşımaya yarayan, dar ağızlı, şişkin karınlı, genellikle hasır veya plastik sepet içinde korunan büyük şişe.
Damacı : Dama oyuncusu.
Damak : Ağız boşluğunun tavanı.
Damak eteği : Damağın kemiksiz ve yumuşak olan arka bölümü.
Damak tadı : Yiyeceklerden alınan lezzet.
Damak ünsüzü : Dil sırtı yardımı ile ön damakta veya art damakta oluşan ses: g, k, n.
Damaklı : Damağı olan.
Damaklı diş : Damağı ile birlikte hazırlanan takma diş.
Damaksı : Boğumlanma noktası damakta bulunan (ses).
Damaksıl : Damakla ilgili.
Damaksıllaşma : Damaksıllaşmak işi.
Damaksıllaşmak : Bir kelimede art damaktan çıkan bir ünsüz veya kalın bir ünlü ön damağa kayıp yumuşamak ve incelmek: Yana yine, alma elma gibi.
Damaksıllaştırma : Damaksıllaştırmak işi.
Damaksıllaştırmak : Bir fonemin boğumlanma noktasını sert damağa doğru kaydırmak.
Damaksız : Tat alma duyusu zayıflamış olan veya bu duyuyu tamamen yitirmiş olan (kimse). Damağı olmayan. Sivri uçlu balıkçı iğnesi.
Damal : Ardahan iline bağlı ilçelerden biri.
Damalı : Üstünde kareler bulunan, kareli.
Damar : Canlı varlıklarda kanın veya besleyici sıvıların dolaştığı kanal. Mermerde, bazı taşlarda ve tahta kesitlerinde renk ayrılığı gösteren dalgalı çizgi. Soy, yaradılış. Böceklerde kanat zarını dik tutmaya yarayan organ. İçinde ongun besi suyunun dolaştığı odunsu dokudan boru. Huy. Başka türden katmanların arasında bulunan sıvı, maden veya mineral katmanı.
Damar aktarma : Köprüleme.
Damar damar : Çok damarlı. Katmanlı.
Damar görüntüleme : Damar içine X ışınlarını geçirmeyen bir madde verildikten sonra damarların filminin alınması, anjiyo, anjiyografi.
Damar sertliği : Atardamar iç yüzeyinde yaşlanma, yıpranma, kireçlenme sebebiyle ortaya çıkan kan dolaşımı güçlüğü ve kan basıncının artması hastalığı.
Damar tabaka : Göz küresinin içinde ince kan damarlarından oluşan katman.
Damar tıkanıklığı : Atardamar veya toplardamar kanının pıhtılaşması veya yağ parçacıklarının oluşması sonucunda meydana gelen tıkanma, emboli.
Damarcık : Küçük damar.
Damardan girmek : Karşısındaki kişiyi en fazla etkileyebilecek noktadan konuya girmek.
Damardaraltan : Damarların kas tabakasını büzerek kanın dolaşımını çabuklaştıran veya düzenleyen (sinir, madde).
Damargenişleten : Damarların kas tabakasını gevşeterek çapını büyüten (sinir, madde).
Damarı bozuk : Huysuz, sinirli, aksi, geçimsiz (kimse), damarsız.
Damarı kabarmak : Bir huy veya duygu güçlü bir biçimde ortaya çıkmak.
Damarı kurusun : Birinin huysuzluğuna öfkelenildiğinde söylenen bir ilenme sözü.
Damarı tutmak : Kötü huyu, aksiliği depreşmek, inatlaşmak.
Damarına basmak : Birini, duyarlı olduğu bir konuda kızdırmak.
Damarına çekmek : Soyunun özelliklerini taşımak.
Damarına girmek : Birinin hoşlanacağı şeyler yaparak kendisini ona sevdirmek.
Damarına işlemek : Kötü bir huy, vazgeçilmez bir biçimde yerleşmek.
Damarını bulmak : Hoşlanabileceği biçimde davranıp uysallığını sağlamak.
Damarlanmak : Damarlı duruma gelmek.
Damarlı : Damarı olan. Damarı belirginleşmiş. Aksi, huysuz.
Damarsız : Damarı olmayan. Damarı bozuk.
Damasko : Çoğunlukla döşemelik olarak kullanılan, keten ve ipek karışımı bir kumaş türü.
Damat : Padişah soyundan kız almış olan kimse. Bir kızın ailesinden olan büyüklere göre kızın kocası, güveyi. Evlenmekte olan bir erkeğe, evlenme töreni sırasında verilen ad, güveyi.
Damat girmek : Aileye güveyi olarak katılmak.
Damatlık : Damatken kullanılan veya yapılan. Damat olma durumu, güveyilik. Damat için yapılmış olan giysi.
Akacak kan damarda durmaz : "kişi, alın yazısında olanla kesinlikle karşılaşır" anlamında kullanılan bir söz.
Alın damarı çatlamış : Ar damarı çatlamış.
Ar damarı çatlamış : Utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapan, utanmaz.
Art damak : Damağın arka bölümü.
Art damak ünsüzü : Ciğerlerden gelen havanın dil sırtı yardımıyla art damağın çeşitli noktalarında bazen patlayarak, bazen de sızarak oluşturduğu ünsüz: kara, gayrı, yağmur kelimelerindeki k, g, ğ ünsüzleri gibi.
Bilek damarı : Nabız.
Can damarı : En önemli veya hassas nokta, bir şeyin yaşaması için en önemli araç.
Can damarına basmak : Bir işin en önemli yönü üzerinde durmak.
Can damarından yakalamak : Konuya en önemli yerinden yaklaşmak. birinin en zayıf noktasından yararlanmak.
Cin damarı : İnsanın sinirlilik durumu.
Cin damarına basmak : Kişiyi çok sinirlendirecek söz söylemek, çileden çıkarmak.
Dili damağına yapışmak : Çok susamak.
Diş damak ünsüzü : Diş eti-damak ünsüzü.
Diş eti damak ünsüzü : Dil ucunun, üst diş etleriyle ön damağa dokunmasından oluşan ünsüz, diş-damak ünsüzü: c, ç, z, s, n, j, ş.
Eşeği dama çıkaran yine kendi indirir : "yanlış yapan kimse, yanlışı yine kendisi düzeltir" anlamında kullanılan bir söz.
Gazel damarı : Şah damarı.
Halkalı damar : Bitkilerin gelişmesine yarayan halka biçimindeki damar.
İletken damarlar : Bitkilerde hücrelere besin maddelerini ileten borucuklar.
İnsan çeşit çeşit yer damar damar : "toprağın her kesimi ayrı ayrı nitelikler taşıdığı gibi insanlar da birbirlerinden farklı özelliklere sahiptirler" anlamında kullanılan bir söz.
Kan alacak damarı bilmek : Nereden veya kimden çıkar sağlanabileceğini bilmek.
Kara damaklı : İnatçı, aksi (kimse).
Kılcal damar : Dokulardaki atardamarların son dallarını, toplardamarların ilk dallarına birleştiren ince damar.
Korku damarı : Kasıklarda olduğu sanılan, korkuyu atlatmak için sıkılması gerektiğine inanılan damar.
Maden damarı : Maden cevherinin yoğun olarak bulunduğu bölüm.
Ön damak : Damağın ön bölümü.
Ön damak ünsüzü : Ciğerlerden gelen havanın dil sırtı yardımıyla ön damağın çeşitli noktalarında patlayarak veya sızarak oluşturduğu ünsüz: kedi, gelin, yeni gibi.
Orta damar : Bitki yapraklarının tam ortasında bulunan ve yan damarlara göre daha kalın olan damar.
Pabucu dama atılmak : Kendinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek.
Pabucunu dama atmak : Kendinden üstün birini gözden düşürmek.
Şah damarı : Boynun iki yanında, kanı başa taşıyan aort damarlarından her biri, gazel damarı. En önemli nokta.
Sert damak : Damağın ön bölümü.
Su damarı : Su kaynağının kolları.
Tadı damağında kalmak : Yenen bir şeyin tadını unutamamak. hoşa giden, zevk alınan bir şeyi unutamamak.
Yumuşak damak : Damağın boğaza yakın bölümü.
Zemin : Temel, dayanak. Yeryüzü, dünya. Ortam. Taban, döşeme, yer. Kumaş, süslü kâğıt, halı, yer muşambası, tablo vb. desenli nesnelerde, biçimlerin üzerinde yer aldığı renk.
Genel : Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Bir genelleme sonucunda elde edilen.
Tahta : Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Bu ağaçtan yapılmış. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Kara tahta.
Aksi : Ters, zıt, karşıt, olumsuz, menfi. İnatçı, hırçın, huysuz. Uygun olmayan.
Aynı : Eski durumunda kalmış, değişmemiş. Benzer. Başkası değil, yine o. Aralarında ayrım olmayan.
Biçim : Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Herhangi bir şeyin benzeri. Tarz. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Biçme işi.
Hareket : Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılmış olan ilerlemeler, akım. Yola çıkma. Davranış, tutum. Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri. Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma. Deprem. Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi. Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi. Devinim. Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim, aksiyon.
Damaca : Toprak kap. Camdan yapılmış orta büyüklükteki testi, hasırlı büyük şişe, damacana.
Damacan : Camdan yapılmış orta büyüklükteki testi, hasırlı büyük şişe, damacana bk. damaca- Keçi derisinden yapılmış, tahıl saklamaya yarayan kap.
Damaç : Öküz ve mandaların aşık kemiği.
Damaçka : Boyunduruğun öküzün boynunun altına gelen kısmı.
Damagiren : İçgüveyisi.
Damağ : Atlarda görülen damak hastalığı
Damağı şakıramak : İstek duymak.
Damağzamak : İmrenmek.
Damah : Damak. Malını, parasını yemeyen, cimri. ( Damahçıh : Bir çocuk hastalığı İngilizce'de Dama ne demek? : [Dama] v. ram; crown; pack down (snow) n. lady, dame; checkers, (British) draughts n. king; queen; lady, gentlewoman; dame Fransızca'da Dama : dames Almanca'da Dama : n. Damespiel Rusça'da Dama : n. шашка: шашки (PL), дамка (F), клетка (F), квадрат (M)Diğer dillerde Dama anlamı nedir?

Bu kısımda Dama nedir? Dama ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Dama tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Dama hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.