Debris türkçesi Debris nedir

  • Moloz.
  • Dağ eteklerinde köşeli taşlar ve daha ince öğeli özdeklerin karışımından oluşan yığıntılar.
  • Birikinti.
  • Coğrafya alanında kullanılır.
  • Enkaz.
  • Kırıntı.
  • Atıklar.
  • Döküntü.
  • İnşaat artığı.
  • Çöküntü.
  • Çer çöp.
  • Yıkıntı.

Debris ile ilgili cümleler

English: Ali looked through the debris on the floor.
Turkish: Ali yerdeki enkaza baktı.

English: Debris littered the streets.
Turkish: Moloz sokakları kirletti.

English: There was debris everywhere.
Turkish: Her yerde enkaz vardı.

Debris ingilizcede ne demek, Debris nerede nasıl kullanılır?

Debris slide : Çimentolanmamış, gevşek kayaç döküntülerinin ve topraklarının, çok ıslanmış kil gibi kaygan bir düzlem üzerinden aşağıya doğru kayması ya da yuvarlanması. Moloz kayması.

Debris wood : Enkaz odunu.

Avalanche debris : Çığ yığıntısı.

Rock debris : Kaya molozu. Günlük sıcaklık ayrımlarının önemli olduğu karasal iklimlerde, fiziksel parçalanma, sonunda çözülen taşların dağ yamaçları dibinde oluşturdukları yığın. bk. döküntü. Kaya döküntüsü. Taş döküntüsü.

Debrisocin : Adrenerjik sinir uçlarını etkileyip noradrenalin salıverilmesini engelleyerek nöromediyatör depolarını boşaltıp tüketerek veya nöromediyatör üretimini engelleyerek etki oluşturan adrenerjik nöron engelleyicisi bir ilaç. Debrizosin.

 

Debriefings : Sorgulama. Görev raporu. Debrifing. Bilgi alma. Bilgilendirme. Sorguya çekme.

Deb : Bkz.debutante. Sosyeteye ilk kez takdim edilen genç kız. Sosyeteye ilk kez davet edilen kız. Borç.

Debriefing : Görev raporu. Sorguya çekme. Debrifing. Bilgi alma. Sorgulama. Bilgilendirme.

Debride : Debride etmek. Ölü dokuyu atmak.

Codebreaking : Kripto analizi.

İngilizce Debris Türkçe anlamı, Debris eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Debris ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Air route : Uçuş rotası. Günümüzde, özellikle yolcu taşımacılığında çok kullanılan ve yeryüzünün her yanını havalimanlarıyla birbirine bağlayan yoğun ulaşım ağı. Havayolu.

Cumulant : Kümülant. Logaritmik moment. Logarıtmik moment.

Collapses : Suya düşmek. Düşmek. Ciğerlerine hava gitmemek. Cesaretini yitirmek. Güçten düşmek. Başarısız olmak. Portatif olmak. Çöktürmek. Çökmek.

Duffs : Kömür tozu. Hurda. Muhallebi. Beceriksiz. Çöp. Duf. Toz kömür. Gereksiz. Sahte.

Aluvial coast : Lığ yığıntılı kıyı. Genellikle alçak kıyılarda, dalga ve akarsuların ortaklaşa oluşturdukları birikinti düzlüğü.

Depression : Coğrafya, iktisat, ekonomi, veterinerlik alanlarında kullanılır. Çöküntü alanı. Sensomotorik duyarlılığın azalması. Daralma. Kasavet. Ekonominin tam çalışma düzeyi altında dengede bulunuşu, (işsizlik, eder düşüklükleri, yapım öğelerinin ulusal gelirden aldığı payların azalması gibi sakıncalar doğurur). Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması gibi nedenlerle oluşan tecimsel sıkıntı. Çökkünlük. Durgunluk. Karalar üzerinde çevresi yüksekliklerle kapalı, tabanı kimi kez deniz yüzeyinden de aşağı inebilen yer biçimi, bk. çökme.

 

Wrack : Deniz yosunu. Sahil yosunu. Kıyıya vuran yosun. Gemi enkazı. Kıyıya vuran deniz yosunu. Yıkılmak. Uçuşan bulut. Harabe.

Castoff : Kullanılmayıp atılan şey. İstenmeyen giysi. Reddedilmiş veya dışlanmış kişi yada şey. Kızağa çekilmiş kişi yada ıskartaya ayrılmış şey.

Rubbles : Blokaj taşları. Moloz çakıltaşı. Blokaj için kullanılan taşlar. Yapı molozu. Yapı enkazı. Taş dolgu. Taş yığını.

Aboriginal population : Bir ülkeye başka bir yerden gelerek yerleşmiş kişilerin tersine, birkaç soydan beri orada doğup yaşamış kişilere verilen ad. bk. göçmen nüfus. Yerli nüfus.

Debris synonyms : brushwood, orts, adventife cone, lemon, cuttings, slack, rubbish, crumbing, down at the heels, depressions, abrasion platform, crumbed, fragment, offscourings, bits, droppings, castoffs, deposits, breakdowns, subsidence, agricultural specialisation, lacune, fragmenting, collapse, spoils, wreck, age pyramid, detritus, rubblestone, ruin, carcasses, dirt, carcases.