Drive in türkçesi Drive in nedir

Drive in ile ilgili cümleler

English: I do not know where to drive in the street.
Turkish: Caddede nerede süreceğimi bilmiyorum.

English: People don't know how to drive in this town.
Turkish: Bu kasabada insanlar araba sürmeyi bilmiyorlar.

English: I went for a drive in the country.
Turkish: Ben kırsalda araba sürmeye gittim.

English: Let me go for a drive in your new Toyota.
Turkish: Senin yeni Toyota'nla bir tur atmama izin ver.

English: I never want to drive in Boston again.
Turkish: Boston'da tekrar araba kullanmayı asla istemiyorum.

Drive in ingilizcede ne demek, Drive in nerede nasıl kullanılır?

Drive : Güç sağlamak. Araba sürmek. Araba kullanmak. Uzun vuruş. Hareket ettirmek. Topu elinde bulunduran oyuncunun karşı takım savunma katında gördüğü bir açıklıktan çembere doğru giriş yapması. Dürtü. Çalışma. Coşku. Kuşak, teker vb. veri saklama ortamlarının bir okuyucu-yazıcı kafa karşısına sürülmelerini sağlayarak gerekli okuma-yazma işlemlerini gerçekleştiren bilgisayar giriş-çıkış birimlerinin her birinin genel adı. miknatıslı kuşak sürücü, mıknatıslı teker sürücü ya da dört sürücülü teker bellek gibi bağlamlar içerisinde kullanılır.

 

In : De. Da. İçeriye. İktidardaki. Mevsimi gelmiş. Gelmiş olan. İçeri doğru yönelen. Dahili. Tutulan. Halinde.

Drive in a stake : Kazık çakmak.

Drive in bank : Otobank.

Drive in motion picture theater : Arabayla girilen ve arabada oturularak film izlenen açık alan sinema salonu.

Drive in restaurant : Arabayla girilip arabadan inmeye gerek kalmadan yiyecek alınabilen yer. Müşterilerine arabalarında servis yapılan lokanta.

Drive in theater : Arabayla girilen ve arabada oturularak film izlenen açık alan sinema salonu.

İngilizce Drive in Türkçe anlamı, Drive in eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Drive in ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Endeavors : Çabalamak. Uğraşmak. Çalışmak. Çaba harcamak.

Embeds : İçine oturtmak. İyice yerleştirmek. Yerleştirmek. Oturtmak. İçine katmak. Gömmek. Sokmak. Gömülmek. Kafasına sokmak.

Enter : Giriş yapmak. Yazılmak. Geçirmek. Deftere yazmak. Girmek (bilişim veya bilgisayar terimi). Katılmak. İçeriye girmek. Kaydolmak.

Cigarette lighter : Sigara çakmağı. Çevrime sokulduğunda kızarak bir direnç oluşturan, sigara yakıcı.

Endeavouring : Çalışma. Emek harcama. Çaba gösterme. Yapmaya çalışma. Gayret etme. Çabalamak. Çalışmak. Çaba harcamak. Uğraşmak.

Get into : Bir olaya karışmak. Uyum sağlamak. Girmek. Varmak. Öğrenmek. Tanışmak. Bir şeye dahil olmak. -e girmek. -e sokmak. Kaçmak.

Enters : Girmek. Sokmak. Geçirmek. Gümrük beyanında bulunmak. Buyurmak. Sahneye çıkmak. Yazılmak. Kaydolmak. Giriş yapmak.

Pass in : Vermek. İçeri almak. Sunmak. Ölmek. Elden vermek.

Fail : Başarısız olmak. Başarısızlıkla sonuçlanmak. Çaktırmak. Zayıf not. Kuvveti kesilmek. Yapmamak. Suya düşmek. Becerememek.

 

Let in : İçeri girmesine izin vermek. Kapıyı açıp içeriye almak. İçeri bırakmak. Gömmek. Sırdaş etmek. Eklemek. İçeri almak. Almak. Sırrını açmak.

Drive in synonyms : cultivate, prods, endeavours, step in, nail, entered, beetled, drives, prod, introduce, beetle, endeavored, move in, embosses, endeavour, bestud, cigar lighter, inlaying, cotton on to, inlays, tuck in, come in, getting in, introduced, flashed, walk in, embed, pass into, introduces, drive, cultivates, cultivating, prodded.