Çakmak nedir, Çakmak ne demek

Çakmak; bir tıp terimidir.

"Çakmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Vallahi çaktı mı çakmadı mı anlayamadım. Parasını aldı, tüydü." - S. F. Abasıyanık
  • "Kalp parayı birisine çakmak."
  • "Nasıl oldu bilmem, eğilip yakarken çakaralmaz çakmak kıvılcım çıkardı." - B. Felek
  • "Bir tanesi altısına yeterken, ben altı kurşunu bir tanesine çakıverdim." - A. Gündüz
  • "İsa'nın ruhu eğer bugün içinden çıkmış olduğu yere inerek bu sahneyi görseydi, kim bilir patriklerini hangi oduna çakardı." - F. R. Atay
  • "Ay, bu kadın İngilizceden de çakıyor mu?" - N. Araz
  • "Çiviyi tahtaya çakmak."
  • "Atı çayıra çakmak."

Yerel Türkçe anlamı:

 

Deri hastalığı, yara, çıban.

Geri almak

Kötülük etmek.

Şimşek.

Çekmek, çıkarmak.

Dokumada bir motif çeşiti.

Çekmek

Gösterişli, alımlı.

Tüfek, tabanca.

İskambil oyunlarında koz kırmak.

Çocukların kuş avlamak için yaptıkları yay.

Silahla ateş etmek, vurmak

Diğer sözlük anlamları:

İyice anlatmak, bildirmek, tanıtmak, ifşa etmek.

Kovlamak, gamzetmek, jurnal etmek

Aksettirmek

Çakmak isminin anlamı, Çakmak ne demek:

Erkek ismi olarak; Taşa vurulup kıvılcım çıkaran çelik parçası. Tutuşturma aygıtı.

Bilimsel terim anlamı:

Çevrime sokulduğunda kızarak bir direnç oluşturan, sigara yakıcı.

İngilizce'de Çakmak ne demek? Çakmak ingilizcesi nedir?:

cigarette lighter

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Antalya kenti, Gazipaşa ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Konya şehrinde, Çakmak bucağına bağlı bir bölge. Şanlıurfa ili, Ovacık nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Sivas şehrinde, Hafik ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Gaziantep ilinde, Sakçagöz nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Erzurum kenti, Hınıs ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Eskişehir ilinde, Günyüzü belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Balıkesir şehrinde, Altınova bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Bursa kenti, Harmancık ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Ordu ili, Ünye ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Balıkesir ilinde, Korucu bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Tokat şehri, Reşadiye ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Kütahya şehri, Çavdarhisar ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Çankırı kenti, Çerkeş belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Diyarbakır kenti, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Van ilinde, Muradiye belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Balıkesir ilinde, Tütüncü bucağına bağlı bir bölge. Muğla şehrinde, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge. Şanlıurfa şehri, Akziyaret nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Yozgat kenti, Boğazlıyan ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

 

Çakmak hakkında bilgiler

Çakmak kibrit bulunmadan önce ateş çıkaran çelik alet. Eski çakmaklı tüfeklerde taşa çarpıp kıvılcım çıkarmak suretiyle barutlu ateşlemede kullanılan alete de bu ad verilirdi. Çakmağın çakıldığında kıvılcımların tutuşması için ağaçların gövdelerinden alınıp kurutulan, kolayca tutuşabilen, kav denilen maddeler kullanılırdı. Kav taşın üstüne konulur, sol elin baş ve işaret parmakları arasında sıkıştırılırdı. Sağ elde tutulan çakmak ise taşa vurmak suretiyle çıkan kıvılcımla yanma sağlanırdı. Daha sonraları kav yerine pamuk ipliğinden fitiller kullanılmıştı. Çakmak, taş, kav veya fitil deriden yapılmış ağzı büzmeli bir kesede muhafaza edilirdi.

Günümüzde çakmak daha çok sigara yakımında kullanılmaktadır. Ayrıca bütangaz tipi ocakları tutuşturmak için kullanılan aletlere de çakmak denmektedir. Önceleri benzinli sonraları gazlı olan çakmaklar yerine manyetolu çakmakların kullanılması yaygınlaşmıştır. Kibrit kutusundan çok küçük ve zarifleri yapılmış olan çakmaklar çok kullanışlı olmaktadır. Ayrıca çakmaklar, erkek aksesuarı olarakta kullanılmaktadır.

İlk çakmaklar 16. yüzyılda icat edildi ve barutu tutuşturmak için ateşli silahlarda kullanıldı. İlk çakmaklardan biri, Alman kimyacı Johann Wolfgang Döbereiner tarafından 1823 yılında icat edildi ve Döbereiner'ın lambası olarak bilindi.

Çakmak ile ilgili Cümleler

  • Bu resmi çakmakla yak.
  • Bir sigara bir de çakmak otlanabilir miyim?
  • Sana çakmak için iyi bir düşüncem var,zira çok kaba davrandın.
  • Adam bir çakmakla bir sigara yaktı.
  • Bana bir çakmak verir misin?
  • O, bir çakmakla oynuyordu.

Çakmak tanımı, anlamı:

Kıvılcım : Güneş yüzeyinde düzensiz aralıklarla görülen parlama. Yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası, alev, çakım, çakın, çıngı, şerare. Harekete geçiren etken. Demir, taş vb. maddelerin güçlü çarpışmasından sıçrayan ateş durumundaki parçacıkları.

Çelik : Gemilerde, üzerine halat veya ip geçirip tutturmaya yarayan, ağaç veya metalden yapılmış kısa değnek. Çocukların çelik çomak oyununda ucuna çomakla vurarak havaya kaldırdıkları iki tarafı sivri, kısa değnek. Bir ağacı aşılamak amacıyla hazırlanmış dal. Su verilerek çok sert ve esnek bir duruma getirilebilen, birleşiminde az miktarda karbon bulunan demir ve karbon alaşımı, polat. Kök salması için yere dikilen dal. Kısa kesilmiş dal. Bu alaşımdan yapılmış. Zayıf fakat güçlü (vücut).

Madde : Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Duyularla algılanabilen nesne. Para, mal vb. ile ilgili şey. Bir cismi oluşturan öge, öz. Molekül. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm.

Alet : Bir sanatı yapmaya, uygulamaya yarayan özel araç. Maşa. Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için özel olarak yapılmış nesne. Bir makineyi oluşturan ve işlemesine yardım eden parçalardan her biri.

Tüfek : Savaş veya avda kullanılan, uzun namlulu ateşli silah.

Deri : Pazar veya panayır kurulan gün, dernek. İnsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy, kıl veya pulla kaplı tabaka, cilt, ten. Bu tabakadan yapılmış. İşlenerek kullanılır duruma getirilmiş hayvan postu. Toplantı, düğün.

Vurmak : Tavla oyununda pulu kırmak. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Takmak, koymak, bağlamak. Çarpma işlemini yapmak. Bağlama, ilişkilendirmek. Hızla çarpmak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Dokunmak, hasta etmek. Manevi olarak yaralamak. Duyulmak, hissedilmek. Uygulamak, basmak, koymak. Sürmek. Hızla değmek, çarpmak. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Olduğundan başka biçimde görünmek. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Silahla yaralamak, öldürmek. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Desteklemek, dayamak. Çıkmak. Kadeh tokuşturmak. Olumsuz yönde etkilemek. İçki içmek. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek.

Çakmak çakmak : Ateş etmek. Parlar durumda, alev alev.

Çakmak taşı : Düvenlerin altına çakılan küçük ve kesici taş. Demir veya çeliğe sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir kuvars türü.

Çakaralmaz : İşe yaramayacak durumda olan, bozuk. Kalitesiz. Basit, ilkel tabanca. Basit, ilkel çakmak.

Çakma : Taklit olan, sahte. Bu işte kullanılan kuyumcu kalıbı. Deri hastalığı, yara, çıban. Çakmak işi. Vurulup çakılarak yapılmış kuyumcu işi.

Çakmakçı : Çakmak yapan veya satan kimse. Tüfek ve tabanca çakmaklarını yapan ve onaran kimse.

Çakmakçılık : Çakmakçının yaptığı iş.

Çakmaklaşma : Çakmaklaşmak durumu.

Çakmaklaşmak : Göz çakmak çakmak olmak, kızarmak ve iyice açılmak.

Çakmaklı : Çakmak taşı ve zemberekle ateş alan bir tüfek türü.

Çakmaklık : İçine çakmak konulan koruyucu malzeme. Çakmakta kullanılacak olan.

Çakmaksız : Kibrit. Eski, kullanılmaz tabanca veya tüfek. Çakmağı olmayan.

Beyninde şimşekler çakmak : Çok üzülmek, sarsılmak. zihninde birden bir düşünce doğmak.

Dünyaya kazık çakmak : Çok uzun ömürlü olmak, çok yaşamak.

Gözleri çakmak çakmak : Ateşli hastalık veya öfkeden gözleri kızarmış ve parlamış (olmak).

Gözlerinde şimşek çakmak : Aşırı parlamak.

Gözünde şimşek çakmak : Çok üzücü bir sebeple sarsılmak. çok sevindiğini belli etmek. çok kızmak, öfkelenmek. sert ve şiddetli darbe yüzünden göz önünde yıldızlar oluşmak.

Hulus çakmak : Dalkavukluk etmek, yaranmaya çalışmak.

Kafasında şimşek çakmak : Beyninde şimşek çakmak.

Kibrit çakmak : Kibriti yakmak için bir yere sürtmek.

Laf çakmak : Üstü kapalı bir biçimde karşısındakine bir şeyler ima etmek.

Merhaba çakmak : Selamlamak.

Nal çakmak : Nallamak.

Pata çakmak : Askerce selam vermek.

Selam çakmak : Selam vermek.

Şimşek çakmak : Şimşek oluşmak.

Sınıfta çakmak : Sınıfta kalmak.

Söz çakmak : Laf çakmak.

Parça : Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Tane. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Nesne. Güzel, alımlı kız veya kadın. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Pasaj. Müzik eseri. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz.

Plastik : Isı ve basınç etkisiyle biçim verilen, organik veya sentetik olarak yapılmış olan madde. Bu maddeden yapılan.

Benzin : Petrolün damıtılması ile elde edilen, özgül ağırlığı yaklaşık 0,65 olan, renksiz, uçucu, kendine özgü kokusu bulunan bir sıvı. Benzen. Bir organik yağ çözücü türü.

Dolu : Çok olan (iş, uğraş, olay vb.). Bir yerde sayıca çok. İçki doldurulmuş bardak. Tornacılıkta delik açılmamış (gereç). Boş yeri olmayan, her yeri tutulmuş olan. İçinde atılacak mermisi bulunan (top, tüfek vb. ateşli silahlar). Bir duygunun güçlü etkisinde olan. Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü. Boş vakti olmayan, meşgul. İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, pür, boş karşıtı.

Tutuşturma : Tutuşturmak işi.

Tabanca : Kısa, hafif, cepte veya belde taşınan ateşli silah. Boyacılıkta kullanılan, basınçlı hava yardımıyla boya püskürtmeye yarayan araç.

Tetik : Dikkat ve özen gerektiren, nazik. Çabuk davranan, çevik, dikkatli, uyanık. Ateşli silahlarda ateşlemeyi sağlamak için çekilen küçük parça.

Kibrit : Bir ucu sürtünme sonucu yanabilecek birleşimde olan küçük tahta veya karton parçası. Kükürt. İçinde bu parçaları bulunduran küçük kutu.

Yerleştirmek : Tokat, şamar vurmak. Söz veya cevabı tam sırasında söylemek. Yerine koymak. Yerleşmesini sağlamak.

Çivi : Kalkan balığının üzerindeki düğmeye benzer kemiksi oluşum. İki şeyi birbirine tutturmak, bir nesneyi bir yere sabitlemek için çakılan, ucu sivri, başlı, metal veya ağaçtan yapılmış ufak çubuk, mıh.

İle : Bazı soyut adlara getirildiğinde "... olarak, ... bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz. Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz. Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz.

Tutturmak : Takip etmek. Tutmasını sağlamak. Çivi, toplu iğne, çengelli iğne vb. ile iliştirmek, bağlamak. Bir işe başlayıp sürdürmek, bir şeyi yapmakta olmak. Aklına koyup direnmek, ısrar etmek. Hedefe vardırmak, değdirmek, isabet ettirmek.

Kazık : Yapıların temelinde kullanılan, toprağa çakılan veya toprak içine giren tahta, maden veya betonarmeden silindir, prizma vb. biçimindeki uzun parça. Aldatma. Direk, sopa. Kazığa oturtarak uygulanan öldürme cezası. Çok zor (soru, sınav vb.). Toprağa çakılmak için hazırlanmış, ucu sivri demir veya ağaç. İnsanı üzerine oturtarak öldürdükleri, yere dik çakılmış sivri uçlu odun veya şiş. Genellikle yağlı güreşte, güreşçinin, elini hasmının kispeti içine sokarak yaptığı oyun.

Hayvan : At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz.

Bağlamak : Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Düğümlemek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Denk yapmak, paket yapmak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Uyulması zorunlu olmak. Anlaşma yapmak. Geçişi engellemek. Gönlünü kazanmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak.

Parıldamak : Gelişmek, yükselmek. Işık saçmak, parlamak.

Işık : Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma. Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç. Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.

Vermek : Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Satmak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Ondan bilmek, atfetmek. Bırakmak veya bağışlamak. Yaymak. Ayırmak, harcamak. Dayamak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Kazandırmak, katmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Sahip olmasını sağlamak. Tespit etmek. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Doğurmak. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Ödemek.

Saplamak : Hızla batırmak.

Sezinlemek : Sezer gibi olmak, sezmek.

Anlamak : Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek. Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek. Bir şey hakkında bilgisi bulunmak. Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak. Doğru ve yerinde bulmak. Yarar sağlamak. Sorup öğrenmek.

Varmak : Kadın, evlenmek. Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak, vasıl olmak. Bir şeyi iyice anlamak veya duymak. Hoş olmayan bir sona ermek. Bir durumdan başka duruma geçmek. Belli bir duruma veya düzeye gelmek. Acımadan, çekinmeden yapmak.

İçki : Bu içeceği içme işi. İçinde alkol bulunan içecek.

İçmek : Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek. Bir sıvıyı ağza alıp yutmak. İçki kullanmak. Bir şey, bir sıvıyı içine çekmek, emmek.

Bilmek : Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak. İşine gelmek, uygun bulmak. Saymak. Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek. Tanımak, hatırlamak. İnanmak. -a / -e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Sanmak, varsaymak, farz etmek. Sorumlu tutmak. Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak.

Başarısız : Başarı göstermeyerek. Başarı göstermeyen, muvaffakiyetsiz. Muvaffakiyetsiz.

Olmak : Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Geçmek, tamamlanmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Yetişmek, olgunlaşmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Sarhoş olmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Yitirmek, elinden kaçırmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Sürdürmek, yürütmek. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Uymak, tam gelmek. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Bulunmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Yol açmak.

Çakmak çakmak : Parlar durumda, alev alev. İlgili cümle: "“Hep çakmak çakmak yanan açık ela gözlerinde öfke aşikârdı.”" T. Buğra.

Çakmak getmek : Çekip gitmek // kilic çakmak: kılıçla karşı durmak, kılıç çekmek

Çakmak hattı : (II. Dünya Savaşı)

Çakmak yeli : Doğu ile poyraz arasından esen rüzgâr.

Çakmakçılar : Rize şehri, Derepazarı ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çakmakdüzü : Sivas ili, Danişment nahiyesine bağlı bir yer.

Çakmakkaya : Elâzığ ilinde, Alacakaya ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Çakmakköy : Edirne ili, Uzunköprü belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Van şehri, Saray belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Çakmaklama : Çakmaklamak işi.

Çakmaklamak : Düvenin altına sert taş veya keskin demir parçaları çakmak.

Diğer dillerde Çakmak anlamı nedir?

İngilizce'de Çakmak ne demek? : n. lighter, device for lighting cigarettes, gaslighter

v. carry, drive in, drive, hammer, stick, understand, be aware of, beetle, cotton on to, flash, flunk, ground, land, pitch, ram, root, rumble, strike, tack, tack down, twig

Fransızca'da Çakmak : percuter, cogner, ficher; mordre à; briquet [la], fusil [le]

Almanca'da Çakmak : n. Kiesel, Kieselstein, Feuerstein, Flint, Feuerzeug, Zünder, Zündstück, Pickelausschlag, Mitesserausschlag

v. aufzucken, festmachen, kombinieren, schlagen

Rusça'da Çakmak : n. огниво (N), зажигалка (F), запал (M)

v. вколачивать, заколачивать, вбивать, забивать, загонять, влеплять, вкапывать, прибивать, подбивать, набивать, чиркать, подсовывать, всучивать, смекать, раскусывать, срезаться, вколотить, заколотить, забить, загнать, влепить, вкопать, прибить