Çakaralmaz nedir, Çakaralmaz ne demek

  • Basit, ilkel çakmak.
  • Kalitesiz.
  • Basit, ilkel tabanca
  • İşe yaramayacak durumda olan, bozuk.

"Çakaralmaz" ile ilgili cümle

  • "Nasıl oldu bilmem eğilip yakarken çakaralmaz çakmak kıvılcım çıkardı." - B. Felek

Çakaralmaz anlamı, tanımı:

Çakar : Genişliği on, uzunluğu yaklaşık iki yüz elli kulaç olan balık ağı. Denizde, açığa veya kıyılara yerleştirilen, düzenli aralıklarla ve sürekli belirli aralıklarla yanıp sönen küçük fener, şimşekli fener.

Basit : Her zaman rastlanan, özelliği olmayan, olağan. Süssüz, gösterişsiz. Kolay. Bilgi ve görgüsü sınırlı olan, bayağı, görgüsüz. Yapılması veya anlaşılması kolay olan, karışık olmayan, bayağı.

İlkel : Eğitimsiz, kültürsüz, görgüsüz. Özellikle XIV-XV. yüzyıllarda İtalyan ressamlarına, Orta Çağ sonlarında Avrupa ressamlarına verilen ad. Sanatta yalın bir nitelik gösteren, yapmacıksız olan, primitif. Zaman bakımından en eski olan, iptidai, primitif. İlk durumunda kalmış olan, gelişmesinin başında bulunan, iptidai, primitif. Basit, karmaşık olmayan.

Çakmak : Sezinlemek, anlamak, farkına varmak. Vurmak. Vurarak sokup yerleştirmek. Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası. Kazık çakıp hayvan bağlamak. Parıldamak, ışık vermek. Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni. İçki içmek. Bir şeyi başka bir şeye sürtmek, vurmak veya çarpmak. Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti. Sınavda başarısız olmak. Saplamak. Çivi ile tutturmak. Kabul etmeyeceği bir şeyi kurnazlıkla kabul etmesini sağlamak. Anlamak, bilmek. Kuruduğunda kalın kabuk bağlayan kabarcıklarla beliren ve genellikle yüzde çıkan bir deri hastalığı.

 

Tabanca : Boyacılıkta kullanılan, basınçlı hava yardımıyla boya püskürtmeye yarayan araç. Kısa, hafif, cepte veya belde taşınan ateşli silah.

Kalitesiz : Niteliksiz.

Yarama : Yaramak işi.

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Bozuk : Kötümser, gergin, huzursuz, karışık. Bozulmuş olan. Kızgın, sıkıntılı. Türk halk müziğinde, bağlamadan biraz büyük ve meydan sazından küçük dokuz telli bir saz. Madenî para, bozuk para. Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ).