Ense nedir, Ense ne demek

Ense; bir anatomi terimidir.

"Ense" ile ilgili cümle

  • "Saydığın üç iskelenin ensesindeki İsmail Ağa'nın dükkânı, en emin emanetçi idi." - S. M. Alus
  • "Kendine geldiğinde ensesinde müthiş bir ağrı vardı." - A. Kulin

Yerel Türkçe anlamı:

Makat, kıç.

Yarı yanmış odun

Koyunlarda kuyruk.

Diğer sözlük anlamları:

Arka.

Bilimsel terim anlamı:

Boynun arka yüzü.

İngilizce'de Ense ne demek? Ense ingilizcesi nedir?:

neck

Fransızca'da Ense ne demek?:

nuque, cervix

Ense hakkında bilgiler

Ense, boynun arkası. Omurganın arkasında yer alan ensenin tümü kaslardan meydana gelmektedir.

Geleneksel Japon kültüründe ense (Japoncada unaji 項 olarak geçer), yüz ve eller dışında kadın kıyafetleri tarafından örtünmeyen sayılı yerlerden biriydi. Japon erkekleri için kadınların boyun arkası güçlü bir cazibe yeridir.

Türkçede "ense" kelimesi mecaz anlam kazanarak "ense kulak yerinde olmak, ense yapmak, ensesinde boza pişirmek, ensesine binmek, enseyi karartmak, ensesi kalın" gibi deyimlerde kullanılmaktadır.

Enseye bazen piercing takılmaktadır.

Ense ile ilgili Cümleler

  • Tom'un ense sertliği var.
  • Hiç enselenmedim.
  • Ensest, neredeyse tüm kültürlerde bir tabudur.
  • Ensemde de gözüm olduğunu fark etmedin mi?
  • Benim kötü bir sert ensem var.
  • Enselenmektense hapishanede altı ay geçirmeyi tercih ederim.
 

Ense anlamı, tanımı:

Ense kulak yerinde olmak : Kelli felli olmak. iri yarı olmak.

Ense yapmak : Hiçbir iş yapmadan yan gelip yatmak.

Ensesinde boza pişirmek : Birini bir işi yapıp bitirmesi için sürekli sıkıştırmak. birini çok üzmek, tedirgin etmek. ısıtmak, kızgın duruma getirmek.

Ensesine binmek : Birine bir işi yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak.

Ensesine yapışmak : Yakalayıp sıkıştırmak.

Enseyi karartmak : Ümitsizliğe kapılmak, karamsarlığa düşmek.

Ense çukuru : Ensede boyun hizasında bulunan çukurluk.

Ense kökü : Ensenin gövde ile birleştiği yer.

Ensesi kalın : Varlıklı, zengin. Güçlü, istediğini yapabilen, sözü geçer (kimse).

Elense : Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmaya dayalı bir oyun.

Enseleme : Enselemek işi.

Enselemek : Kaçan veya saklanan birini yakalamak.

Enselenme : Enselenmek işi.

Enselenmek : Yakalanmak, ele geçirilmek.

Ensesi kalınlık : Ensesi kalın olma durumu.

Ensest : Aile içi yasak ilişki.

Ağzı eğri gözü şaşı ensesinden belli olur : "bir insanda bulunan eksiklikler, onun tutum ve davranışlarından belli olur" anlamında kullanılan bir söz.

Dili ensesinden çekilsin : Bıktıracak kadar çok konuşan veya kötü sözler söyleyenler için kullanılan bir ilenme sözü.

Ölümün soluğunu ensesinde duymak : Her an öleceğini beklemek, ölüm korkusu ile dolu olmak.

Yürü ense tıraşını göreyim : Görüştüğü kimseye gitmesini söylemek veya görüşmeyi kısa kesmek için kullanılan bir söz.

Omurga : Bir şeyin varlığı ile ilgili en önemli bölümü, temel, belkemiği, esas. Sırt boyunca uzanarak vücuda destek sağlayan, kemikten, kıkırdaktan veya her ikisinden oluşan, içinde omuriliği barındıran kemik yapı. Gemi kaburgasının aşağı taraftan bağlı bulunduğu boy ekseni doğrultusunda boydan boya geçen ana yapı ögesi.

 

Meydan : Bulunulan yer ve çevresi, ortalık. Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri. Mevlevi tekkelerinde ayin yapılmış olan yer. Alan, saha. Fırsat, imkân veya vakit.

Gelme : Yetişme. Gelmek işi. Gelmiş olan. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

Geleneksel : Geleneğe dayanan, gelenekle ilgili olan, ananevi, tradisyonel.

Japon : Japonya'ya özgü olan. Japonya halkından veya bu halkın soyundan olan kimse.

Kültür : Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü. Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi. Bireyin kazandığı bilgi. Tarım. Uygun biyolojik şartlarda bir mikrop türünü üretme. Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin.

Kadın : Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan. Bayan. Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen. Hizmetçi bayan.

Art : Arka, geri. Bir şeyin öbür yüzü. Arkada bulunan.

Arka : İnsanın vücudu, bedeni. Geri kalan bölüm. Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi. Arkada olan, arkada bulunan. Geçmiş, geride kalmış zaman. Kayıran, destekleyen. Otururken sırtın dayandığı yer. Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı, ön karşıtı. Art, peş.

Ense ak zarı : Fascia cervicalis'in devamı olan ve ense kaslarını örten ak zar, fasya nuke.

Ense bağı : Başı omurgaya bağlayan sarı renkli elastiki bağ, ligamentum nuke.

Ense bağlama : Yağlı güreşte her iki güreşçinin birbirlerinin ensesinden tutup yapılacak oyunu beklemeleri.

Ensece : Arkadan.

Ensecil :

Ensede tutuş : Kolların, dirseklerden bükülü olarak ensede parmak uçlarını karşı karşıya getirerek tutulduğu durum.

Ensefal : Kafatası içindeki beyin ve yardımcı organların oluşturduğu yapı.

Ensefalikus : Beyne ait, beyinle ilgili olan

Ensefalit : Ensefaldeki iltihaplı hastalıklardan irinsiz olanlara verilen genel ad.

Ensefalitis : Beyin yangısı.

Diğer dillerde Ense anlamı nedir?

İngilizce'de Ense ne demek? : [Ense] n. back of the neck, nape, back of the head, the nape of the neck, scruff, scruff of the neck

Fransızca'da Ense : nuque [la], chignon [le]

Almanca'da Ense : n. Genick, Nacken

Rusça'da Ense : n. затылок (M), холка (F), зад (M)