Eski nedir, Eski ne demek

Eski; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan, yeni karşıtı.
  • Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığı durumlarda kullanılan bir söz.
  • Herhangi bir meslekte uzun süreden beri çalışmış olan.
  • Mesleğinde uzmanlaşmış, deneyimi olan
  • Önceki, sabık.
  • Geçerli olmayan.
  • Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey.

"Eski" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Mebus eskisi. Müdür eskisi."
  • "Eski öğretmen."
  • "Ey benim eski duygularım, eski düşüncelerim. Neden böyle uzaksınız benden?" - N. Ataç
  • "Bu durumun eski sevgilinin onurunu kırması doğal." - A. Kutlu
  • "Ben babamın eskilerinden uydurma şeylerle giyiniyordum." - H. Z. Uşaklıgil

Yerel Türkçe anlamı:

Çaput, bez parçası.

Giysi, giyecek.

Kene.

İşte giyilen frenk gömleği.

Eskimiş // eski yengi: eski veya yeni

Tavuk biti.

Çamaşır.

Kadınların manto yerine giydikleri uzunca bir giysi.

Kenelerin yaptığı bir çeşit koyun, keçi ve davar hastalığı, propilozmos.

İşe yaramayan bez parçası

Kadim.

Çocukların ara bezi.

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: bayat]

Gramer anlamı:

Eskiye ait, eski devirden kalma arkaik, kalıntı.

Tarih'teki anlamı:

 

Bir görevde uzun süre çalışmış olan kimse.

İngilizce'de Eski ne demek? Eski ingilizcesi nedir?:

archaic

Osmanlıca Eski ne demek? Eski Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

kıdemli

Eski anlamı, kısaca tanımı:

Eski kimliğine bürünmek : Önceki düşüncelerine dönmek.

Eski ağza yeni taam : Turfanda bir şey yenilirken söylenen söz.

Eski çamlar bardak oldu : "devir değişti, eski tutumların değeri kalmadı" anlamında kullanılan bir söz.

Eski defterleri yoklamak : Bir yarar umarak veya başka bir amaçla eski olayları yeniden ele almak.

Eski defterleri kapatmak : Eski olayları yeniden ele almamak.

Eski düşman dost olmaz : "birçok nedenin birbirini izlemesiyle sürüp gelmiş olan eski düşmanlık, dostluğa dönüştürülemez" anlamında kullanılan bir söz.

Eskisini aratmamak : Yenisi eskisinin yerini doldurabilmek, yokluğunu sezdirmemek.

Eski hamam eski tas : "hiçbir şeyi değişmemiş, eski durumunda kalmış" anlamında kullanılan bir söz.

Eski hayratı da berbat etmek : Bir işi daha iyi bir duruma sokmaya çalışırken büsbütün bozmak.

Eski köye yeni adet getirmek : Alışılmamış, yadırganan bir yeniliği yapmaya kalkışmak.

Eski kulağı kesiklerden olmak : Görmüş geçirmiş, çok deneyimli olmak.

Eskisi kadar : Eskiden olduğu gibi, eskiden olduğu biçimde.

 

Eskiye rağbet olsaydı bitpazarına nur yağardı : "her şeyin yenisi sevilir" anlamında kullanılan bir söz.

Eskisi olmayanın yenisi olmaz : "yeni bir şey edinildiğinde eskisi hemen elden çıkarılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Eski çağ : Eski zamanlarda başlayıp yazının bulunuşuna kadar geçen süre.

Eski dünya : Avrupa, Asya ve Afrika'ya topluca verilen ad.

Eski eserler : Eski toplulukların bilim, edebiyat, din ve güzel sanatına ilişkin her türlü ürünü veya kalıntısı, asarıatika.

Eski göz ağrısı : Eski sevgili.

Eski kafalı : Günün düşünce ve yaşayışına ayak uyduramayan (kimse).

Eski kurt : Bir işin hileli yanlarını bilen ve kolay aldatılamayan (kimse). Mesleğinde uzmanlaşmış olan (kimse).

Eski püskü : Çok eski, iyice eski.

Eski toprak : Yaşlandığı hâlde dinç olan kimse.

Eski tüfek : Herhangi bir işte eski ve deneyimli olan kimse.

Eski yazı : Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra kullanmaya başladığı ve 1928 yılında Latin alfabesine dayalı yeni Türk harflerinin kabulüne kadar geçen dönemde benimsenmiş olan, Arap alfabesine dayalı yazı sistemi.

Başeski : En kıdemli kimse. Yeniçeri bölüklerinde erlerin en kıdemlisi. Yeniçeri bölüklerinin en kıdemsiz subayı.

Eski dost düşman olmaz yenisinden vefa gelmez : "aralarında ufak tefek dargınlıklar olsa bile eski dostlar birbirlerine düşman olmazlar, yeni kazanılan dostlarla arada henüz sıkı bir bağ oluşmadığı için bu durum söz konusu değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Eski kafalılık : Eski kafalı olma durumu.

Eskice : Biraz eski, çok yeni olmayan.

Eskici : Her türlü eski eşya alım satımıyla uğraşan kimse. Eskimiş ayakkabıları onaran kimse.

Eskicilik : Eskicinin yaptığı iş.

Eskiden : Geçmiş zamanlarda, geçmiş çağlarda, geçmişte, mukaddema.

Eskil : Aksaray iline bağlı ilçelerden biri.

Eskileşme : Eskileşmek işi.

Eskileşmek : Eskimek.

Eskilik : Eski olma durumu, antikite.

Eskime : Eskimek işi.

Eskimek : Eski duruma gelmek. Yaşlanmak. Gözden düşmek, değeri kalmamak. Yıpranmak.

Eskimo : Kuzey Kutbu'nda yaşayan toplulukların adı. Bu topluluktan olan kimse.

Eskimoca : Eskimo dili. Bu dille yazılmış olan.

Eskimsi : Eskiyi andıran, eskiye benzeyen, eski gibi.

Eskipazar : Karabük iline bağlı ilçelerden biri.

Eskişehir : Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Eskişehir taşı : Lüle taşı.

Eskitilme : Eskitilmek işi.

Eskitilmek : Eskitme işi yapılmak, eski duruma getirilmek.

Eskitme : Eskitmek işi.

Eskitmek : Çok kullanarak eskimiş duruma getirmek, yıpratmak. Yaşlandırmak. Etkisini sürdürememek, yıpratmak.

Eskiz : Mimari eserler ve resim için çizimlerle yapılmış olan ön çalışma, taslak.

Bir gömlek fazla eskitmiş olmak : Birinden daha yaşlı ve daha görmüş geçirmiş olmak.

Dokuz yorgan eskitmek : Çok uzun yaşamak.

Gömlek eskitmek : Deneyim kazanmış olmak.

Her şeyin yenisi dostun eskisi : "dostluk eskidikçe güç ve değer kazanır" anlamında kullanılan bir söz.

Kafa eskitmek : Zihni yoran sorunlarla sürekli uğraşmak.

Kuru gayret çarık eskitir : "bir iş rastgele bir çabayla değil amaca doğru planlı bir biçimde yürümekle başarılır" anlamında kullanılan bir söz.

Pabuç eskitmek : Bir iş için bir yere çok gidip gelmek, işi takip etmek.

Beri : Bu uzaklıkta bulunan. Konuşanın önündeki iki uzaklıktan kendisine daha yakın olanı. -den bu yana.

Zaman : Çağ, mevsim. Dönem, devir. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Belirlenmiş olan an. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram.

Geçmiş : Zaman bakımından geride kalmış, esbak. Bugüne göre geride kalmış olan zaman, mazi. Arkada kalan hayat. Çürümeye yüz tutmuş. Geçme işini yapmış. Birinin ölmüş ana, baba ve yakınları.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Önceki : Önce olan, evvelki, mukaddem, sabık.

Sabık : Geçen, önceki, eski.

Meslek : Dizge. Belli bir eğitim ile kazanılan sistemli bilgi ve becerilere dayalı, insanlara yararlı mal üretmek, hizmet vermek ve karşılığında para kazanmak için yapılan, kuralları belirlenmiş iş. Öğreti. Çığır, okul, ekol. Uğraş.

Geçerli : Yürürlükte olan, uygulanan, meri, muteber. Beğenilen, tutulan.

Eski antik komedya : İÖ 486 da ortaya çıkan eski komedya Diyonizos adına düzenlenen şenliklerde filizlenmiştir. Eski komedyanın kaynağı, ocak ayındaki Lenaya Şenliği'ndeki fallik ezgilerdir. En belirgin Özelliği karikatür kişiler ve grotesk giysilerle taşlamayı getirmesidir. Eski komedyanın en büyük yazarı Aristofanes'tir.

Eski, arkaik : Azerbaycan Türkçesi: arxaik; Türkmen Türkçesi: könelişen ~ arhaik; Gagauz Türkçesi: evelki ~arhaik ~ arhaizma ~ *eski; Özbek Türkçesi: eskirgan ~ arxaik; Uygur Türkçesi: koniriğan; Tatar Türkçesi: iskergän ~ arxaik ~ iske; Başkurt Türkçesi: işkergän ~ arxaik; Kmk: esgilengen ~ esgi;Krç.-Malk.: eskirgen ~ burunu (söz) ~ arhaizm; Nogay Türkçesi: eskî ~ burıngı ~eskîrgen ~ arhaizm; Kazak Türkçesi: köne ~ könergen; Kırgız Türkçesi: eski ~ arhaikalık; Alt::eski sös ~ arhaizm; Hakas Türkçesi: irgîlen pargan ~ arhaiçnay; Tuva Türkçesi: e'rgi, e'rgijireen;Şor Türkçesi: purungı; Rusça: ustarevşiy ~ arhaiçnıy

Eski biçim sözcük : (Derleme.. kalıntı kelime, arkaik kelime) Çağdaş dil kurallarına aykırı olarak eski biçimini koruyan sözcük: Kaygu, haşmetlu, idük vb.

Eski defterleri yoklamak : bir yarar umarak veya başka bir amaçla eski olayları yeniden ele almak.

Eski dost düşman olmaz, yenisinden vefa gelmez : “aralarında ufak tefek dargınlıklar olsa bile eski dostlar birbirlerine düşman olmazlar, yeni kazanılan dostlarla arada henüz sıkı bir bağ oluşmadığı için bu durum söz konusu değildir” anlamında kullanılan bir söz.

Eski duruma getirme : Yöntemi belirten yasanın ya da yargıcın önceden belli ettiği bir süreye, zorlayıcı nedenler dolayısıyle uyulamaması ve bu yüzden bu sürenin kaçırılarak bir hakkın yitirilmesi karşısında, bu hakkın geriye alınması ya da yeniden tanınması.

Eski dünya maymunugiller : Memeliler (Mammalia) sınıfının, maymunlar (Primates) takımının, insansılar (Anthropoidea) alt takımından, uzun kuyruklu ve tabanlarına basarak yürüyen, sürüler yapan ve yaşlı bir erkek sürüye önderlik eden, bitki ya da kuşlarla beslenen bir familya. Al yanaklı maymun (Macaca mullata), jelada (Theropithecus gelada), Java makakı (M.fascicularis), yeşil maymun (Cercopithecus callitrichus), şebek (Papio porcarius) en iyi bilinen türleridir. Uzun kuyruklu maymungiller.

Eski eser kopyacılığı : Eski klasik eserleri kölecesine kopya etmekten ibaret sanat.

Eski hisse senedi : Şirketlerin yeni hisse senetlerinden önce çıkardığı ve borsa dizininindeki isminin yanında “E” harfi bulunan hisse senedi.

Eski ingiliz çoban köpeği : İngiltere’den köken alan, orijini hakkında değişik teoriler bulunan, başarılı bir koyun çobanı ve soğuk havalara iyi uyum sağladığı için ren geyiği gütmek için kullanılmış, vücudu büyük ve kare şeklinde, tüy yapısı kabarık, gövdesi kaslı ve dengeli, bir ırk özelliği olarak sırt düzeyi omuzdan geriye doğru yükselen eğime sahip, ya doğuştan kuyruksuz veya kuyruğu tamamen kesilen, kürkü uzun ve çift katmanlı, rengi mavi, gri veya gri-mavi, bazen baskın renk üzerinde desenler görülebilen, ırk özelliği olarak yürüyüş şekli ayı yürüyüşünü andıran yuvarlanır tarzda, havlaması yüksek sesli ve çınlayan, nazik, sevecen, zeki, sadık ve koruyucu, çok güçlü gütme içgüdüsüne sahip olduğundan ailesini, özellikle küçük çocukları gütmeye çalışabilen, bekçi köpeği ve özellikle koyun gütme amaçlı çoban köpeği olarak yetiştirilen köpek ırkı, bobtail köpeği.

Eski ile ilgili Cümleler

  • Eski ahır çöktü.
  • Eski alışkanlıklar zor biter.
  • Bilakis, benim yeni işim eski işimden daha zor.
  • Eski alışkanlıkları kırmak zordur.
  • Eski Antlaşma'nın tamamını bir yılda okudu.
  • Bir İran kedisi hakkında eski bir hikaye var.
  • Eski araba hurda için alındı.
  • Eski ahır yandı.
  • Eski adres defterimde onun telefon numarasına rastladım.
  • Burak eski kütüphanesini iyileştirmek için yerel vakıflardan fon aldı.
  • Bu eski bir Kanada geleneğidir.
  • Burak Tuğba'nın eski aşkı.
  • O eski bir Kanada geleneğidir.
  • O eski bir Rus geleneği.

Diğer dillerde Eski anlamı nedir?

İngilizce'de Eski ne demek? : [GrimE] adj. old, ancient; early, former, earlier, ex, out of date, old-time, archaic, bygone, cut and dried, disused, erstwhile, immemorial, late, obsolete, olden, onetime, passe, past, previous, prior, quondam, sometime, of long standing, trite, vet, veteran

adv. of old

n. old timer

Fransızca'da Eski : ancien/ne, vieux (vieil)/vieille, antique, archaïque, caduc/uque, chronique, démodé/e, usé/e, détruit

Almanca'da Eski : adj. alt, althergebracht, altherkömmlich, altväterisch, antik, betagt, bisherig, damalig, ehemalig, einstig, firn, gebraucht, langjährig, museumsreif, vormalig

Rusça'da Eski : adj. старый, ветхий, прежний, бывший, давний, давнишний, былой, старинный, антикварный, древний