Evaporite türkçesi Evaporite nedir

  • Deniz suyunun buharlaşması ile oluşmuş tortul kaya (jeoloji).
  • Kimyasal tortul takımına giren ve sulu çözeltilerden çökeltme ile oluşmuş kayaç.
  • Evaporitler.
  • Tuz kayaçları.
  • Jeoloji alanında kullanılır.
  • Evaporit.

Evaporite ingilizcede ne demek, Evaporite nerede nasıl kullanılır?

Evaporitic : Deniz suyunun buharlaşmasından elde edilen.

Evaporimeter : Buharlaşmaölçer. Atmometre. Evaporimetre. Buharölçer. Buharlaşma ölçer.

Evaporable : Buharlaşıp uçabilir. Buharlaşabilir.

Evaporate : Uçup gitmek. Buğulaşmak. Buharlaştırmak. Uçurmak. Yok olmak. Kurutmak. Buharlaşmak. Uçmak.

Evaporated : Buharlaştırılmış. Kısmen suyu alınmış. Buharlaşmış. Buğulanmış. Buhar haline gelmiş. Buhar olup uçmuş. Tebahhur etmiş.

Evaporation confidental heat : Buharlaşma gizli ısısı. Bir maddenin kendi kaynama noktasında bir kilosunu kaynatmak için gereken ısı miktarı.

Evaporation : Tebahhur. Suyun veya diğer sıvı maddelerin gaz haline dönüşmesi, evaporasyon. Buharlaşma. Toprak yüzeyindeki suyun buharlaşması ve toprak üzerinde yetişen bitkilerin terlemesi (transpirasyon) ile su kaybı. evaporasyon, evatransporasyon. Sıcaklığın etkisiyle suyun sıvı durumdan buğu durumuna geçmesi. Buğu. Buğulaşma. Uçup gitme. Buhar. Evaporasyon.

Evaporation temperature : Suyun buharlaşırken çevresinden almış olduğu ısı. belirli bir miktardaki suyun buharlaşması için gerekli olan ısı. Buharlaşma ısısı. Buharlaşma sıcaklığı.

 

Evaporation point : Buharlaşma çekidi. Buharlaşma noktası.

Evaporates : Yok olmak. Buharlaştırmak. Uçmak. Buharlaşmak. Uçup gitmek. Buharlaşma.

İngilizce Evaporite Türkçe anlamı, Evaporite eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Evaporite ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

After shock : Artçı şok. Artçı sarsıntı. Artçı deprem (depremden sonra). İlk yeğin depremin ardından gelen ve genel olarak yavaş yavaş yeğnileşen sarsıntı. Art sarsıntı.

Algonkian : Bir prekambriyen sistemi. Kambriya dönemi katmanlarının altına gelen, içinde tanımlanamayan taşıl kırıntıları bulunan eski bir oluşuk. (kayaçları genel olarak arkeene oranla daha az başkalaşmıştır.). Alkongien. Kuzey amerika yerlileri tarafından konuşulan dil ailesi. Algonkiyen.

Acrozone : Belirli bir taşıl türünün, cinsinin ya da başka bir bölümleme biçiminin, bütün ucunu kapsayan ya da onu belirten katmanlı kayaçlar. Menzil zonu. Uç kuşağı.

Deposit : Koymak. Ödenmesi gerekecek gümrük vergisi ile girişte alınan başka vergiler karşılığında, onların tutarınca ya da ondan belli bir ölçüde artık paranın inanca olarak, ilgili işlemin bitimine dek, gümrüklerce alınması, a. bk. inanca. Depozito vermek. Gümrük vergileri karşılığı önödence alma. Depozit olarak vermek. Güvende tutmak veya faiz geliri elde etmek amacıyla banka veya benzeri kuruluşlara yatırılan para. krş. vadeli mevduat, vadesiz mevduat. Çökel (çükelti). Yumurtlamak. Emanet etmek. Bir mal veya hizmetin satışı sırasında taraflar arasında kesin sözleşme yapılmadan önce alıcının satıcıya satış bedelinden düşülmek üzere ödediği para.

 

Aggregats : Başlangıçta birbirinden ayrı minerallerin, herhangi bir nedenle bir araya gelerek birlikte büyüyüşler gösteren bir topluluk durumuna gelmeleri. Topluluk.

Sediment : Öğelerinin boyutları ne olursa olsun, karalar üzerindeki eğimsiz yerlerde, çanak biçimli çukurlarda, sığ deniz ve göl diplerinde yığılan özdekler. bk. tortu, tortulaşma. Deniz sularının ve içsuların diplerinde, kapalı çukurlarda ya da çatalağız ve koyak tabanlarında dışgüçlerin etkisiyle aşınıp taşınan her tür kırıntılardan oluşma yığıntı, bk. tortulaşma. Dip tortusu. Telve. Coğrafya, fizik, kimya, madencilik, veterinerlik alanlarında kullanılır. Çökelek. Suda çözünmeyen, asılı halde duran taş, toprak parçacıkları ve organik maddelerin su zemininde oluşturduğu yığın. Çökelti. Rüsup. Çökel.

Adventive cone : Bir yanardağın yamacında ve eteğinde, çoğunlukla bir yarık üstünde bulunan lav ya da tüf konisi. Parazitik koni. İlerleme hunisi. İlerleme konisi. Ek koni.

Advance of aglacier : Buzul ilerlemesi. Buzulun önden uzanması.

Abyss : Yerde bulunan, çok derin ve dipsiz kuyu. Dipsiz gibi görünen yer. Hufre. Olağanüstü derinlikte bir yerkabuğu yarığı. Abis. Boşluk. Tamu. Varta. Derinlik.

Alkali rocks : Alkali kayaçlar. Alkali kayaç. Öteki bileşenlere oranla, alkalilerin çokluğu gibi ayırt edici bir özellik gösteren ve genel olarak sodyumlu piroksen, sodyumlu amfibol ya da feldspatsıları kapsayan magmatik kayaçlar.

Evaporite synonyms : acid fumarole, hyrogenetic rock, agricultural geology, alcalic fumarole, abrasive power, adjacent rock, seawater, abysal environment, absolute age, saltwater, absolute chronology, brine.

Evaporite zıt anlamlı kelimeler, Evaporite kelime anlamı

Fresh water : Yumuşak su. Temiz su. Tatlı su. Taze su. Kaynak suyu. Tatlısu.