Falaka nedir, Falaka ne demek

Falaka; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Ceza olarak ayak tabanlarına vurmakta kullanılan, ayakları uygun bir durumda sıkıştırıp tutan, kalınca bir sopa ile bunun iki ucuna bağlı bir ipi olan cezalandırma aracı
  • Bu araçla uygulanan dayak cezası.
  • Bazı kaldıraçlarda kullanılan ucu iple bağlı ağaç parçası.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

At düverinde zincirle aygırı ata bağlamağa yarayan ağaç, ve demirden yapılmış bölüm. (Yurtbeyi *Çankaya -Ankara)

Çift süren hayvanın koşumlarını pulluğa bağlayan araç. Kemalpaşa -İzmir)

Arabayı atların çekme kayışlarına bağlamakta kullanılan tahta araç. (İlyaslı -Uşak; Ortayazı *Senirkent -Isparta; Sarıköy *Beyşehir -Konya; Yenikent, *Aksaray; *Bor -Niğde)

Falaka hakkında bilgiler

Falaka, insanların genellikle ayakları uzun bir sopa veya benzer bir şeye kıpırdamasına müsaade etmemek için bağlandıktan sonra sopa, jop veya benzer cisimler ile vurmak ile gerçekleşir. Falakaya yatırılan kişiye büyük acı verir ve şahısta iz kalmaması için ıslak zeminde sırtına birisi çıkartılarak yürümeye zorlanır ki bu ayaklarının şişmesini engelleyeceği için işkencenin fiziksel delilini ortadan kaldırılmasına yarar.

Falaka anlamı, kısaca tanımı:

 

Ayak : Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Vücudun belden aşağı bölümü. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Bacak. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri. Halk edebiyatında uyak. Göl ayağı. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Basamak.

Vurmak : Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Dokunmak, hasta etmek. Olduğundan başka biçimde görünmek. Manevi olarak yaralamak. İçki içmek. Olumsuz yönde etkilemek. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Hızla değmek, çarpmak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Takmak, koymak, bağlamak. Tavla oyununda pulu kırmak. Duyulmak, hissedilmek. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Desteklemek, dayamak. Silahla yaralamak, öldürmek. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Bağlama, ilişkilendirmek. Uygulamak, basmak, koymak. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. Kadeh tokuşturmak. Çıkmak. Çarpma işlemini yapmak. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Sürmek. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Hızla çarpmak.

 

Sopa : Kalın değnek. Dayak, kötek.

Falakaya çekmek : Falakaya bağlayarak dövmek.

Araba falakası : Çift atlı arabalarda, okun dibinde ve iki yanında bulunan, uçlarına koşum kayışları bağlanan ağaç bölüm.

Falakacı : Sadrazamın, İstanbul kadısının, yeniçeri ağasının veya sekbanbaşının denetlemeler sırasında yanında bulunan ve suçluyu falakaya yatıran görevli.

Falakalı : Falakası olan.

Falakasız : Falakası olmayan.

Ceza : Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım. Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım.

Uygun : Elverişli, yarar, müsait, muvafık. Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Orantılı, oranlı.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır.

Kalınca : Kalına yakın.

Cezalandırma : Cezalandırmak işi.

Aracı : İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği. Ara bulucu. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador.

Araç : Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Taşıt.

İnsan : Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı. Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.

Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.

Dayak : Bir insanı veya bir hayvanı dövme işi, sopa, patak, kötek. Evlerin kapısının açılmaması için kapının arkasına konulan kol, destek, sürgü. Bir şeyin yıkılmaması için dayanan ağaç, destek, payanda.

Falakaçarığı : Falakayı tutan demir. (*Bor -Niğde)

Falakan : Kuvvetli esen rüzgâr, fırtına.

Falakaya çekmek : falakaya bağlayarak dövmek.

Diğer dillerde Falaka anlamı nedir?

İngilizce'de Falaka ne demek? : [Falaka] n. bastinado

Fransızca'da Falaka : discipline [la]

Almanca'da Falaka : n. Bakel