Ceza nedir, Ceza ne demek

Ceza; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Ceza" ile ilgili cümleler

  • "Cezasını tamamlayana kadar tek kişilik bir koğuşta kalmış." - A. Ümit
  • "O, olası ihanetim için cezalardan ceza beğenirken, ben de elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyordum." - E. Şafak

Ceza hakkında bilgiler

Ceza, genel anlamıyla suç karşılığında uygulanan bir yaptırımdır. Ceza Arapça kökenli bir kelimedir. Anlamı, yapılmış olan kötü bir eylemin karşılığıdır.

Cezanın genellikle kabul edilen üç temel amacı vardır.

Cezalar kaynaklarına ve sürelerine göre aşağıdaki biçimlerde uygulanır.

Mahkemeler tarafından verilir. Hapis, Para veya Sosyal Hizmet şeklinde verilebilir.

Ceza ile ilgili Cümleler

  • Kundaklama cezai bir suçtur.
  • Ceza suça orantılı olmalı.
  • Ceza çok yüksek değil.
  • Ceza nakit olarak ödenmelidir.
  • Ceza ölümdür.
  • Ceza hukukunda bir otoritedir.
  • Ceza evine gitmeden önce yaptığım şeyi yapmak istiyorum.
  • Bu eylem Tom'un mahkumların geri kalanı için bir tehdit olduğu konusunda cezaevi müdürünü ikna etti.
  • 90'lı yıllarda; İrlanda, Macaristan, Romanya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, İsviçre ve Gürcistan'da ölüm cezası kaldırıldı.
  • Ali cezalandırılmak zorunda.
  • Ceza hukuku, ceza yasası olarak da bilinen, bir suç olarak sınıflandırılmış olan bir hareket için takibat gerektirir.
  • Ali neden cezalandırıldı?
  • O, polise para teklif etmek nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı.
  • Ali 2003 yılında cezaevinden serbest bırakıldı.
 

Ceza anlamı, kısaca tanımı:

Yaptırım : Yaptırma işi. Kanun, ahlak gibi kurumların buyruklarının yerine getirilmesini sağlama, müeyyide. Yasaya, kurala karşı yapılmış olan aykırı davranışlara verilen ceza.

Ceza almak : Cezalandırılmak.

Ceza çekmek : Manevi bakımdan işlenen suçun ağırlığını çekip sıkıntı ve üzüntü içinde kalmak. hapiste yatmak.

Ceza görmek : Kendisine ceza verilmek, cezalandırılmak.

Ceza kesmek : Görevli, para cezası yazmak.

Ceza vermek : Para cezası ödemek. cezalandirma cezalandırmak.

Ceza yazmak : Ceza kesmek.

Ceza yemek : Cezalandırılmak.

Cezasını bulmak : Hak ettiği kötü sona uğramak.

Cezasını çekmek : Hükmedilen cezayı bitirmek. yaptığı bir kusur veya tedbirsizliğin zararına uğramak.

Cezaya çarptırmak : Cezalandırmak.

Ceza alanı : Futbolda ve hentbolda bir oyuncunun bilerek yaptığı kural dışı davranışın penaltı ile cezalandırıldığı veya kalecinin topu elle tutmasına izin verildiği alan, penaltı alanı, ceza sahası, penaltı sahası, onsekiz.

Ceza atışı : Futbol ve hentbolda ceza alanı içinde yapılmış olan kural dışı bir hareket sebebiyle yalnız kalecinin koruduğu kaleye ortadan ve tam karşıdan yapılmış olan atış, penaltı. Futbol ve hentbolda ceza alanı dışında yapılmış olan kural dışı bir hareket sebebiyle yapılmış olan atış, ceza vuruşu.

 

Cezaevi : Hükümlülerin içinde tutuldukları yapı, hapishane, mahpushane, dam, kodes, mahbes.

Ceza hukuku : Suç kapsamı içine giren eylemler ile bunlara uygulanacak cezaları inceleyen hukuk dalı.

Ceza reisi : Ağır ceza mahkemesi başkanı.

Ceza sahası : Ceza alanı.

Ceza vuruşu : Ceza atışı.

Ağır ceza : Beş yıldan yukarı olan hapis cezaları.

Nakdi ceza : Para cezası.

Ağır ceza mahkemesi : İllerde ve bazı ilçelerde kurula, bir başkan ve iki üyeden oluşan, asliye ceza mahkemelerinin bir dalı olan mahkeme.

Ağır hapis cezası : Yirmi yıl veya ömür boyu hapis cezası.

Ağır para cezası : Bazı suçlara karşılık yasalarca belirlenmiş yüksek para cezası.

Beden cezası : İnsan vücudu üzerine uygulanan ceza.

Disiplin cezası : Disiplin suçlarından birini işleyen kimseye davranışlarının ağırlık derecesine göre verilen ceza.

Hafif hapis cezası : Ayrı hücreye kapatılmaksızın çektirilen hapis cezası.

İdam cezası : İdam.

Kınama cezası : Bir görevlinin iş yerindeki davranışının yasa ve tüzüğe aykırı olduğunu bildiren ceza.

Kürek cezası : Gemilerde kürek çekme yoluyla uygulanan ceza.

Ölüm cezası : İdam.

Para cezası : İşlenen bir suçun para karşılığının devlete ödenmesini öngören ceza.

Pranga cezası : Pranga ile cezalandırma.

Cezai : Ceza ile ilgili, cezaya ilişkin, cezaya dayanan.

Cezalandırılma : Cezalandırılmak işi.

Cezalandırılmak : Cezaya çarptırılmak, ceza verilmek, tecziye edilmek.

Cezalandırma : Cezalandırmak işi.

Cezalandırmak : Bir kimseye veya varlığa ceza vermek.

Cezalanma : Cezalanmak işi.

Cezalanmak : Cezaya çarpılmak.

Cezalı : Cezalandırılmış (kimse).

Cezasız : Cezaya çarptırılmamış, cezalandırılmamış.

Cezasızlık : Cezasız olma durumu.

Cezayir menekşesi : Zakkumgillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, kendine özgü mavi, açık mor renkli çiçekleri ve ortası çukur taç yaprakları olan bir bitki (Vinca).

Cezayirli : Cezayir halkından veya bu halkın soyundan olan kimse.

Akılsız başın cezasını ayaklar çeker : "bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır" anlamında kullanılan bir söz.

Asliye ceza mahkemesi : İlçelerde kurulan sulh ceza mahkemeleriyle ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışındaki davalara bakan, ceza yargılamasının asıl mahkemesi.

Dilinin cezasını çekmek : Ölçüsüz, düşüncesiz konuşma yüzünden zarar görmek.

Yarı açık cezaevi : Cezalarının bir kısmını tamamlamış, iyi hâlleri görülen tutukluların geri kalan sürelerini çiftçilik, el sanatları vb. işlerle geçirebilecekleri, dıştan korunmasız olmasına karşın, kaçmaya karşı engelleri olan cezaevi.

Uygunsuz : Uymayan, yakışık almayan, yaraşmayan, münasebetsiz, namünasip. Kötü davranışlarda bulunan, çirkin hareketleri olan.

Davranış : Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket. Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü. Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı.

Üzüntü : Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, teessür.

Sıkıntı : Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. Bulunmama durumu. Sorun, mesele, sendrom, problem. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet.

Verici : Çıkar gözetmeksizin her türlü yardımı yapan, esirgemeyen kimse. Veren, verme yanlısı olan kimse. Başkasına aktarılmak üzere kan, doku veya organ veren kimse, donör. Elektromanyetik dalgalar yardımıyla işaret, ses ve görüntü iletmeye yarayan cihazların genel adı.

İşlem : Madde üzerinde her türlü değişim yapma işi, muamele. Ham veya ara malları ve maddeleri fiziksel, kimyasal değişikliklerle daha uygun, kullanılır duruma getirme, muamele. Bir işi sonuçlandırmak için yapılmış olan iş veya uygulamaların hepsi, muamele, muamelat. Nakit veya menkul değerleri kullanarak alım satım, takas, borçlanma vb. piyasa hareketi. Sayıları karşı karşıya getirip belirli birtakım kurallara uygun olarak birbiri üzerine etkilendirme yöntemi. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol, prosedür.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Genel : Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Bir genelleme sonucunda elde edilen.

Ceza türesi : Bir ülkede, uygulanan ceza kuralları ile ceza düzeninin ne yolda uygulanacağını gösteren kuralların tümü.

Ceza usulü :

Ceza uygulaması : Bir kimsenin işlediği suçtan dolayı, kendisine ceza yasasında o suç için gösterilen cezanın olduğu gibi uygulanması.

Ceza yargılama yöntemi : Ceza türesinde suç olarak sayılan eylemler karşısında, kesin ve çıplak gerçeğin belirtilmesi için, devletçe düzenlenmiş bulunan kural ve yöntemlerin tümü.

Ceza yargılığı : Başkaca yetkili bir yargılık gösterilmemişse, genel ceza yasası yanında özel olarak ceza yargılarını gösteren yasalara göre, suçlulukları duruşma sonunda gerçekleşen kişilerin, cezalarını belirten yargı yeri.

Ceza yasası : Suç ve assuçları bunlara verilecek cezaları ve bu konudaki genel kuralları belirten yasa.

Cezaevi eğitimi : Cezaevinde yaşayan hükümlülere iyi birer yurttaş olmak için gerekli genel bilgileri kazandırmak, ceza sürelerinin bitiminde onların hem kişisel hem de iş ya da meslek yönünden topluma kolayca uymalarını sağlamak amacıyla düzenlenen etkinlikleri kapsayan eğitim.

Cezaevi okulu : Bir cezaevinin içinde örgütlenen ve o cezaevinde bulunan hükümlülerin eğitimiyle görevlendirilmiş olan okul.

Cezaevi öğretmeni : Belli bir programa göre cezaevindeki suçlulara ders vermek ve onları eğitmekle görevli öğretmen.

Cezai şart : sözleşme kıyını, sözleşme cezâsı (Konventionalstrafe, clause pénale).

Diğer dillerde Ceza anlamı nedir?

İngilizce'de Ceza ne demek? : [Ceza] adj. criminal, penal, punitive

n. punishment, penalty, fine, correction, forfeit, infliction, pain, recompense, retribution

Fransızca'da Ceza : punition [la], châtiment [le], peine [la], pénalité [la], sanction [la], pénalisation [la]

Almanca'da Ceza : n. Bestrafung, Strafe, Sühne

Rusça'da Ceza : n. наказание (N), взыскание (N), санкция (F), штраф (M), воздаяние (N), возмездие (N), кара (F)

adj. штрафной