Fiancee türkçesi Fiancee nedir

  • Nişanlı kız.
  • Sözlü.
  • Nişanlı.
  • Nişanlı (kız).
  • (kız) nişanlı.
  • Yavuklu (kız).

Fiancee ile ilgili cümleler

English: Ali has bought a necklace for his fiancée, Mary.
Turkish: Ali nişanlısı Mary için bir kolye satın aldı.

English: My fiancee arrived without notifying me beforehand, and I felt embarrassed.
Turkish: Nişanlım bana önceden bildirmeden geldi ve ben mahçup hissettim.

English: He can kiss his fiancée.
Turkish: O, nişanlısını öpebilir.

English: I owe you much more than you owe me, I said to him. I owe you the life of my fiancee, Mary.
Turkish: Ona senin bana borçlu olduğundan çok daha fazlasını ben sana borçluyum dedim. Sana nişanlımın hayatını borçluyum, Mary.

English: I'm Tom's fiancée.
Turkish: Ben Tom'un nişanlısıyım.

Fiancee ingilizcede ne demek, Fiancee nerede nasıl kullanılır?

I am with my fiancee : Nişanlım ile beraberim.

Fiancees : Sözlü. Nişanlı (kız). Nişanlı kız. Nişanlı. (kız) nişanlı. Yavuklu (kız).

I am with my fiance : Nişanlım ile beraberim.

Fiance : Nişanlı. Sözlü. (erkek) nişanlı. Nişanlı erkek. Yavuklu (erkek).

Fiances : Nişanlı erkek. Sözlü. Nişanlı. (erkek) nişanlı. Yavuklu (erkek).

Affianced : Nişanlanmış. Nişanlı.

Affiant : Yeminli beyanda bulunan kimse (yemin altında yapılan yazılı ifade). Yeminli ifade sahibi. Yeminli ifade veren kimse. Yeminli ifade veren. Yeminli beyan veren kimse.

 

Affiance : Nişanlamak. Ahdetmek. Güven. Nişanlanmak. Sözlenmek. Söz kesmek. Nişan. İnanç. Nişanlanma. Söz takmak.

Affiances : Nişanlamak. Nişanlanma. Söz takmak. Güven. Nişanlanmak. İnanç. Sözlenmek. Söz kesmek. Nişan. Ahdetmek.

Defiances : Karşı koyma. İsyankarlık. Karşı çıkma. Gözdağı. Meydan okuma. Başkaldırma. Nispet. Muhalefet. Saygısızlık.

İngilizce Fiancee Türkçe anlamı, Fiancee eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Fiancee ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

[#oral Oral test] : Sözlü yoklama. Sınav. Öğrencilerin, işlenen konular ya da üniteler çerçevesinde kazandıkları bilgi ve beceri yönünden durumlarını; düşünme ve kavrayış bakımından olgunluk derecelerini anlamak ve değerlendirmek amacıyla, soru-yanıt yönteminden yararlanarak yapılan küçük sınav.

Engaged : Birbirine geçmiş. Bağlanmış. Rezerve. Meşgul (telefon). Meşgul. Dolu. Bağlantılı. Tutulmuş. Bağlı.

Fiance : Nişanlı erkek. (erkek) nişanlı. Yavuklu (erkek).

Bride to be : Gelin adayı. Müstakbel gelin.

Intended : Tasarlanmış. Planlanmış. Kastedilen. Müstakbel. Kasıtlı. Yönelik. Birinin evleneceği kimse. Kasti. Planlanan.

Oral examination : Bir öğrencinin bilgi, yetenek ve beceri derecesini anlamak için soru-yanıt yönteminden yararlanılarak genellikle bir kurulca yapılan yoklama. Sözlü sınav.

Spoken : Konuşma. Konuşulan. Konuşan.

Parol : Şifahi. Yazılı olmayan.

Fiancee synonyms : fiancees, betrothed, orals, parols, oral, nuncupative, affianced, engaged to be married, unwritten, fiances, nuncupatory, in words.