Fores türkçesi Fores nedir

  • Önde olan.
  • Ön taraftaki.
  • Başta.
  • Ön.
  • Öndeki.
  • İlk.
  • Pruva.
  • Baş taraf.
  • Önde.
  • Başa doğru.

Fores ile ilgili cümleler

English: A forest fire broke out in this area.
Turkish: Bu alanda bir orman yangını patlak verdi.

English: A spark would be enough to burn a forest.
Turkish: Bir ormanı yakmak için bir kıvılcım yeterli olur.

English: A wily hunter, Christopher Columbus once donned a red riding hood and went into the forest. Without a doubt, he attracted the Big Bad Wolf, grabbed him, and dragged the screaming wolf back to his ship.
Turkish: Bir kurnaz avcı, Christopher Columbus bir zamanlar kırmızı bir başlık giydi ve ormana gitti. Şüphesiz, o büyük kötü kurdu cezbetti, onu yakaladı, ve bağıran kurdu gemisine geri götürdü.

English: African elephants are divided into two different species: savannah and forest elephants.
Turkish: Afrika filleri savana ve orman filleri olmak üzere iki farklı türe ayrılır.

English: A mountain fire broke out and burnt the forest.
Turkish: Bir dağ yangını başladı ve ormanı yaktı.

Fores ingilizcede ne demek, Fores nerede nasıl kullanılır?

Foresail : Tirinket yelkeni. Trinketa yelkeni. Pruva yelkeni. Tirinket. Velestralya yelkeni. Ön yelken. Trinketa.

Foresails : Tirinket yelkeni. Velestralya yelkeni. Trinketa yelkeni. Ön yelken. Pruva yelkeni. Trinketa. Tirinket.

 

Foresaw : Önceden görmek. Önceden görmüş. Geleceği görmek. İleriyi görmek.

Foresaw the future : Geleceği görmüş. Gelecekte ne olacağını görmüş.

Foresee : Önceden görmek. Ummak. Geleceği görmek. Hissi kablel vuku. Tahmin etmek. Önceden bilmek. Sezmek. Önceden sezmek. Öngörmek. İleriyi görmek.

Foreseeable : Tahmin edilebilir. Önceden görülebilen. Önceden görülebilir. Öngörülebilir. Sezilebilen. Tahmin edilebilen.

Foreseer : Geleceği söyleyen kimse. Kahin. Tahminler yapan kehanette bulunan kimse.

Foreseen danger : Önceden bilinen tehlike.

Foresees : Önceden bilmek. Öngörmek. Sezmek. Önceden görmek. Ummak. Tahmin etmek. Geleceği görmek. Hissi kablel vuku. Önceden sezmek. İleriyi görmek.

Foreseen : Önceden haber verilmiş. Tahmin edilmiş. Öngörülen. Önceden görülmüş. Önceden söylenmiş. Ön görülmüş.

İngilizce Fores Türkçe anlamı, Fores eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Fores ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Frontmost : En ön. Ön tarafta en uzakta bulunan. İleride en başta bulunan.

Terra firma : Kuru arazi. Kara toprak. Kara. Toprak. Yeryüzü.

Bows : Boyun eğme. Fiyonklar. Baş. Başla selamlama. Reverans.

Solid ground : Sağlam zemin. Katı temel. Katı zemin. Sağlam temel. Güçlü temel.

On the table : Masanın üzerinde.

Foregrounded : Ön plana almak. Önalan. Önplan. Ön plan.

Timberland : Ormanlık arazi. Kerestelik ağaçların yetiştiği arazi.

Ahead : İleri doğru. İleri. İleriye. İlerde. İleriki. Önümüzde. İleride. Başlamak. Önceden.

Earth : (bitki kökünü) toprakla örtmek. Yer. Topraklamak. Toprakla örtmek. Üzerinde yaşadığımız gezegen. Örtmek. Güneş dizgesinde, güneş'e uzaklık sırasıyla üçüncü gezegen. Yeryüzü. Yeryuvarı. Toprak.

 

Leading : Kurşun çerçeve. Öncülük eden. Yol gösterme. Başlıca. En önemli. Yöneten. Kılavuzluk. Kurşun kaplama. Önemli. Temel.

Fores synonyms : tree farm, old growth, second growth, riparian forest, cephalad, ground, before time, anteing, foreground, prows, fore, botany, elementary, in limine, for starters, first, front, rainforest, tree, foretop, sylva, in advance, anterior, anted, firsts, underbrush, early, preliminary, virgin forest, wood, ante, bow, foregrounds.

Fores zıt anlamlı kelimeler, Fores kelime anlamı

Fauna : Belirli bir coğrafi alanda bulunan hayvan türlerinin tümü. Fauna. Hayvanların yaşadığı bölge. Hayvanat. Bir bölgenin özgün kendine has hayvan yaşamı. Biyoloji, coğrafya, veterinerlik alanlarında kullanılır. Bölge hayvanlarının tümü. Bir ülke, bölge, özel bir çevre ya da devreye has tüm hayvanlar. Hayvan topluluğu. Bir ülkede, yetiştirme işlemlerine bağlı olmadan yaşayan ve çoğalan hayvanların tümü. a. bk. asalakbilimsel direy.

Rear : Arkadaki. Kaldırmak. Büyütmek. Bakmak. Dikmek. Yükseltmek. Geri. Şahlanmak. Beslemek. Art.