On the table türkçesi On the table nedir

  • Masanın üzerinde.
  • Önde.

On the table ile ilgili cümleler

English: Ali laid his cards down on the table with a smile.
Turkish: Ali bir tebessümle kartlarını masaya koydu.

English: Ali left some money on the table for you.
Turkish: Ali sizin için masaya biraz para bıraktı.

English: Ali drummed his fingers on the table nervously.
Turkish: Ali sinirle masanın üstünde parmaklarıyla davul çaldı.

English: Ali left something on the table for you.
Turkish: Ali senin için masanın üstüne bir şey bıraktı.

English: Ali put a cup of coffee on the table in front of Mary.
Turkish: Ali Mary'nin önündeki masaya bir fincan kahve koydu.

On the table ingilizcede ne demek, On the table nerede nasıl kullanılır?

On : Civarında. Yönünde. De. Açık. Üstünde. Esnasında. Çakırkeyif. Giyilmiş. E doğru.

The : Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belgili tanımlık.

Table : İç içe geçme ayaklarıyla yüksekliği ayarlanabilen masa biçiminde atlama aracı. Cetvele yazmak. Keste. Listeye geçirmek. Tartışmaya sunmak. Üzerinde masatopu oynamağa yarayan, uzunluğu 274 cm., genişliği 152,5 cm., yerden yüksekliği 76 cm. olan, üstü koyu donuk boyalı, kenarlarına oyun alanını belirten 2 cm. kalınlığında beyaz çizgiler çekilmiş masa. Sunmak. Ertelemek. Gözlemleri incelenen değişkenin çeşitli değer ya da seçeneklerine göre dağıtarak döküme sokan dağılım alanı. Yemek.

 

Banged on the table : Masayı yumrukladı. Masaya vurdu.

Be on the table : Görüşülmesi ileri bir tarihe bırakılmış olmak (tasarının veya meselenin). (tartışılmak üzere) masaya gelmek. Tartışılması ileri bir tarihe bırakılmış olmak (tasarının veya meselenin). Teklif edilmiş olmak.

On the chance that : Ümidiyle.

On the chance : Eğer şans eseri olursa. Ümidiyle. - olması durumunda. Olur da. Şansa tafih.

On the breadline : Çok yoksul.

Laid his cards on the table : İçini döktü. İçinde olan her şeyi açığa vurdu. Samimi bir şekilde açıkladı.

On the alert : Hazırlıklı. Alarm durumunda. Tetikte. Uyanık. Teyakkuz halinde.

İngilizce On the table Türkçe anlamı, On the table eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak On the table ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Fores : İlk. Başta. Öndeki. Baş taraf. Pruva. Başa doğru. Ön taraftaki. Ön. Önde olan.

Fore : İlk. Önde olan. Başa doğru. Ön. Başta. Pruva. Ön taraftaki. Baş taraf. Öndeki.

Ahead : Öndeki. Gelecekte. İleri doğru. Başlamak. Önden. İleride. İleriye. Geminin baş tarafında. Önümüzde.

Up front : Açık. Dürüst. Belli. En önde. Belirgin.

In front : Önce. Başta. Kafada. Önceden. Önden.

Before : Önünde. Önce. Daha önce. Karşısında. İlerisinde. Bundan önce. Evvel. Önceden. -meden önce. Karşı.

 

Upfront : Belli. Doğru. Ön ödeme. Dürüst. Belirgin. Aşikar. Açık.

In advance : Peşin. Peşin olarak. Önünde. Önceden. İşin başında. Zamanından önce. Önden (ödeme). İleride peşin olarak. Peşinen. İleride.

Ex ante : Tahmin edilen. -de teslim. Uygulama öncesi. -den dışarı. Olay gerçekleşmeden önce. Beklenen anlamında sıfat. Önceden tahmin edilen. Planlanan. Umulandan önce.

Out front : Önünde.