Fusing türkçesi Fusing nedir

Fusing ile ilgili cümleler

English: Ali is refusing to tell us what happened.
Turkish: Ali olanları bize söylemeyi reddediyor.

English: Am I confusing you?
Turkish: Kafanı karıştırıyor muyum?

English: Ali is refusing to help us.
Turkish: Ali bize yardım etmeyi reddediyor.

English: Ali has been refusing to take his medicine.
Turkish: Ali ilacını almayı reddediyor.

English: Ali is refusing to pay his bills.
Turkish: Ali faturaları ödemeyi reddediyor.

Fusing ingilizcede ne demek, Fusing nerede nasıl kullanılır?

Fusing point : Füzyon noktası. Ergime noktası. Ergime çekidi.

Confusing : Şaşırtma. Karıştıran. Çetrefil. Komplike. Karışık. Şaşırtıcı. Muğlak. Kafa karıştırıcı. Şaşırtan.

Confusingly : Şaşırtarak. Hayret verici bir şekilde. Komplike bir şekilde. Kafa karıştırıcı bir şekilde.

Defusing : Tansiyonu düşürmek. Yatıştırmak. Etkisiz hale getirmek. Etkisiz hale getirme (bomba).

Diffusing : Nüfuz etmek. Dağılmak. Dökmek. Tamim. Dağıtmak. Yayılma. Yayılmak. Yaymak. Karıştırmak.

Fusinite : Odun kömürüne benzeyen bir çürüntü. Füzinit. Çürüntü kömür. Kömür maseralı.

Refusing : Ayak diremek. Kabul etmemek. Karşı koymak. Geri çevirmek. İzin vermemek. Reddetme. Kaçınmak. Reddetmek. Direnmek.

 

Transfusing : İlham vermek. Damardan vermek. (kan) nakletmek. Aktarmak. Transfüze. Aşılamak. Nakil yapmak. Kan vermek. Serum vermek.

Suffusing : Saklamak. Yayılarak belirli bir renge boyamak. Doldurmak. Bürümek. Kızartı. Üzerine yayılmak. Yayılmak (sıvı). Kaplamak.

Diffusing screen : Yarı saydam yayıcı siperlik (ekran). Geniş bir yüzeye dağıtarak ışıklılığı azaltmak üzere bir ışıklığın lambalarını örten, yarı saydam maddeden, büyük yüzeyli siperlik. Yayındırıcı ekran.

İngilizce Fusing Türkçe anlamı, Fusing eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Fusing ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Intone : Makamlı okumak. Monoton bir makamla okumak. Monoton bir sesle söylemek. Ton vermek. Belirli bir ses vermek.

Flux : Sürekli değişiklik. Değişim. Akış. Yükselme. Oynaklık. Değişkenlik. Akıtmak. Met. Akma.

Descant : Beste. Hararetli konuşma. En yüksek sesten şarkı söylemek. Melodi. En yüksek sesle şarkı söylemek. Birkaç sesle okunan parçada en yüksek ses. Nağme. Şarkı söylemek. En yüksek ses. Hararetle okumak.

Quaver : Ses titreterek söylemek. Titrek sesle şarkı söylemek veya konuşmak. Titremek (ses). Sesini titretmek. Titreme. Titrek sesle söylemek. Sesi titretme. Sekizlik nota. Ses titremesi. Tril.

Harmonize : Uydurmak. Uyumlu olmak. Düzen vermek. Uyum sağlamak. Ahenkleştirmek. Armonisini yapmak. Ahenkli olmak. İmtizaç etmek. Bağdaştırmak. Uymak.

Lysis : Liz. Lizis. Hastalığın gerilemesi. Liziz. Kırım. Kesilme. Göze çözülmesi. Hücre çözülmesi. Hücrelerin eriyip yok olması.

 

Meltdown : Tümerime.

Interpret : Anlamını açıklamak. Tercüme etmek. Oynamak. Tercümanlık yapmak. Sözlü tercüme yapmak. Canlandırmak. Tabir etmek. Tercümanlık etmek. Değerlendirmek.

Speak : Çalmak. Düşünceleri iletmek. Haberleşmek. Tekellüm etmek. Ses çıkarmak. Bilmek. Söylemek (gerçeği veya sözü). Konuşma yapmak. Göstermek (özellik). Söylemek.

Fusing synonyms : solmizate, interfacing, harmonise, hum, vocalise, warble, utter, fluxation, minstrel, verbalize, mouth, ablation, thawing, deliquescence, chorus, sing along, vocalize, dissolving, buckrams, place, cantillate, troll, smelting, wadding, hymn, tela, meltdowns, fusion, render, madrigal, deliquescent, melting, ablations.