Gün nedir, Gün ne demek

  • Güneş.
  • Güneş ışığı.
  • İçinde bulunulan zaman.
  • Çağ, devir.
  • İyi yaşanmış zaman
  • Tarih.
  • Zaman, sıra.
  • Yer yuvarlağının kendi ekseni etrafında bir kez dönmesiyle geçen 24 saatlik süre.
  • Belirli günlerde ev hanımlarının konuk ağırlamak için yaptıkları toplantı.
  • Gündüz.
  • Bayram niteliğinde özel gün.

"Gün" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Aylıkları, günün ihtiyaçları karşısında devede kulak gibi kalıyordu." - R. N. Güntekin
  • "Bugün Fransızların günü imiş."
  • "Bütün gün yanında kalırdım." - A. Ağaoğlu
  • "Ama şu son günlerde büyük bir ilerleme olmuştu kadında." - A. Kulin
  • "Kız kardeşi üç yıl, bir gün olsun canı sıkılmadan yaşadı Tatvan'da." - N. Cumalı
  • "Yarın Ayşe Hanım'ın günü."
  • "Zavallı, gün görmedi."

Yerel Türkçe anlamı:

Güneş

Gün, güneş

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

Güneş'in öğleden art arda iki geçişi arasındaki zaman süresi.

Ortalığın aydınlık olduğu zaman aralığı.

Diğer sözlük anlamları:

Vakit, mesut gün, beklenilen kutlu gün.

Güneş.

Gündüz.

Gün isminin anlamı, Gün ne demek:

Kız ismi olarak; Güneş. Gündüz. İyi yaşanmış zaman. Erkek ismi olarak; Güneş. Gündüz. İyi yaşanmış zaman.

İngilizce'de Gün ne demek? Gün ingilizcesi nedir?:

day

Osmanlıca Gün ne demek? Gün Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

 

yevm

Gün hakkında bilgiler

Gün, günlük kullanımda yirmi dört saate karşılık gelen bir zaman birimidir. Bu süre yaklaşık olarak Güneş'in belli bir noktadaki meridyenden iki geçişi arasındaki zamanın yıl içerisindeki ortalamasıdır. Dünyanın uzak yıldızlara göre kendi ekseni etrafında bir tam tur yapması için gereken süreye yıldız günü denir, gözlemevlerinde kullanılan bu zaman birimi 23 saat 56 dakikadır.

Bir takvim günü, gece saat 24.00'dan (12.00 veya 00.00 olarak da adlandırılır) ertesi gece 24.00'a kadar olan saat dilimidir. Bununla birlikte 'gün' tabiri ile bazen, gündoğumundan ertesi gündoğumuna kadar olan zaman veya sadece gündüz kastedilir.

Bir haftada yedi gün vardır. Bunlar, Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi ve Pazar olarak adlandırılırlar. Haftanın günleri gece yarısı 24.00'da başlar ve ertesi gece aynı vakitte sona erer.

Bir yıl içerisinde 365 tam gün vardır. Bir ay içerisinde 28, 29, 30 veya 31 gün vardır.

Gün ile ilgili Cümleler

  • Gün ağarana kadar mahkumlara işkence ediyorlar.
  • Ali öylece çıkıp gitti bir gün.
  • Ertesi gün, bir jak meyvesi satın aldım.
  • Gün aşırı alışverişe giderim.
  • Ali öbür gün Boston'a gitmek zorunda söylüyor.
  • Piknik için mükemmel bir gün.
  • Gün aşırı dişçiye gider.
  • Güzel gün.
  • Ali sizi her gün arayacak.
  • Borsa bu yıl birkaç kez, tek bir gün içinde % 1'den fazla düştü.

Gün tanımı, anlamı:

Gün ağarmak : Tan yeri aydınlanmak.

Gün almak : Bir iş görmek için ilgili kişiden bir gün ayırmasını istemek, randevu almak. belirli bir yaşı bitirdikten sonra girdiği yaştan süre almak.

 

Gün atmak : Davayı ileri bir tarihe bırakmak. güneş doğmak.

Gün batmak : Güneş batmak.

Gün bugün : "içinde bulunduğun günü iyi değerlendir, bugün ne yapabilirsen kazancın odur" anlamında kullanılan bir söz.

Gün doğmadan kimliği söylenmez : "bir iş iyice belli olmadan sonucu hakkında yargı yürütülemez, yarın ne gibi durumlar veya olaylar çıkacağını kimse bilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gün doğmadan neler doğar : "beklenmedik bir sırada umut verici durumlarla da karşılaşma imkânı vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Gün doğmak : Sabah olmak.

Gün eylemek : Gün geçirmek.

Gün geçirmek : Boş şeylerle vakit geçirmek.

Gün geçmek : Güneş çarpmak.

Gün gibi açık : Çok açık, çok belli.

Gün görmemek : Sıkıntı içinde yaşamak.

Gün güne uymaz : "bir günün işleri, durumları, şartları başka bir gününkine uymaz" anlamında kullanılan bir söz.

Gün kavuşmak : Güneş batmak, akşam olmak.

Gün koymak : Yapılacak bir iş için gün belirlemek.

Gün meselesi : Olması her an mümkün, sürekli gerçekleşebilecek durumda.

Gün ola harman ola : "bir gün onun da zamanı gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Gün saymak : Herhangi bir iş veya olayın belirlenmiş süresinin sonunu heyecanla beklemek.

Gün varken davarını eve götür : "işlerini en uygun zamanda yap" anlamında kullanılan bir söz.

Gün yemek : Hapis cezası almak.

Gün yüzü görmemek : Güneş ışığından uzakta kalmak, ışık görmemek. hiç kullanılmamak, yeni kalmak.

Gün yüzü görmemiş : Hiç kullanılmamış. çok ağır hakaret içeren. ortalığa çıkmamış.

Güne göre kürk giyinmek gerek : "kılık kıyafetimizi zamanın koşullarına uydurmalıyız" anlamında kullanılan bir söz.

Günlerden bir gün : Herhangi bir gün, önceden belli olmayan bir gün, vaktiyle.

Günleri gece olmak : Çok kederlenecek bir durum içinde bulunmak.

Günleri sayılı olmak : Bir yerde kalmak için ancak birkaç günü bulunmak. ölümü yakın olmak.

Günü dolmak : Hamilelikte çocuğun olması gereken süreyi tamamlamak, doldurmak. önceden belirlenmiş bir süreyi tamamlamak. ömrünü tamamlamak, eceli gelmek.

Günü gününe uymaz : Her zaman aynı durumda bulunmaz, kararsız.

Günü kurtarmak : Günün ağır koşullarını ve engellerini bir biçimde atlatmak.

Günü yetmek : Ölüm zamanı gelmek. gebe için doğum vakti gelmek.

Gününü doldurmak : Bir işin sona ermesi için gereken süreyi tamamlamak.

Gününü görmek : Kötü bir sonla karşılaşmak, cezaya çarptırılmak. çocuklarının iyi, mutlu günlerini görmek. aybaşı görmek.

Gününü göstermek : Tehdit yollu cezalandırmak.

Gününü gün etmek : Hiçbir şeyi dert edinmeyip gününü hoş geçirmek.

Gününü saymak : Kurtulamayacak hasta son günlerini yaşamak.

Günaşık : Ayçiçeği.

Günaşırı : Bir gün ara ile, iki günde bir.

Günaydın : "İyi sabahlar" anlamında sabahları söylenen bir selamlama sözü. Yeni mi farkına vardın? anlamında bir söz.

Gün balı : Güneşte bal koyuluğuna getirilmiş üzüm şırası.

Gün balığı : Lapinagillerden, kırmızı renkli, siyah benekli bir balık (Julis turcica).

Gün batımı : Güneşin ufukta kaybolması, gurup.

Gün batısı : Batıdan esen rüzgâr. Batı 270°'lik yön.

Günbegün : Günden güne.

Günberi : Dünya'nın, Güneş'e en yakın bulunduğu nokta.

Gün boyu : Bütün gün.

Gün dikilmesi : Tam öğle vakti, zeval.

Gün doğusu : Doğu 90°'lik yön. Doğudan esen rüzgâr.

Gündöndü : Ayçiçeği.

Gün dönümü : Gecelerin ve gündüzlerin uzamadan kısalmaya veya kısalmadan uzamaya döndükleri gün.

Gün durumu : Güneş'in dik açıklığının en büyük veya en küçük olduğu gün.

Güngörmez : Güneş ışığı almayan (yer).

Güngörmüş : Birçok hayat deneyimi bulunan (kimse). İyi yaşamış.

Gün gülü : Gelincik.

Gün günden : Günden güne.

Günısı : Güneş enerjisinden yararlanarak sıcak su elde etmeye yarayan düzenek.

Gün ışığı : Aydınlık.

Günindi : Batı, garp. Gurup zamanı.

Gün merkezli : Güneş'in merkezine göre tanımlanan, Güneş'in merkezinden bakıldığı varsayılarak ölçülen (bir yıldızın koordinatları).

Gün ortası : Öğle vakti.

Günöte : Yer yörüngesinin Güneş'e en uzak bulunduğu nokta, evç.

Gün tutulması : Güneş tutulması.

Gün tün eşitliği : Gece ile gündüzün eşit olması, ılım, ekinoks.

Gün yağmuru : Güneş çıkmışken yağan iri damlalı yağmur.

Gün yayı : Güneş'in gök küresinde bir gün boyunca çizdiği çemberin ufuk üstünde kalan parçası.

Gün yeli : Doğu rüzgârı.

Günden güne : Gün geçtikçe, gittikçe, gün günden.

Günebakan : Ayçiçeği.

Günler günü : Günlerce.

Günübirlik : Gelişigüzel. Bütün bir gün boyunca, gece kalmadan yapılan. Gece kalmadan aynı gün dönmek üzere, günübirliğine.

Günü geçmiş : Son kullanma tarihi dolmuş olan (yiyecek), bayat. Eski tarihli. Aybaşı olmamış.

Günü gününe : Tam vaktinde, her gün, gününde, tam gününde.

Günün adamı : Kendisinde zamanın gerektirdiği değerler bulunan kimse, zamane adamı. Zamanın gereğine göre yön ve tutum değiştiren kimse, zamane adamı. O günlerde çok sözü edilen kişi.

Günün birinde : Bilinmedik bir zamanda.

Ala gün : Yazın güneş bulut arkasında kaldığında oluşan gölgeli durum.

Artık gün : Artık yıllarda şubat ayına eklenen yirmi dokuzuncu gün.

Ay gün takvimi : Güneş'in görünen hareketlerine göre düzenlenmiş olan takvim.

Ay gün yılı : Hem Ay evreleri değişimi hem de Güneş'in gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alınarak düzenlenmiş olan takvim yılı.

Ek gün : Bankacılıkta borç senetlerinin, bankalara ödenmesi için vade tarihinden başlayarak tanınan iki gün, opsiyon.

Ertesi gün hapı : Korunmasız cinsel ilişki sonrasında 72 saat içinde gebeliğin engellenmesi amacıyla kullanılan bir tür doğum kontrol yöntemi, ertesi sabah hapı.

Her gün : Süreklice, sürekli olarak.

İyi gün : Refah ve huzur içinde geçen zaman.

İyi gün dostu : Dostlarının sıkıntılı zamanlarında onlardan kaçan kimse.

Kara gün : Üzüntülü, sıkıntılı zaman.

Kara gün dostu : Sıkıntılı günlerde de dostluğunu sürdüren ve yardımcı olan kimse.

Mübarek gün : Dinî bakımdan özelliği ve önemi olan gün.

Öbür gün : Yarından sonraki gün.

Ön gün : Arife.

Öte gün : Geçen gün, yakın günlerden birinde.

Tam gün : Yasalara göre kabul edilmiş olan bir iş günü süresi.

Ana baba günü : Karmakarışık durum. Kargaşa içindeki kalabalık.

Arife günü : Dinî bayramlardan önceki gün.

Aşure günü : Aşurenin pişirildiği muharrem ayının onuncu günü.

Bayram günü : Sevinç yaşanılan gün. Bayrama rastlayan, bayramın kutlandığı gün.

Çalışma günü : İş günü.

Doğum günü : Bir kimsenin doğduğu gün.

Güneş günü : Güneş'in, Dünya'nın bir noktasındaki meridyen düzleminden arka arkaya iki kez geçmesi arasındaki süre.

Halk günü : Vali, belediye başkanı vb.nin sorunlarını dinlemek için halkla görüştüğü gün. Tiyatro, sinema vb. eğlence yerlerinin düzenledikleri ucuz matine, halk matinesi.

Hesap günü : Kıyamet.

İmza günü : Yazarların eserlerini okurlarına hatıra olarak imzaladıkları gün.

İş günü : Tatil günleri dışında kalan, çalışılmak üzere yasayla belirlenmiş gün, çalışma günü.

Kabul günü : Ev hanımlarının konuk ağırladıkları belirli gün.

Kandil günü : Kandil gecesinden önceki gün.

Kış günü : Soğuktan kaynaklanan elverişsiz zaman dilimi.

Kıyamet günü : Kıyamet.

Mahşer günü : Kıyamet.

Okuma günü : Bir yazarın konuklara kitabının tanıtımını yaptığı, kitaptan bölümler okuduğu gün.

Paça günü : Paça çorbası ziyafeti çekilen düğünden sonraki gün.

Yaş günü : Birinin doğduğu günün yıl dönümü.

Yıldız günü : Dünya'nın yıldızlara göre tam bir dönüşü için geçen süre.

Güneş : Gezegenlere ve yer yuvarlağına ışık ve ısı veren büyük gök cismi. Güneş ışınlarının ve ısısının etkilediği ortam.

Gündüz : Günün sabahtan akşama kadar süren aydınlık bölümü. Gündüz vaktinde.

İçinde : Ortamında. Süresince, zarfında. ... ile dolu bir biçimde.

Zaman : Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Çağ, mevsim. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Belirlenmiş olan an. Dönem, devir. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri.

Sıra : Ardı, arkası, önü ve yanı kelimelerinden sonra gelerek tamlamalar kuran ve "ardından, arkasından, önünden, yanından, beraberinde" anlamlarında kullanılan bir söz. Nöbet. Düzen. Belirli bir düzene ve niteliğe göre dizilme durumu. Bu biçimdeki topluluğun durumu. Tahtadan oturak. Yan yana, art arda olan şey veya kimselerin tümü, dizi. Dershane, meclis vb. yerlerde kullanılan ve oturup yazı yazacak biçimde yapılmış olan mobilya. Bir şeye ayrılan, uygun görülen veya rastlayan zaman.

Çağ : Büyük bez veya deri torba, cav. Lavabo, banyo. Parmaklık, korkuluk. Hamam, duş, banyo vb. yerlerde atık suyun akmasını sağlayan delik.

Devir : Sürekli ve düzenli değişme, çevrim. Bir malın mülkiyetini veya bir mal üzerindeki hakkı bir başkasına geçirme. Dönme, dönüş. Bir görevin bir kimseden bir başkasına geçmesi. Dolaşma. Kendine özgü bir özellik taşıyan zaman parçası. Aktarılma. Bir hareket, birbirinin aynı olan ve eşit zamanlarda yapılmış olan başka hareketlerden oluştuğunda hareketlerin her biri veya bunların yapılması için geçen her zaman aralığı, periyot.

İyi : Esen, sağlıklı. Yerinde, uygun. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde. Öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan orta ile pekiyi arasındaki not. Doğru olan. Yeterli, yetecek miktarda olan. Bol, çok, aşırı. İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı. Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren.

Bayram : Sevinç, neşe. Millî veya dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler. Özel olarak kutlanan gün.

Özel : Benzerlerinden ayrılmasını sağlayan bir özelliği olan, spesiyal. Her zaman görülenden, olağandan farklı. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan, spesiyal. Devlete değil, kişiye ait olan, hususi, resmî karşıtı. Bir kişiyi ilgilendiren, hususi, zatî. Ayırt edici bir niteliği olan. Dikkate değer.

Gün : Çağ, devir. Güneş ışığı. İçinde bulunulan zaman. Gündüz. Güneş. İyi yaşanmış zaman. Bayram niteliğinde özel gün. Zaman, sıra. Belirli günlerde ev hanımlarının konuk ağırlamak için yaptıkları toplantı. Yer yuvarlağının kendi ekseni etrafında bir kez dönmesiyle geçen 24 saatlik süre. Tarih.

Tarih : Bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren söz. Tarih kitabı. Tarih dersi. Bir konuyu geçmişi ve gelişimi içinde inceleyen anlatı. Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyeti inceleyen bilim.

Gün açılmak : Hava açılmak, güneş ortaya çıkmak.

Gün ağarması : Güneş doğmadan önce başlayan ve süresi eşlekten eksenucu çemberine doğru giderek artan yarı aydınlık durum, bk. alacakaranlık. Gün doğmadan bir süre önce ortalığın aydınlanması.

Gün aktarılmak : Güneş zevale dönmek, gurup etmek.

Gün anasına kavuşmak : Güneş batmak.

Gün anaya inmek : Güneş batmak.

Gün anaya kavuşmak : Güneş batmak.

Gün ayağu dururken : Güneş henüz batmamışken.

Gün aydınlığı : Güneş ışınlarının Yer hava yuvarında dağılmasından ileri gelen gündüz aydınlığı.

Gün başına : Her gün.

Gün batı : Batıdan esen yel.

Diğer dillerde Gün anlamı nedir?

İngilizce'de Gün ne demek? : [gun] n. device with a metal tube through which bullets or other missiles are fired; rifle; pistol; cannon; professional killer (Slang)

v. shoot, fire; dramatically increase the speed of, accelerate rapidly

n. gun, device with a metal tube through which bullets or other missiles are fired, rifle, pistol, cannon

Fransızca'da Gün : jour [le], journée [la], clarté [la], lumière [la]

Almanca'da Gün : n. Tag

Rusça'da Gün : n. солнце (N), день (M), сутки (PL), срок (M), дата (F)

adj. дневной