Groaning türkçesi Groaning nedir

Groaning ile ilgili cümleler

English: Ali is groaning.
Turkish: Ali inliyor.

English: Ali started groaning.
Turkish: Ali inlemeye başladı.

English: Ali was groaning in pain.
Turkish: Ali acı içinde inliyordu.

Groaning ingilizcede ne demek, Groaning nerede nasıl kullanılır?

Groan : Ihlamak. İnildemek. Ah etmek. Sızlanma. İnlemek. Figan. Figan etmek. Gıcırdamak. İnilti. Sızlanmak.

Groaned : Figan. Sıkıntı. Gıcırdamak. Ihlamak. Ah etmek. İnlemek. Sızlanmak. İnildemek. Figan etmek. Sızlanma.

Groaner : Figan eden kimse. Soğuk veya kötü veya bayat espri. Ah eden kimse. İnleyen kimse.

Groaners : İnleyen kimse. Ah eden kimse. Figan eden kimse. Soğuk veya kötü veya bayat espri.

Groans : İnildemek. Sızlanmak. Ihlamak. İnlemek. Figan etmek. Gıcırdamak. Ah etmek. Sızlanma. Sıkıntı. Figan.

Maize groats : Mısır kırması. Mısır tanesi bütününün öğütülmüşü veya kırılmışı olan, % 4'den fazla yabancı madde içermeyen bir ürün.

Groat : 4 penilik eski ingiliz gümüş parası. Dört peni değerinde olan gümüş para (eskiden ingiltere'de kullanılan).

Groats : Kırma hububat. Kabuğu çıkarılmış buğday veya yulaf. Kırma. Kabuksuz tahıl. Öğütülmemiş tahıl. Dövülmüş kabuksuz hububat.

 

İngilizce Groaning Türkçe anlamı, Groaning eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Groaning ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Association : Bağlaşı. Olaylar ya da değişkenler arasında bir bağıntının bulunduğu izlenimini veren birlikte değişme. Bilgisayar, biyoloji, hukuk, eğitim, fizik, kimya, uzay, gramer, ekonomi, sosyoloji alanlarında kullanılır. Dernek. Arkadaşlık. Birlik. Ekonomik ya da yasaların yasaklamadığı diğer konularda kurulmuş olan örgüt. Ocak. Akla getirme. Özdeciklerin, aralarındaki fiziksel kuvvetler nedeniyle oluşturdukları toplu durum.

Social group : Toplumsal küme. Birlikte dışarı çıkan ve sosyal işlev kapsamında bir araya gelen insanlar grubu. Türlü etkileşmelerle sürekli olarak bir arada tutulan birden çok sayıda bireyden kurulu toplumsal birim. Sosyal grup.

Population : Kantitatif karakterler gibi bazı değişkenlerin ölçülmesi için örneklerin alındığı çok sayıda bireylerden oluşan grup; belli bir bölgede yaşayan bir türün bireyleri. Kütle. Genel olarak, yaş, kimyapı, uzay dağılımları ve hızları bakımından benzer özellik gösteren dizgelere (özellikle samanyoluna) ilişkin yıldızlar kümesi. öbek ı yıldızları, samanyolu düzlemi yöresine dağılmış, daha çok sarmalın (spiral) kollarında yığılmış yavaş yıldızlar; öbek ıı yıldızları, samanyolunun dışına doğru dağılmış, dikeyhızları yüksek (50 km/sn, den fazla), çoğu rr lyr tipinde olan yıldızlardır. Popülasyon. Populasyon. Ahali. Var olan şeylerin insan zekasıyle kavranabilen bütünü ve özellikle gök varlıklarının tümü. sayılama bakımından gözlenebilir durumda olan ve birtakım ortak özellikler taşıyan birey ya da nesnelerden oluşan kümeye verilen ad. Yığılım. Sekene. Ana kitle.

 

Abstraction : Bir bütünün bir niteliği, bir ilişkisi üzerinde özellikle durup, öbür öğelerini göz önünde bulundurmama. Eğitim, sosyoloji alanlarında kullanılır. Soyutlama. Zihnin, gerçekte ayrı ve başlı başına bir varlığı ya da özelliği olmayan bir şeyi, bağımsız olarak ya da öteki özelliklerden ayırarak düşünmesi.

Electron shell : Elektron kabuğu.

System : Aralarında karşılıklı işlevsel bağlılıklar bulunan bir dizi öğenin oluşturduğu bütünlük. Yapı. Bilgisayar, bilişim, fizik, kimya, uzay, sosyoloji, veterinerlik, jeoloji alanlarında kullanılır. Şebeke. Yöntem. Katman. Düzen. Yerbilimin zaman birimlerine ilişkin bir dönem süresince oluşmuş katman topluluğu. Üzerinde ölçme yapılan ya da söz konusu olan belirli nesneler topluluğu. Usul.

Series : Türküm. Zincir. Genel olarak aynı kişi ya da kuruluşça yayımlanan, ortak bir konuyu değişik açılardan ya da değişik bölümleriyle inceleyen yapıtların oluşturduğu bütün. Seri. Sinema, televizyon, jeoloji alanlarında kullanılır. Dizi film. Yerbilimin zaman birimlerine ilişkin bir dönem süresince oluşmuş katmanlar. Dizi. Grup. Konu, tutum, deyiş yönünden birbirine bağlı olan; aynı oyuncular, aynı çevirim takımıyla gerçekleştirilen filmler. tv. birbirinin devamı olan, aynı takım ve genellikle aynı oyuncular tarafından gerçekleştirilen televizyon izlenceleri. konusu kendi içinde bir izlence dolduracak biçimde parçalara ayrılmış, her biri öbürünün devamı olarak belirli aralıklarla yayınlanan televizyon izlencesi.

Howlings : Uğultulu. Uluyan. Uluma. Kasvetli. Muazzam. Çok büyük. Uluma sesleriyle dolu.

Mass : Küme. Bir araya gelmek. Çok kişiyi ilgilendiren. Yığın. Bir cismi ivdirmek için uygulanan kuvvetle, bu kuvvetin oluşturduğu ivme arasındaki değişmez oran; cismin özdek olarak tutarı. Kilise ayini. Toplamak. Yığmak. Bilgisayar, fizik, kimya, sosyoloji alanlarında kullanılır. Seri.

Cloud : Küme. Bozmak. Bulut. Karaltı. Havayuvarında asılı durumdaki su damlacıkları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğunluk kazanmasıyla oluşan; biçimleri, yükseklikleri ve yol açtıkları hava olaylarıyla birbirinden ayrımlı yığınlar. Korku ya da üzüntü kaynağı olan şey. Bulanmak. Berbat etmek. Karartmak.

Groaning synonyms : rare earth element, biotic community, ethnos, lanthanon, lanthanoid, abstract entity, biological group, whimpers, actinoid, the great unwashed, arrangement, humanity, moans, plangent, whimperer, actinon, humankind, moaned, moaner, group, swarm, barrier, accumulation, groan, people, collection, citizenry, humans, straggle, kingdom, whimpering, circuit, grate.

Groaning zıt anlamlı kelimeler, Groaning kelime anlamı

Cenogenesis : Senojenetik. Senojenez. Türünün karakteristiğini göstermeyen embriyonik gelişim (biyoloji terimi).

Palingenesis : Palinjenezi. Paleojenez. Palinjeni. Yeniden doğma.

Nondevelopment : Gelişmeme. Kalkınmama.

Groaning antonyms : pleased.